Amadeus Motzart

Wolfang Amadeus Motzart’ın hayatı anlayanlar için tam bir ibret vesikası niteliğini taşıyan enteresan bir yaşamdır.
Wolfang Amadeus Motzart’ın hayatı anlayanlar için tam bir ibret vesikası niteliğini taşıyan enteresan bir yaşamdır.
Motzart bir harika çocuk olarak daha üç yaşındayken piyano çalmasını öğrenip o dönemin pek çok ünlü bestekarının eserlerini hatasız icra etmeye başlamıştır. Yedi yaşına geldiğinde ilk senfonisini besteleyen Motzart, onbir yaşındayken de ilk opera eserini bestelemiş ve sahnelenen bu eser büyük beğeni kazanmıştır.
Daha sonra Avusturya imparatorunun himayesine giren Motzart, müziğe çağdaş yorumlar getirmiş, o dönemde opera dili olan İtalyanca’nın dışına taşarak Alman dilinde operalar bestelemiştir. Bunların ilki olan “ Haremden Kız Kaçırma “ dünyanın en ünlü klasikleri arasında yer almaktadır.
Sosyal yaşamı da müziği gibi fırtınalarla dolu olan Motzart, o dönemde çapkınlıkları ile de en az müziği kadar ünlü olmuş, ancak toplumsal yaşama uymayan, hatta toplumla zıtlaşmaya varan bu davranışları nedeni ile giderek yalnızlaşmış, kendisini alkole vermiş ve genç yaşta, yaşamındaki aşırılıklarının sonucu yakalandığı amansız hastalığa yenik düşerek ölmüştür.
Yaşamı AMADEUS adı ile filme de çekilen Motzart’ın bu fırtınalarla dolu öyküsü her aklıma geldiğinde, onun yaşamındaki evreleri kendi yaşamımdan kesitlere yerleştirerek dersler çıkartmaya gayret ederim.
İnsan, ne kadar üstün niteliklere sahip olursa olsun, hatta Motzart gibi çağının ötesine taşınabilecek nitelikte eserler verebilecek kadar mükemmel bir üretkenlik derecesine ulaşabilse de yaşamını ve sosyal ilişkilerini düzenleyemediği takdirde yalnızlığa mahkum olmaktan kurtulamadığı bu derslerin en önemlilerinden birisidir.
Politikacılara baktığım zaman böylesi derslerle pek ilgili olmadıklarını, hatta tam tersi birçok konuda Mozart gibi üstüne üstüne giderek, kendilerini seçerek oraya gönderen iradeye ters düştüklerini görmekteyim. Seçilinceye kadar çalmadık kapı, sıkmadık el bırakmayanların, seçildikten sonra kendilerini nasıl bir megalomaniye kaptırdıkları, yüzlerine yerleştirdikleri sahte gülüşleri ve gönül okşamaya yönelik klişe lafları ile, karşılaşmalarınızı nasıl geçiştirmeye çabaladıkları hepimizin malumudur.
İşin acı tarafı ise, toplumca kendimizi kaptırdığımız Mazoşizm ile, bize bu kadar sahte davranışı reva gören, işlerimizi görmemekte direnen yani bize acı çektiren politikacıları tekrar tekrar seçmekteki gaip ruhsal yapımızdır. Ama yavaş yavaş bu davranış kalıbımızı değiştirmeye başladığımıza ve bundan böyle seçmeni yok sayanı bizim de yok sayacağımıza inanıyorum.
Sonuçta, İster kişisel davranışlarda isterse de gelinen makamlardaki icraatlarda Mozart’ın yaşamından çıkartılacak dersleri alıp bu dersi unutmadan davranmak esastır .Şayet bu unutularak, bazı makamların babadan kalma mülk olduğu zannedilir ve ilişkilerde özensiz, idarede taraflı, politikada yarını düşünmeden davranılırsa veya makam yolu ile vatandaşa eziyet reva görülürse sonunda yalnızlık kaçınılmazdır. Onlar da “ Motzart’ın kaderini paylaşırlar.
Bu haber 253 defa okunmuştur

:

:

:

: