Sorun sistemsizlik

İngilizlerin dünyaca ünlü siyaset bilimcisi Samuel P Huttington “Medeniyetler çatışması” adlı kitabında doğu ve batı arasındaki temel farkın kültürel birikimler ve bu birikimlerin bir üst bileşkesi olan “medeniyetler” bazında yaşandığını ifade etmektedir.
İngilizlerin dünyaca ünlü siyaset bilimcisi Samuel P Huttington “Medeniyetler çatışması” adlı kitabında doğu ve batı arasındaki temel farkın kültürel birikimler ve bu birikimlerin bir üst bileşkesi olan “medeniyetler” bazında yaşandığını ifade etmektedir.

Günümüzde , dünya siyasetinde olanı biteni anlayıp yorumlayabilmek için son derece tutarlı bir teoriyi ortaya koyan bu kitap, içeriğinde ifade bulan unsurlar itibariyle Global Makro siyaset kadar, ulusal ve hatta bölgesel mikro siyaseti de anlayıp yorumlayabilmek için önemli ipuçları vermektedir. Ben biraz daha ileri giderek bu teorinin aynı zamanda günlük siyasete hatta yönetimlere ilişkin bir değerlendirme yapabilmenin de ipuçlarını ortaya koyduğunu düşünmekteyim.

Bence Kültürler ve tabii ki bunların bir çatı kurumunu oluşturan medeniyetler arasındaki en temel fark, Batı medeniyetinin iş ve işlemlerini sistematik bir bütünlük içinde ele almasına karşın, Doğu medeniyetinin sistemsizlik kaosunda çırpınmasında yatmaktadır.

Doğu kültürünün geçerli olduğu ülkelerin temel sorunu burada kendisini göstermektedir. “Sistemsizlik”. Şarklı ülkelerin Olayları bir sistem bütünlüğü içinde ele almalarını sağlayacak sistemleri ya yok, yada var olan bir sistemi o kadar kendilerine benzetmişler ki sistem olmaktan çıkmış.

KKTC’de ne yazıktır ki, kendisine yeterli ve işleyen bir sistemi bir türlü tam anlamıyla oluşturamamış ve bunun sıkıntılarını yaşayan bir ülke görüntüsünü vermektedir. Ülkede hayatın hangi yönüne bakarsanız bakın geçerli, güncel bir sistemin yokluğu veya yetersizliği kendisini hemen belli etmektedir.
Yapılaşmayı ele alalım. Soruyorum KKTC için bir MASTER YAPILAŞMA planımız var mı ? Varsa bu MASTER YAPILAŞMA Planı bir MASTER TURİZM PLANI ile bütünleştirilmiş mi? Yoksa her bölgede belediyeler kafalarına göre mi davranıyorlar. Son zamanlarda Girne’de, Magosa’da adeta bir Vandalizm görüntüsüne bürünmüş olan yapılaşma, betonlaşma, hangi sisteme göre sürüyor.
Batı şehirlerinin master planını yapar bu planlar gelişim, turizm ve sanayii ile eşgüdümlüdür. Batılı kafa, şehrin ancak o plan çerçevesinde büyümesine izin verir. Biz izin isteyene izni verir beton bloğu dikmesine seyirci kalırız. Batıda, örneğin: Fransa’da bir sokakta bir bina yapılacaksa, o arsanın önüne konulan bir panoda o binanın planı ve bitiminden sonra o sokağın alacağı yeni görüntü bir ay boyunca sergilenir. Mahalle sakinlerinden biri dahi geçerli bir sebeple itiraz ederse o bina yapılamaz. Bizde ise nasıl olduğunu herkes biliyor.
Soruyorum, Devletin kontrolünde iki üniversite var. Bu üniversiteler için devlet yıllık hedefler belirlemiş mi? Yoksa ne olursa olsun yarabbi şükür mü?. Bu üniversitelere yönetici atanırken hangi kriterlere göre atanıyor. Bir önce yönettiği üniversitede başarılı olamayan bir kişinin bir başka üniversitede yönetici olması mümkün mü? Veya kötü durumdaki bir üniversiteyi yeni Fakülteler açarak, yeni Bölümler açarak, etkin tanıtım yaparak, öğrenci memnuniyetini sağlayarak tekrar hayata geçiren, ona can veren bir kişinin görevine son verilmesi hangi yönetim sistemindeki hangi kriterlere uygundur. Atanmak için bölgeli olmak, temel şart olarak kabul edilebilir mi ?
Ya da çalıştığı kurumda hiçbir paydaşın çoğunluk memnuniyetini sağlayamamış bir yöneticinin yönetimde kalması doğru mudur. Yönetimde kalmasını sağlamak için bazı oyunlar yapılması etik midir ?
Soruyorum Su meselesini hangi düşünce tarzı bu hale getirdi diye. Sistem yaklaşımı mı? Sistemsizlik mi? Yahu bu kadar büyük bir yatırımla ilgili anlaşma yapılırken bu konu ile ilgili bütün konular masaya getirilip mutabakat sağlanmaz mı? Dağıtım ve tahsilat gibi iki önemli bir konu “istimi arkadan gelsin” anlayışı ile sonraya bırakılabilir mi? Biz bırakmışız. Batı ülkelerinde böyle bir şey mümkün değildir. Adamlar her şeyi önceden planlar hesaplar, tek tek anlaşmasını yapıp imzalı kağıtları kasalarına koyar ondan sonra başlarlar işe. Bu nedenle de işler sonradan “ Mesele “ haline gelmez. Tıkır tıkır yürür. Bizde ise su meselesi olur. Çünkü bizde sistematik düşünme alışkanlığı yoktur. Sonrasını düşünmeden başlarız işe.
Soruyorum, Trafik nasıl oldu da böyle bir canavar halini aldı diye. Batıda Trafik kazası olmaz mı? Olur. Ama olan gerçekten kazadır Çünkü Toplu taşıma imkanları tamamiyle temin edilmiştir. Araçların bakım ve kontrolünün günü gününe yapılması için gereken olanaklar sağlanmış, servis, bakım onarım, lastik değişimi gibi maliyetler araç sahibinin kolayca erişebileceği maliyetlere çekilmiştir. Bütün bu kolaylıklara karşın şayet bunların yerine getirilmemesinden doğan bir kaza olmuşsa da bu kez ceza ve diğer yaptırımlar, bunun sorumlusuna inanılmaz maliyetler yükleyecek şekilde yüksek tutulmuştur. Sonuçta kazalar asgari düzeyde kalır. Anlaşmazlıklar kısa sürede hallolur. Bu sonucu kim temin etmiştir: Sistem.
Doğuda ise birçok ülkede, toplu ulaşım imkanları yeterince temin edilmediği için kişiler zar zor, borç harç araç sahibi olurlar, bu borcu ödeme telaşıyla araçların bakım onarımı düzgün bir biçimde yaptırılamaz, denetim ve kontrol beklenen düzeyde olmadığı gibi cezalar da yeterince caydırıcı değildir. Sonuçta, ya alkollüdür, ya rot’u çıkar, ya süratle giderken lastiği patlar sonuçta kaza olur. Kör kör parmağım gözüne. Eh kazada adam dahi öldürse kısa sürede dışarı çıkar, manevi tazminatlar da ya yoktur ya çok düşüktür. Gelsin anlaşmazlıklar gelsin davalar. Sorumlusu kim: Sistemsizlik.
Şayet sistemsizlik varsa, o zaman birileri istedikleri gibi at koşturur. Kimse gıkını çıkartamaz. Galiba arzu edilen de bu.
Bu haber 247 defa okunmuştur

:

:

:

: