Bu adam biliyor!

Sıradan bir hayatı olan sıradan bir adamın yazdığı yazıları okuyorsunuz her seferinde...

Sıradan bir hayatı olan sıradan bir adamın yazdığı yazıları okuyorsunuz her seferinde...
Sizden hiçbir farkı olmayan, aynı tasaları, aynı hüzünleri, aynı umutları, aynı atmosferi ve dünyayı paylaşan bir adamın yazılarını okuyorsunuz hep...
Kimi zaman uçuk-kaçık, kimi zaman tam usturuplu buluyorsunuz bu adamın söylediklerini...
Kimi zaman onun yazdıklarıyla tam da onun gibi depresyona giriyorsunuz, kimi zaman bir avucunuzun içine sığdırıverecek gibi oluyorsunuz tüm kâinatı, aynen bu satırları yazan adamın hissettiği gibi...

Beni sizden faklı kılan şey iki kelimeyi bir araya getirebilme yeteneği filan değil... Kimsenin ilgilenmediği alanlarda araştırmalar yapıp, onlar üzerinde kafa yorup fikir üretip bunları yazmak da değil. Tek farkı bu satırları yazan adamın; kendi içinde olup bitenleri çekincesiz paylaşma isteğidir... Her ne şart altında olursa olsun, kim ne der tasası taşımadan içinden geleni yazmasıdır bu satırları yazan adamın farkı sizden...

Bu adam çoğunlukla zaten sizin bilmediğiniz şeyleri söylemiyor... Bu adam zaten bildiğiniz ama üstüne sünger çekmeyi tercih ettiğiniz şeylerden bahsediyor... Bir çeşit anımsatma yapıyor... Saf aşk gibi, hayatın renkli yanları gibi... Hayatın sadece çalışıp didinmekten ibaret olmaması gerektiği gibi şeylerden bahsediyor...

Bu adam biliyor ki, hayalindeki düş perisini sizinle paylaşıp öyküsünün sonunda periye elini uzatırken sizin de yüreğinizden bir el kendi düş perisine uzanıyor... Bu adam biliyor...

Bu adam biliyor ki, açlıktan sınıfta bayılan çocuğu yazıp size, “Çevrenize bakın, mutlaka sınıfında açlıktan bayılan çocuklar vardır, bir el atın” diye yalvardığında, gözleriniz doluyor ve kıpır kıpır oluyor yüreğiniz... Bu adam biliyor...

Bu adam biliyor ki, sıradan bir insanı “kelebek”e benzetip ona hitaben bir yazı yazdığında hepinizin hayatlarında zaten mevcut olan ama bir türlü tanımlayamadığınız kelebekler gün gibi aşikâr ortaya çıkıyor, “işte be benim de kelebeğim buymuş da farkında değilmişim” diyorsunuz... Bu adam biliyor...

Bu adam biliyor ki, “Bir adamın sonsuzluğa ulaşma yolunu, kadının teninde kaybolmakta araması pek de mantıksız görünmüyordu artık” derken adamların kalbinin güm güm attığını ve heyecandan avuçlarının terlediğini hissetmek için müneccim olmaya gerek yok... Bu adam biliyor...

Bu adam biliyor ki, “Kadın gemisine yedeklenmiş bir filika olmaya çalışıyordu adam... Başka oluru yoktu ki! Bir ana yüreği taşımamaktaydı bu iri, bu kasvetli, bu omurga-kas-yağ kütlesi” derken bu satırları okuyan kadınların doğaları gereği taşıdıkları ana yüreklerinin çağlayan gibi taşarak bu cümleyi onaylıyor... Bu adam biliyor..

Bu adam biliyor ki, var olmanın ılımlı hallerini tarif ederken, ““Biliyor musun, sen hayatımın gülen yüzüsün. Ne zaman sana baksam ve sen o gülüşünü fırlatsan her şey anlamsızlaşıyor... Biliyor musun, sen hayatımın masum yüzüsün. Ne zaman seni görsem senin tüm o çocuksu ve sevecen tavırlarınla diğer her şey çok kirli görünüyor gözüme...” dediğinde tüm genç kızların ve genç erkeklerin, yüzlerine masum bir gülücük yerleşiveriyor her türlü tasadan uzak… Bu adam biliyor…

Bu adam tüm bunları kendinden biliyor… Yaşadığı, yaşattığı ve yaşatıldığı şeylerden dolayı biliyor… Tam da sizin gibi… Siz ne hissediyorsanız aynısını hissediyor da ondan biliyor…

Yoksa sizin bilmediğiniz bir şeyleri bildiği için değil, tam aksine sizin bildiklerinizi bildiği için…
Bu haber 4450 defa okunmuştur

:

:

:

: