“İşgalci” dediğin devleti muhatap almak

Zaman akıp gidiyor, zamana göre de çok şey değişiyor.
Zaman akıp gidiyor, zamana göre de çok şey değişiyor.
Değişim sadece siyasetçilerle olmaz, önemli olan politikaların değişmesi, vizyonlarla, düşüncelerle zamanı yakalamak gerek.
İnsanlar, yaşadıklarından, alışılmış çaresizlikten, statüko duvarını aşamamaktan bıktı, usandı ve boş vermişliği çare olarak gördü.
Bu durum bugün için de tercih ediliyor.
Belki de en kötüsü bu, “boş vermişlik” alışılmışlık.
Dünyada birçok şey değişiyor, bunlara ayak uydurmak bir yana, takip bile edemiyoruz.
Günün şartlarına göre politikalar üretilmeli, üstelik her konuda.
Türkiye ile AB anlaşmasından bir sonuç;
“Vize serbestîsi için yerine getirilmesi beklenen en önemli koşul, Türkiye’nin Rum pasaportlarına da diğer üyelerle eşit muamele etmesi olacak.
Türkiye’nin Nisan ayı sonuna kadar getirmesi beklenen şartlar arasında Avusturya, Belçika, Hırvatistan, Rum Kesimi, İrlanda ve Hollanda’ya da vize uygulamaması var.
Türkiye, Rumlar haricindekilere kapıda vize verirken, Rumlar sadece e-vizeye başvurabiliyordu. E-vize üzerindeki bu uygulamada da ülke adı ‘Kıbrıs’ yerine ‘Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ ifadesi yer alıyordu.
Böylece Türkiye, Rum pasaportları yerine sadece kâğıda vize uyguluyordu. Nisan sonundan itibaren ise Rum pasaportlarına gümrük kapılarında TC damgasının yer aldığı ‘giriş’ mührü vurulacak; vize uygulanmayacak”.
Daha önceki bir yazımda Türkiye ile güney Kıbrıs arasındaki ilişkilerin yeni bir döneme girdiğini yazmıştım.
Farklı gelişmeler ve adımların atılabileceğini kabul etmek gerek.
Artık günlük konulara, boş gündemlere bağlanmak yerine gerçek ve memlekete faydası olacak tartışmalara ne zaman geçilecek?
Bu gidişatla kimse bizi ciddiye almaz, muhatap bile kabul etmez.
Kuzey Kıbrıs sözde hamaset, bayrak tartışması, nevruz spekülasyonu ile zamanı ve enerjiyi harcarken ciddi gelişmeler yaşanıyor.
Bir yerde kendi kendimizi soyutluyoruz.
Kıbrıs sorunu eski, hem de çok, ama eski yöntemlerle çözülebilecek bir sorun değil.
Bunu sadece adanın kuzeyinde yaşayan Kıbrıslı Türkler değil, elbette güneydeki komşularımız da anlamalı.
DİSİ Başkanı Averof Neofitu bir soru üzerine diyor ki;
“Türkiye’nin ilk kez doğrudan masaya geldiğini düşünüyorum. Bu olumlu bir unsur, yıllardır istediğimiz bu değil miydi?”.
Yani son gelişmeleri “Biz Türkiye ile muhatap olarak, istediğimizi başardık” diye yorumluyor.
Türkiye ile güney Kıbrıs “iki devlet” olarak siyasi eşitler düzeyinde, müzakere ederse güney ne kazanacak?
Yıllardır sürdürdükleri “Kıbrıs Cumhuriyeti” politikasında başarıya mı ulaşacaklar, Türkiye ile kurulacak ilişki sadece siyasi anlamda mı olacak?
Ekonomik, sportif, sosyal ilişkiler de geliştirilmeyecek mi?
En basit düşünceyle Türkiye gibi dev bir ekonomi karşısında güney Kıbrıs ne kadar direnecek?
“İşgalci” dediğin bir devleti muhatap olarak kabul etmek nasıl bir çelişki?
Kıbrıs sorunu sadece Türkiye’nin öncelikleriyle mi çözülecek?
Türkiye en başta strateji, askeri varlık gibi konulara öncelik veriyor.
Kıbrıslı Türkler, yasal mülkiyet hakkı, siyasi eşitlik, devlet yönetiminde ortak olma, AB vatandaşlığı gibi konulara öncelik veriyor.
Bu ülkede yaşayan, yaşayacak olan, Kıbrıslı Rumlarla ortak devleti yönetecek olan Kıbrıslı Türklerdir.
Kıbrıslı Türklerin sorunları, sıkıntıları, çıkmazları vardır.
Fakat günün sonunda son sözü Kıbrıslı Türkler söyleyecek.
Son sözü söyleyecek Kıbrıslı Türklerin de esas meselelere odaklanması şart.
Yoksa kendimizi hiç beklenmedik bir zamanda, beklenmedik gelişmeler içinde bulabiliriz.
Bu haber 689 defa okunmuştur

:

:

:

: