Yargıyı da özelleştiriyor muyuz?

Esas sorun şu ki mutsuzuz.
Esas sorun şu ki mutsuzuz.
Toplumun geneli kıyıdan köşeden, ucundan, bucağından durumu idare etmeye çalışıyor.
Genel durum kötü, ekonomik, sosyal, psikolojik, söylediğim gibi sadece idare ediyoruz.
En başa dönersem, mutsuzuz, çıkmazlardan, tekrarlardan, monotonluktan, beklentisizlikten, en kötüsü umutsuzluktan, yaşama dair genel bağlılıktan yorgunuz.
Değişen çok şey var, ama umutsuzlukla paralel mutsuzluk değişmiyor.
Sorun sadece ekonomik değil, belirsizlik, plansızlık, başıboşluk, haksızlık, adaletsizlik.
Yani, son kırk yılın üzerine inşa ettiğimiz düzensizlik.
Bu gidişatı ne değiştirebilir? Belki de kuzey Kıbrıs’a dair en zor soru bu.
Başbakanın bir açıklamasında ilginç bir nokta çıktı ortaya.
Mesele yeni ekonomik protokol, hani herkes “tüm sektörler bekliyor” ülke de ekonomik çıkmaz yaratacak denen, tüm dertlerin dermanı protokol (!).
Bundan öncekiler bir katkı sağlamış gibi.
Zamanla ve adım adım yitirilmiş bir ülke ve iradenin son nefesindeyiz artık.
Başbakan diyor ki;
“Türkiye ile Ekonomik Protokol bir şekilde imzalanacak. Şu anda Elektrik ve yargı ile ilgili bir konuda tartışmalar var. Bunlarla ilgili taraflar çalışmalarını tamamladı ve ilgili yerlere görüşlerini sunacaklar. Türkiye'den görüş bekliyoruz. Biz görüşlerimizi verdik ve yakında bu görüşmeler sonuca bağlanacak.” İlginç bir açıklama, elektrik konusunu anlayabiliyorum, aklımda, mantığımda bir yere koyabiliyorum. İstenileni ve itiraz noktasını kavramak zor değil, yıllardır tartışılan bir konu ve hangi sonucun beklendiğini tahmin edebiliyorum.
Peki, yargı konusunun “ekonomik protokolle” ne ilgisi var?
Anlamadığım, merak ettiğim esas konu bu.
Yargıyı da özelleştiriyor muyuz?
Yoksa biz “on mahkeme” istedik de ekonomik protokolde “üç mahkemeye” mi yer verildi?
Yargı konusunda anlaşılmayan nedir, ya da yargı konusunun ekonomik protokolde işi nedir?
Bunlar açıklanmalı, birkaç cümleli yarım yamalak açıklamalar tartışmayı yanlış zeminde alevlendirir.
Bunların hemen arkasından, polis örgütünün istediği açıklanan yasalar geldi.
Bu konular herkesçe biliniyor ki bağlantılıdır.
Bir adım atılırken düşünülmesi gereken ilk konu amacın ne olduğu ve amaca uygun olarak atılacak adımın gerekliliğidir.
Bakanlar Kurulu tarafından Meclis’e sevk edilen;
“Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin Denetlenmesi Yasa Tasarısı, Teknik araçlarla İzleme Yasa Tasarısı, Polis Tarafından Kullanılan Muhbirlerin Ödüllendirilmesi Yasa Tasarısı, Kontrollü Teslimat Yasa Tasarısı, Gizli Soruşturtma Görevlendirilmesi Yasa Tasarısı, Etkin Pişmanlık Yasa Tasarısı, Ceza Değişiklik Yasa Tasarısı”.
Hepsi iç içe bir bütün olarak düşünülmeli.
Telefon dinleme; Polis teşkilatının elini güçlendirir, mutlaka mahkeme kararıyla ve ikna edilerek, gerekli durumlarda olabilir. Bu dünyanın her yerinde var. Söylediğim gibi amacını aşmadan ve mutlaka mahkeme kararıyla gerekli durumlarda yapılabilir.
Teknik araçlarla izleme; Herkesin bir özel hayatı var. Ve Anayasa ile korunma altına alınmış. Bu noktada en tehlikeli olan mesele bu. Ucu açık bir şekilde bırakılırsa kabul edilmesi imkânsız.
Muhbirlerin ödüllendirilmesi; Özellikle uyuşturucu konususun da polisin eli zayıf. İşbirliğine mutlak ihtiyaç var. Kimse hayrına kimseyi satmaz. Parasal çıkar sağlamak bir teşvik olabilir.
Polis örgütü sadece personel yönünden değil, teknik teçhizat ve yasal yönden de birçok eksiklikle görev yapıyor.
Çeşitlenerek artan suçlara karşı daha güçlü bir görev yapma olanağı sağlanmalı.
Esas amaç bu olmalı, elbette eksiklikler, yanlışlar olacak.
Kötü niyet her yerde, her kurumda var, bunlara fırsat verilmemeli.
Bunları sadece hükümete, elli milletvekiline bırakmak ve sonrada eleştirmek olmaz.
Emekli polisler, müdürler, hukukçular, yargı mensupları ve hepimize önyargısız, katkı koyucu bir tartışma ortamı yaratmak düşer.
Bu konu hepimizin hayatını etkileyecek, herkes görüşünü geç olmadan ortaya koymalı.
Bu haber 609 defa okunmuştur

:

:

:

: