Rodos, İstanköy ve Batı Trakya Türklüğünden sonra sıra Kıbrıs Türklerinde mi?

Kıbrıs Meselesini 41 yıllık sorun olarak tanımlamak kendi ecdadımızın verdiği şanlı tarihi görmezden gelmek ve hakikaten de Rum-Yunan’ın söylemleri ile eş manada kullanmaktan öteye geçilmeyecek bir iddiadır.
Kıbrıs Meselesinin özü adadaki Türk ve İslam varlığının sonlandırılması gayesinin halen devam etmesi ve bu maksatla Rum-Yunanın ve batının Hıristiyanlık ve Helenizim ruhuna destek vererek adada yaşayan Türklerin eşit ve egemen haklarını kabul etmemesinden ötürü kaynaklanmaktadır. Hedef Kıbrıs Türklerini Rum çoğunluk nüfusu altında eritmektir.
Bu yazımda Yunan idaresinde kalan dış Türklerin durumunu özetlemek istiyorum. Ancak öncesinde Suriye olayları baş göstermeye başladığında pek çok kişi Suriye’de yaşayan Türklerin varlığını duyduğunda şaşkınlığa vurgu yapmak istiyorum. Evet Suriye’de Müslüman Türk grup yaşamakta ve sayıca Araplardan sonra ikinci etnik grup olduklarını belirten kaynaklar da söz konusudur. Ne üzücüdür ki kamuoyunda Suriye Türklüğünün Esad Rejimince kendi eğitim dillerinden, Türkçe isimlerine hatta Türkçe konuşmalarına kadar yasaklar içerisinde varoluş kavgası verdikleri, Türkçe film,sinema dinleme yasağına maruz kaldıkları, Türkçe yayın yasağı olan bu topraklarda pek çok Araplaştırılan Türkmen grupların acısından haberdar olmak istemeyenler var. Tıpkı Rodos, İstanköy ve Batı Trakya Türklüğünün bugün yaşadığı dram gibi…
Gözler kapanmış sadece AB diyerek Rum-Yunan ikilisinin ortaya koyduğu sinsi hamlelerin peşine düşerek adanın egemen varlığımızı simgeleyen unsurların kabul görmemesi ile birleşmesi halinde maruz kalacaklarımızın farkında olmayanlar var. Ne üzücüdür ki, halen AB I.Hukuku olmamızın önemini idrak edemeyenler var , garantilerin değiştirilmesinin yada kaldırılmasının yaratacağı sonuçları, mülkiyette Rum’a birincil hak verilerek bize dava açma süreçleri ve koşulları görmezden gelerek “birleşik Kıbrıs oluyor,barış geliyor” diye nara atarak halkımızı yanıltmak isteyenler var. Halen dönüşümlü başkanlığı kabul etmeyen Rum yönetiminin kuzeyde tek bir ekonomik kalkınma olmasın diye yürüttüğü ambargo siyasetini görmezden gelenler var. Olası anlaşmada ekonomimizin temel taşlarından turizm ve eğitimde istisna süreci öngörülmeyen bir süreçte olduğumuzdan , yeniden göçmen edilmek istenen halkımızın ,fonu bile bulunmayan bir belirsizlik içinde ,evinden toprağından olacağı bir süreçte neler yaşayabileceklerinden bir haber olanlar var ve halen AB üyesi Yunan’ın egemenliği altında azınlık Türk gruplarına hukuken öngörülen haklar olmasına karşın verilmeyen ve asimile edilmek istenen Müslüman Türk grupların yaşadıkları çileleri bilerek neden meşru haklarımıza sıkı sıkıya sarılmamız gerektiğini görmezden gelenler var…Tıpkı bizlerin 1960 sürecinde maruz kaldıklarımızı ders edinmeyenler gibi…

Şimdi belirteceklerimi dikkatle okuyun ki neden ders alalım, neden egemen haklarımıza sıkı sıkıya sarılarak Rumlarına taviz vermemizi istediklerini anlayalım. Rodos ve İstanköy’de yaşayan Türklerin çoğunluğu, Kıbrıs’ın fethi 1571 sonrasında ele geçirilen Rodos’a 1573 yılından itibaren yerleşen Karaman Beyliği Türkleri ile Girit’ten 1897’de göç eden Türklerden oluşmaktadır. Girit Türklüğünün yaşadıkları apayrı acı bir tarihi süreçtir... Tıpkı Kıbrıs’ta İngiliz idaresi döneminde olduğu gibi Rodos Türklüğü de İtalyanların 1912 işgali ile cemaat olarak kabul edilmişlerdi. Bu süreçte Türklerin kimlikleri kabul görülmedi, iş kurma ve gayrimenkul almalarına müsaade edilmedi. Çoğu Türkiye’ye göç etti. 1947’de Rodos Yunanistan’a verildi. 1950 yılından sonra adadan ayrılanlara RODOS’a dönmeyeceklerine dair belge imzalatıldı. Adada yaşayan ve ayrılmayan Türkler de vatandaşlıktan çıkarılma korkusu ile Rodos dışına çıkmamayı tercih ettiler. Çıkanlar da tekrar adaya gitmek için Yunanistan’a başvurarak adaya giriş vizesi alarak geri gidebilmişlerdir. Sadece 30 gün ada dışında ayrı kalınabilirdi. Yine Rodos’ta Türkçe eğitim yasağı söz konusudur. En son Türkçe eğitim Süleymaniye Medresesince 1972’de verilmiştir. O tarihten sonra Türkçe eğitim tamamen yasaklanmış ve devlet okullarına gidebilen Türklere Yunanca verilerek din derslerinden de muaf tutulmuşlardır. Bugün bu durumda değişiklik yoktur. Rodos’ta bugün halen resmi kuruluşlarda Türklere vazife verilmemektedir. Rodos’ta Türklere Yunanlılar tarafından tanınan Müftülük makamı 1990 yılında Müftü Süleyman Kaşlığolu’nun ölmesi ardından halen boş bırakılmış ve kimse atanmamıştır. Diğer taraftan Yunanlılar Osmanlı’dan kalma Türk Kültür miraslarını da yıkmaya yada evkaf mallarını ele geçirmeye devam etmektedir. Bunlardan biri de Süleymaniye Medresesidir. Rodos’ta bulunan camiler de tadilat gerekçesi ile kapatılmıştır. Sadece İbrahim Paşa Cami ibadete açıktır. Benzer şekilde Ali Hilmi Paşa Cami’si, Kıbrıs Evi olarak kullanılmak üzere Rodos belediyesi tarafından restore edilmiştir.
Yunanlılar Osmanlı’dan kalan vakıf mallarını Türklerin elinden çeşitli yeni çıkarılan yasalarla almıştır. Evkaf Dairesine kendi adamlarını yerleştirerek evkaf mallarını sattırmaktadırlar.
Peki özetle geçtiğimiz bu konuda bugün Batı Trakya Türklüğü dahil, İstanköy ve Rodos Türklüğünün yaşadığı sorunlar nedir diye sorulacak olursa, bunun yanıtı şu şekildedir;

• “Yunan hükümetleri, Rodos ve İstanköy’de yaşayan Türkleri, Türk kimliğiyle kabul etmiyor.

• Dini anlamda da adalardaki Türk azınlık temsil edilmemektedir.

• Türkçe öğrenim hakları da ellerinden alınmıştır. AB yurttaşları olan Türkler ana dillerini öğrenemiyor.

• Osmanlı Türklerinden kalan kültür miraslarının korunması amacıyla kurulan vakıflar, Yunan hükümetlerince yozlaştırılmıştır.

• Türkler, doğrudan iş yeri açamıyorlardı. Yakın zamanlara değin mutlaka Yunan ortak bularak iş yapmak zorunda kalmışlardır.

• Rodos ve İstanköy’den Türkiye’ye gelip de bir yıl süre ile dönemeyenler, Yunan vatandaşlığından siliniyor.
Kısaca kaynaklardan da anlaşılacağı üzere şunlar belirtilmektedir; “Rodos ve İstanköy’de Türklerin varlığı, 1573 Fetih öncesine, 1483 yılına kadar uzanıyor. Ancak Yunanistan’a göre Türkler, yalnızca Müslüman Yunan vatandaşı olarak görülüyor. Türklere yönelik asimilasyon politikaları ne yazık ki devam ediyor. Bugün Türklerin dini, kültürel, ekonomik ve eğitim alanında yaşadığı sorunlar, giderek çözümü zor bir boyut kazanmış durumdadır”. Tüm bunlar karşısında Kıbrıs’ta varılması istenen çözüm anlayışı içerisinde Kıbrıs Türkünü Yunan idaresi altında maruz kalan Türklerin durumuna sokmak ile eş değer bir durum yok mu? 21. Yüzyılda AB ülkesi olan Yunanistan’ın bu yaptıkları hangi insan veya azınlık hakkı ile örtüşen karakterdedir? Peki ya buna çanak tutan AB’ne ne demeli? Şimdi yeniden düşünün Rum’un bugün bizden istedikleri neler…Takdir sizlerin…
Bu haber 536 defa okunmuştur
  • AB kahya - 13.04.2016 kaleminişze sağlık bunu şenel elcil izzet izcan tahir gökçebel ve saz arkadaşlarıda okur ve azıcık neye hizemt ettiklerini anlarlar.
  • Rifat Serdar - 13.04.2016 Kaleminize saglik.AB deyip yanip tutusanlar sizin bu yazdiklarinizi okusunlar,Düsününüz ki AB de 2 oyu olan tek ülke Yunanistan ve Kibris Rumlari.Diger ülkeler bunlari sadece besliyorlar.Yunan yine para istiyor.Bugün kagit üzerinde alinacak haklar yarin degistirilerek etkisiz hale gelecek ve olan bizlere olacak.Ama bir gercek daha var Boynuna sadece para icin ve makam icin ISTAVROZ takmaya Hazir cok vatandas ve politikacilarimiz var.yeter ki Mercedeslerde gezsinler.Saygilarimla

:

:

:

: