Deneyin bakalım...

Bu sabah, henüz gün ağarmadan uyandım. Gece zifiri karanlık sayılır. Ay da yok. Bir yerde okumuştum, gecenin en karanlık olduğu zaman, tam da o an başlarmış gün ağarmaya...
Bu sabah, henüz gün ağarmadan uyandım. Gece zifiri karanlık sayılır. Ay da yok. Bir yerde okumuştum, gecenin en karanlık olduğu zaman, tam da o an başlarmış gün ağarmaya... Tıpkı hayatımızda yaşadıklarımıza benzer durumlar gibi... Umutlarımızın tam da sona erdiği anda, yeni bir umut, yeni bir güneş giriverir hayatımıza... “ Sakın, umudunu kaybetme!” dercesine...

Hani başına ne geldiği değil de senin o gelene gösterdiğin tepkidir, cevaptır yaşamın bütünü, denir ya aynen öyle... Yaşamdaki her olaya, onu gözde büyütmeden çözülmesi gereken bir problem gibi bakmayı bilmek belki de... O zaman yollar arıyorsunuz çözmek için düğümü. Matematiksel problemlere dönüştürdünüz mü, çözüm yolları da üretiliyor ardından...

Hani iki kere ikinin dört ettiğini bilirsiniz... Sonucu değiştirmeyi kafanıza koymuşsanız, o zaman sayılardan birini değiştirmeniz gerekir.

Olay ya da bir durumda da taraflardan birinde değişiklik yapmak zorundasınız. Ya siz ya da karşınızdaki... Deneyin bakalım ama bilin ki gücünüz kendinizi değiştirmeye yetebilir ancak...

ÖĞREN

Tam bir yaşam tutkunu ol! Öğrenmeyi, başkalarını tanımayı, onların dünyalarına girmeyi, yüreklerine dokunmayı öğren...

Önce kendini öğren...
Önce kendini tanı...
Zayıflıklarını çöz...

Yüreğindeki fısıltıları dinle...
Onları şarkıya dönüştür...
Gözlerini kamaştıran güneşi, yanağını okşayan rüzgarı farket...
Kana kana içtiğin suyun hücrelerine yayılışını hisset...

İşte bu SENSIN...
Artık gökkuşakları senin içinde...

Ayşe TURAL

ANIN GETİRDİKLERİ...

Yaşımız ilerledikçe büyüklerimizden duyduklarımız daha bir hatırlanır olur... Belki de onların yaşlarını yaşamaya başlamışızdır da ondan...

' Anın getirdiğini bir ömür getirmez...' derler.

Başımıza gelenler her zaman tatlı ve hoş şeyler olmayabilir... Sevdiklerimizin kaybı, ayrılıklar, iş hayatımızın tepe takla olması, hayal kırıklıklarımız, beklentilerimizin gerçekleşmemesi gibi...

Her şeye karşın bunlar, hayatın sonu değildir. Katlanması, dayanılması ve üstesinden gelinmesi elbette ZORdur.. Ne var ki HAYAT devam eder...

Gücümüzü toplayıp / tıpkı suratının ortasına kocaman yumruk yemiş boksör gibi / yeniden ayağa kalkmalı ve hayata sımsıkı sarılmalıyız...

AŞKA DAİR

bu akşam
mis gibi bir fincan
kahve içer gibi
konuğu ol gönül soframın...

yüreğimin nilüfer beyazına
dokundur dudaklarını
sıcaklığında çözülsün
dağ başlarının buzu karı...

sana adasam göçebe akşamlarımı
birlikte koşar mı
nefes nefese
atlarımız?

Ayşe TURAL

YAŞAMIN YANKISI...

Bir baba, oğlunu yanına alarak ormanda yürüyüşe çıkar. Oğlunun ayağı takılır ve yere düşer. Canı yandığı için 'AHHH.' diye bağırır. Sesinin yankısını duyunca anlamaz, öfkeyle 'kim var orda, çık ortaya' diye bağırır... Gelen ses de öfkelidir...

Çocuk babasına dönerek ne olduğunu sorar. Baba da ona: DİNLE VE ÖĞREN,der.

Dağa doğru seslenir: HAYRANIM SANA... ses aynı şekilde yankılanır... SEN MUHTEŞEMSİN... aynı sözler kendilerine döner... Çocuk çok şaşırır...

Baba açıklar:
Dinle oğlum... Yaşam, daima sana senin verdiklerini geri verir... Çünkü YAŞAM yaptığımız davranışların aynasıdır.

Daha fazla SEVGİ istiyorsan daha ÇOK SEV...
Saygı istiyorsan önce sen insanlara SAYGI DUY...
Şefkat istediğinde ŞEFKATLİ OL...
İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan SABIRLI OLMAYI ÖĞREN...

' Yaşam bir TESADÜF değil, yaptıklarımızın aynada yansımasıdır...' der.

BIRAK AŞK GİTSİN

baharların kışa dönmüşse
üşümelerin yaz ortasında
yediveren gülleri dökülüyorsa ellerinden
bırak aşk gitsin...

cam kırığı hüzünler
kapında nöbetteyse
canıtezim, nar tanem, gözügüzelim
bırak aşk gitsin...

hançerlenmişse yüreğin
derinden derine akıyorsa
kan demeden
bırak aşk gitsin...

gül üstüne gül açmışsa
yabanılın bahçesinde
gözünün ışığına kurban olam
bırak aşk gitsin...

kanadı kırık martılar gibi
dönenip durma engininde
poyrazına yandığım
bırak aşk gitsin...

gözlerin kalakalmasın ardında
bir tas su olup akma
sana kalsın masalın
bırak aşk gitsin...

Ayşe Tural

YÜREĞİMİZİN SESİ...

Yüreğinizin sesini dinlemeyeli çok oldu mu? En son ne zaman o sese kulak verdiniz? Belki de sizler, sık sık onun sesini dinleyen şanslılardansınız... Dilerim öylesinizdir...

Son on yılların sorunu bu... Günlük koşuşmalardan tutun da, içinde yaşadığımız dünyada bize dayatılan lükse, paraya, mevki hırsına ve her konudaki bitmek bilmeyen daha...daha...daha...lara bağımlılığımız; / işte o ses / yüreğimizin sesini duymamıza engel oluyor.

Akşam yatağa yattığımızda, bedenimizin dışına çıkıp tepeden şöyle kendimize bakabilsek keşke... Gördüğümüz manzara, pek de hoşumuza gitmeyecek gibi... Tıpkı deniz hayvanları gibi, kabuğumuza çekilmiş gibi miyiz ne? Kendimizi dış dünyadan soyutluyoruz sanki...

İlişkiler yüzeysel ve küçük hesaplar peşinde koşuluyor. Napolyon’un “ Para... Para... Para...” deyişi gibi durmadan evler, arabalar, paralar... sayıklıyoruz. Eskiden bu kadar para mı vardı, yoksa son model arabalar ve evler mi ? Kat kat gökdelenler de...

Birbirimizden gitgide uzaklaştık, yabancılaştık. Bir selamı, ya da tebessümü esirger olduk çevremizden... Eskiden öyle miydi ya... O zaman sanki daha kanaatkardık, paylaşımcıydık ve en önemlisi içten dostluklarımız vardı...
KÜÇÜK ADAM

minik avuçlarında
dünyayı taşıyorsun
küçük adam...

gökyüzü
senin gözlerinde saklı
kalp atışların
yaşama sevincim...
her nefes alışın
yeni bir gün katıyor
ömrüme...
Bu haber 184 defa okunmuştur

:

:

:

: