Yaşama çağrı...

Güneşli bir şubat günü...
Güneşli bir şubat günü... Kuşların cıvıltısını duyuyorum, hercailerin, petunyaların rengini görüyorum, kokularını duyuyorum... Ne güzel...

Ben her zaman beni üzen olayları unutmaya hazırımdır. Bu huyumu da çok severim. Değiştiremeyeceğimi bildiğim konularda asla ısrarcı olmam. Her zaman hedeflerim, amaçlarım ve HAYALLERİM vardır... Hem de alabildiğine zengin...

Hayal kırıklıkları ya da aksilikler için de aralık kapı bırakırım; yanılma payı yani... O zaman beklentilerin insanı yıpratmadığını öğrendim...

Yaşamda mutluluk bilinciyle yaşamalıyız... Mutluluğu 'sislerle kaplı geçmişte' ya da ' hayal edilen gelecekte' değil, şimdide aramayı, bulmayı, yaşamayı öğrenmeliyiz...

' bilge ya da harika
şefkatli ve anlayışlı
sabırlı ve affedici olmayı seç
mutlu olmayı seç...'
(Tanrı ile Dostluk)

Kısacası seçtiklerimiz bizimle oluyor:
Seçimlerinizden ne kadar hoşnutsunuz?
Kendinizle hesaplaşmaya var mısınız?
Ürkseniz de korksanız da bunu zaman zaman yapmalısınız... Sevgiyle, hoşgörüyle...
ŞÜKÜRLER OLSUN...

yediğim lokmaya
içtiğim suya
soluduğum havaya
şükürler olsun...

gülümseyen yüze
sıcacık bakan göze
sevgiyle uzanan ele
şükürler olsun...


işiten kulağa
yürüyen ayağa
acıyan yüreğe
şükürler olsun...

paylaşan dosta
bölüşülen acıya
uzanan ele
şükürler olsun...

sevgiyi, umudu
güzel duyguyu
GÖNLÜME EKENE
şükürler olsun...

(Ayşe TURAL)
AŞK İNCELİKTİR, KORUMAKTIR, SORUMLULUKTUR...

Aşk, kalbin başlangıç tarihi gibi bir şey bence... Hani nasıl milat, tarihin başlangıcı sayılıyorsa... Aynen öyle...

Aşık olmadan önceki siz ve sonraki siz... Üstelik AŞK, hiç ummadığınız, hiç beklemediğiniz anda pat! diye karşınıza çıkıveriyor... Hem de son derece savunmasız olduğunuz bir anda... Belki de onun için daha kolay etkileniyorsunuzdur kimbilir?

Öyle bir büyü, öyle bir çekim gücü... Önceden düşündüğünüz ya da kafanızda tasarladığınız tipe uymayan, bambaşka birine aşık oluveriyorsunuz... MANTIK mı çoktaaaan devre dışı...

Ayşe TURAL
( Sevgililer Günü yaklaşıyor ya... )
Sessizce Sensizce

sessizce
en önemlisi sensizce
yaşamak nasılsa
öyle bir şey işte...

hüzün dallarda
düştüm düşeceğim edasındaysa...

yelkovan bir türlü
akrebin peşine düşmüyorsa...

güneş cimriyse
ışığını sakınıyorsa aydan...

şarkılara kulağını tıkamışsa
inadına yüreğim...

şimdilik beklemem lazım
mola zamanı...
Ayşe TURAL
........
İzlem Gürçağ Altuğra'nın mektubu...
' Genç kızlığa yeni yeni adım attığım dönemde tanıdım sizi çok değerli hocam.TMK 2C sınıfına devam ederken Türkçemizin dilbilgisi kurallarını sizden öğrenmek ayrı bir zevkti bizim için.Hepimizin adı yazan kağıtları masamızın üzerinde görmeye özellikle dikkat ederdiniz ki bizlere adımızla hitap edebilesiniz diye.Bu beni ayrıca onore ederdi.Adımla hitap ediliş,hele hele de sevdiğim bir öğretmenim tarafından olunca benim için tam bir motivasyondu...
Bugün sizden aldığımız sağlam temeller sayesinde birçoğumuz kariyer sahibiyiz.Henüz ortaokul sıralarındayken bir gün hocamla oturup kahve içerek sohbet etmek,güzel bir hayaldi belki de bizim için...
Bugün o hayal gerçek oldu...
Sizi seviyorum hocam
İzlem Gürçağ Altuğra

AŞKIN KUM SAATİ

gece yarısını vururken saatler
aklıma düşer
bakışların
bakışlarını özlerim...

ne zaman bir nihavend çalsa
mırıldanır dudaklarım
dudakların düşer aklıma
dudaklarını özlerim...

yağmurlardır büyüten özlemleri...
sahile vurdu gönlüm
su yandı
kum yandı
zambaklarsa alabildiğine özgür...

güneşi uğurla
aydınlık sabahlarda
umutlara...

Ayşe Tural

BÜTÜN DÜNYA O KAFES DEĞİL...

Yaşamın gizemlerini çözmeye çalışırken küçücük kafamın içinde, bazen çuvallıyorum... Yani anlamakta zorlanıyorum...

Özgürlüğüme çok düşkünüm mesela... Canımın istediğini yapmaya bayılırım. Kararlarımı kendim almaktan hoşlanırım... Bu nedenle de gençlerin / sınırlarını bildikleri/ özgürlüklerini yaşamalarını isterim. Kendi kişiliklerini geliştirmeleri açısından...

Eşler için de durum daha farklı değil... Bence tabi... Herkes kendi dünyasının kralı ya da kraliçesidir... Farkındaysa elbette... Bilmek ile uygulamak her zaman ayrı şeylerdir. Doğan Cüceloğlu bir kitabında 'Sizin hapishaneniz kaç metrekaredir? ' diye sorar. Sanırım benimki açıkhava hapisanesi... Bütün dünya benim...

Bazı insanlar, bir ömür kendilerini hapsettikleri ya da hapsedildikleri kafeste yaşarlar... Erkek ya da kadın fark etmez...

Bütün dünyayı o kafes zannederler. Bir gün gözleri açıldığında iş işten geçmiş olur. Kafesin kapısı açılır ama onlar, uçup gitmeyi bile göze alamazlar... Bilmedikleri ışıklı bir gökyüzü, pırıl pırıl güneş gözlerini kamaştırır. Oldukları yerde kalakalırlar...
Bu haber 181 defa okunmuştur

:

:

:

: