Zor bir dönem başladı

Demokrasiye inanmak başka, yaşamak başka bir şeydir.
'İktidarın alternatifi yok... Bunlar gidince şunlar mı gelecek, vay halimize' demek, diyenin aslında demokrasiden bir şey anlamadığını, çıkarcı, dar görüşlü, hadi insaflı olayım, 'nalıncı keseri demokrasisine inandığını gösterir. Hep bana, Rab bana anlayışı kimleri ne felaketlere götürdü ama hala daha en geçerli akçe geri kalmış halkların geri kalmış sözde demokratlarınca.
'Hüseyin'den de başbakan mı olurmuş?' veya 'Tamam işte, bu adam da başbakan olur ise, geldiğimiz durumu artık anlayın, halimiz perişan' demek büyük insafsızlık, siyasi ahlaksızlıktır.
Seversiniz, sevmezsiniz, demokrasilerde halkın oyuyla göreve gelen herkes muteberdir, meşrudur. İcraatından memnun olmayabilirsiniz, eleştirirsiniz ve bir sonraki seçimde o siyasetçinin halk tarafından sandıkta cezalandırılması için elinizden geleni yaparsınız. Sadece sandık mı beklenecek? Hayır, görev başında veya muhalefette iken de eleştirilerinizi yapar, beklentilerinizi ortaya koyarsız. Ancak, bu olmaz, şu olmaz demek demokrasi nosyonuyla bağdaşacak iş değildir.
Sabık Başbakan Ömer Kalyoncu meşru başbakan değil miydi? Usulünce göreve geldiğine göre, partisi en azından görünürde arkasında durduğuna göre tabii ki meşruydu. Başarılı bir başbakan mıydı? Maalesef olamadı. Sebepleri var tabii ki. Tokmak birinde davul Kalyoncu'nun boynunda üstelik de ritmi hariçten birisileri tutuyordu, başarısızlık, felaket kaçınılmaz oldu. Tüm fatura Kalyoncu'ya çıkarılmamalı. Çok uğraştı, didindi, sağlığını bile riske etti ama bir taraftan parti liderinin buyrukları, diğer taraftan görevin gerekleri, Ankara'nın talepleri ve ruhunu Ruma satmış bazı yoldaşlarının hadsiz çıkışları karşısında değil Kalyoncu kimse daha iyisini yapamazdı.
Gelinen noktada yaptıklarına şapka çıkartmak, teşekkür etmek gerekir tıpkı başbakanlık gibi önemli bir görevi yapan tüm siyasetçilerin genç devletimize yaptıkları katkılardan dolayı.
Bugün görev Ulusal Birlik Partisi (UBP) başkanı Hüseyin Özgürgün'de. Kardeşim, dostum Serdar Denktaş 'Pazarlık yapmayacağım, UBP'nin önerilerini kabul ediyorum. Pazarlık günü değil bu gün. Ulusal davada UBP ile aynı duruştayız, gerisi teferruat' demişti bana sürecin en başında, öyle de oldu. Büyük anlayış ve uzlaşı içerisinde, bağımsızların desteğiyle hükümetin kurulmasında yardımcı oldular, hassas bir dönemde davaya duyarlı bir iktidarın göreve gelmesine katkı koydular.
Yeter mi? Yetmez. Şimdi uyanık olunmalı, oldu-bittilere karşı hazırlıklı olunmalı, 'empati göstermek lazım' mantığıyla Rum'a her türlü tavizi vererek, kırmızı çizgilerin üzerinde sirtaki oynanmasına müsaade edilmemeli. Edilmeyeceğinden benim hiç şüphem yok.
Yapabildiklerine tüm şükran duyguma rağmen maalesef CTP yönetimindeki dönemlerde KKTC'nin köklenmesi, kuvvetlenmesi fikri hep ikinci planda oldu. Teslimiyetçi bir çözüm anlayışıyla Kıbrıs sorununa kişisel temelde çözüm derdindeki Rum tarafına hep 'anlayış gösterme' zarureti hissedilir gibi tavırlar içinde olundu. Sıkıntımız da hep bu oldu. KKTC'de iktidara gelenlerin birincil vazifesi falan değil, tek görevleri Kıbrıs Türk halkına hizmettir. Rumlar ne hisseder, hangi konuda ne derler falan gibi konuları bırakın Nikos Anastasiades ve arkadaşları düşünsün. Size ne?
Magosa'da Akel gençlik örgütüyle danslı sözlü toplantı yapmak güzel, olmalı da ama KKTC'nin siyasi partilerinin ve hükümetlerinin birincil vazifesi KKTC halkını dinlemek sorunlarına çare olmak değil midir?
Her konuda aynı düşünmek zorunda değiliz ama 'vatan söz konusuysa, gerisi teferruattır' diyebilmek ne kadar güzel bir şey. Ondan dolayı be Serdar kardeşimi de bu hükümetin kurulmasında emeği geçenleri de kutlarım.
İlk temaslar, ilk beyanatlar 'eşgüdüm' içerisinde olunacağını gösterdi. Başka şekli olabilir miydi? Cumhurbaşkanı Cumhuriyet Meclisi adına, yani KKTC halkı adına görüşmecidir. Hükümet halka hizmet için halkın oylarıyla göreve gelmiştir. Ne cumhurbaşkanı hükümeti ne de hükümet cumhurbaşkanını görmezde gelebilir ne de her ikisi meclisin duyarlılıklarına, yani halkın taleplerine sağır kalabilir.
Benim de büyük umutlar bağladığım ama çok yararsız ve gereksiz olduğu, boşa çok değerli zamanı harcadığı artık görülen CTP-UBP 'büyük koalisyonu' artık tarihin çöplüğüne gömüldüğüne göre, uzun bir aradan sonra milli duyarlılıklara, geçek toplumsal önceliklere ve tabii devleti kökleştirme programına dönebilmeliyiz.
Unutmamak lazım, bu hükümet yapısı itibarıyla çok uzun süre iktidarda kalamaz. Kapsamlı bir reform programı üzerinde toplumsal olabildiğince geniş bir tabanla uzlaşarak 12-14 aylık bir program ortaya konmalı ve halkın kendini tekrar sandıkta ifade etmesinin önü açılmalıdır. Gelecek yıl Nisan, Mayıs gibi bir seçime gidilmesi yararlı olacaktır.
2016'de çözüm falan hikâyesine, adanın ekonomik bölgesinde bulunan gazın çözümü finanse etmesinden bahsedilmesine kimse kanmasın. Ortada şimdilik çözüm falan yok, Akıncı ve görüşmeci heyet haricinde isteyen de yok.
Dolayısıyla birincil amaç her ne kadar kendi vatanımız Kıbrıs'ta onurlu ve adanın iki eşit halkından birisi olarak yaşamak olsa da şu andaki vazife KKTC'yi her alanda güçlendirmektir. Çözüm olsa da olmasa da Kıbrıs Türk halkı kendi kendini insanca yönetme becerisine sahip olmalı, kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomi oluşturabilmelidir.
Efendim şimdi birincil öncelik Türkiye ile ekonomik programı imzalamakmış, şuymuş buymuş... Doğru güncel konular çok önemli ve CTP-UBP iktidarından kalan ve acil kaldırılması gereken bir enkaz var ve onlar ivedilikle yapılacak ama şimdi yapılması gereken bir adım, iki adım ileriye bakıp bir yol haritası çizebilmek.
Bu yapılmaz ise, yapacak yeni kadrolar bulunacaktır. Kimse alternatifsiz değildir. Demokrasi inancı işte budur. Demokrasi içerisinde tüm sorunlar çözülecektir, çözülebilirdir.
Bu haber 306 defa okunmuştur
  • Yazınız Sadiye İbretler - 18.04.2016 Dantel gibi.

:

:

:

: