Su ihale şartnamesi

Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC arasında su anlaşması imzalandı.
Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC arasında su anlaşması imzalandı.
Proje başladı, çalışmalar devam etti, son noktada kuzey Kıbrıs konuyu tartışmaya başladı.
İmzalar atıldı, ama tartışmalar bitmedi, bitmeyecek.
Hangi şartlarda olursa olsun, bir ülkenin su kaynakları özel bir şirkete devredilemez.
Hele burası gibi kimin eli, kimin cebinde belli olmayan, devlet ciddiyetinden uzak, kendi sorunları başına yıkılmış, varlığı ile yokluğu belli olmayan bir yapıda.
Bu ülkedeki ortam, siyasi kaygılar, her türlü suiistimale açık.
Vergi toplayamayan bir devlet, su gibi bir kaynağın anahtarını özel bir şirkete nasıl verebilir?
Ama en başından verildi.
ERCAN olayı gündemde değil, ama akıllarda, komite bir sonuç üretecek, çıkacak rapor Meclis Genel Kuruluna belki gelecek, fakat bağlayıcılık yok, olay kapanacak.
Bu acı bir tecrübe, hiç olmazsa bu su olayında bir emsal olsun, hazırlanacak su ihalesi her türlü suiistimal, eksiklik, yasa dışılık, keyfilik içermesin.
İstenenler en baştan boşluk oluşturmadan madde madde, tane tane belirlensin, şeffaf olsun ve sonradan ek sözleşme yapılmasın.
Her türlü ihtimale karşılık sağlam bir şartname ve ihale süreci hazırlansın.
Bunu da yüzümüze, gözümüze bulaştırmayalım, gizli kapaklı işler çevrilmesin, elini ovuşturanlara fırsat verilmesin.
Hiçbirimizin elinde olmayan, bazı gerçeklerimiz var.
Türkiye devleti ilişkimiz olan tek ülke.
Bu ilişkinin boyutları, temelleri, tartışılabilir, tartışılmalı da.
Türkiye hükümetlerinin buradaki ağırlığı bazı siyasilerimiz tarafından siyasi rakipleri için bir baskı unsuru olarak kullanılıyor.
Bazı siyasi partiler ve siyasetçiler Türkiye hükümetine yakın olmayı hep avantaj gördüler, bu avantajı yaratmaya çalıştılar, iktidar olmak, orada kalmak için her türlü siyasi oyunda kendilerine Türkiye hükümetlerini ortak yaptılar.
Her daim iltifat, her iki cümleden birinde abartılmış ifadeleri tekrar ettiler.
Hem küçük düştüler, hem de küçük düşürdüler.
Önyargı, tepki, şüphe hep bunların eseri.
Türkiye hükümetleri ve Türk halkını her zaman ayrı tuttum, bu ayırımı her zaman içinde yapacağım.
Türkiye’ye olan sevgi ve saygıyı sırf kendi için kullananlara hiçbir zaman saygı duymadım, duymayacağım da.
KKTC ayrı bir devletse, çözüm durumunda kurucu devlet olacaksa, bunun gerekleri yapılmalı.
Bunun gerekleri yapılmadığı için her adım, yapılmak istenen her şey tepkiden öte gidemiyor.
Kendimiz çaldık, kendimiz oynadık, “su anlaşması” diye bir anlaşma imzaladık.
Bu konunun sırf hayrına olmadığını, stratejik ve önemli bir adım olduğunu süreç boyunca söyledik, yazdık.
Bunu anlaşmanın imza töreninde, bizzat Türkiye Başbakanı Davutoğlu söyledi;
'Bu asrın projesinin hem KKTC'ye, Türkiye'nin ana sütü gibi helal suyunu gönderiyoruz, hem de stratejik bir yatırım yapıyoruz.
İnşallah önümüzdeki dönem bir barış gerçekleşecekse, bunun anlamı daha iyi ortaya çıkacak. Bu hat iki önemli ülkeyi de birbirine bağlama konusunda önemli bir hamledir. Tekrar hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Bütün soydaşlarımızın içme suyu meselesinin halledilmesiyle, Kıbrıs toprakları bereketli hale gelecek.”
Kıbrıs sorunu müzakere sürecinde garantörlük çok tartışılıyor ya, garantörlük artık sadece askeri güçle değil, ekonomiyle, parayla, ekonomik kaynaklarla şekilleniyor.
İşte Türkiye’nin stratejik su adımı da budur.
Bu haber 493 defa okunmuştur

:

:

:

: