Politikada bir hafta

“Politikada bir hafta çok uzun zamandır” demiş, İngiltere’nin eski başbakanı Harold Wilson..

Gerçekten 7 gün, insan hayatında, ülke yaşamında , hele hele siyasette gerçekten oldukça uzun bir zaman..

Geçen pazardan, bu pazara İngiltere’yi ele alalım..

Neler değişti, görelim..

Seçim yapılmadan, hem başbakan değişti..

Hem yepyeni bir bakanlar kurulu geldi..

Tony Blair gitti, Gordon Brown geldi..Onunla birlikte de yepyeni bir kabine..

Bu satırları okuduğunuzda, İngiltere artık “dumansız” bir ülke olma yolunda, ilk adımlarını da resmen attı..

Dünyanın, sigarayı yasaklayan ülkeler arasında en sıkı kurallısı ,bu sabah İngiltere saatiyle 6’dan itibaren başladı..

Hafta sonunda en önemli varlıklarını kaybedecek hızıyla , restoranlar, publar, kafeteryalar, akla gelebilecek birçok halka açık “kapalı” yerde sabah 6’ya kadar fosur fosur sigara içenler, büyük acıyla ellerindeki son izmaritleri söndürdüler..

Birçok geleneksel kulüpte “son sigara yakma” adı altında törenler düzenlendi,

Adeta en sevdiği varlığından ayrılanların acısıyla neredeyse “sigara, pipo, puro, nargile”nin ardından ağıtlar yakıldı..

Ve Londra, Cuma günü büyük bir felaketin eşiğinden döndü..
Kentin tiyatro-sinema, eğlence merkezinin ortasındaki Haymarket’de, tesadüfen duran , içi patlayıcı sıvı , çivi bombasıyla dolu bir özel araç, başkenti muhtemel bir felaketin eşiğine getirdi..Ve içi ilk arabadaki gibi patlayıcılarla,çivi  bombasıyla dolu ikinci bir araç, yine West End’in işlek caddelerinden Park Lane’de bulundu..

Türk Hava Yollarının Londra Merkez Ofisine,  son derece yakın yerde etkisiz hale getirilen  ilk araç, terörizm özel şubesi ekiplerince incelenmek üzere çekilirken, Piccadilly, Trafalgar, Leicester Square de sessizliğe büründü..

Başbakan Gordon Brown, 48 saat geçmeden kameralar önüne geçti ve  ilk terör konuşmasını  ayağının tozuyla yaptı..

Daha 52 kişinin öldüğü bombalı saldırının izleri silinmeden  , 2. yıldönümüne birkaç gün kala ortaya çıkartılan olay, İngiltere’nin, nasıl terörün kıskacında olduğunun da acı bir hatırlatmasydı..

Türkiye ve Kıbrıs’ı da içine alan “Afrika Sıcağı” adı  verilen öldürücü sıcak hava dalgası, sizleri bunaltıp, buharlaştırırken, İngiltere sellere, yağmura adeta teslim oldu.. Oralarda sıcaktan, buralarda da selden insanlar yaşamını yitirdi...

Sizi bilmem ama, bizler İngiltere’de gerçekten bazan aylara sığdırılabilecek olayları,  şu son haftada yedi güne sığdırdık..

 

 

Seçimsiz, heyecansız bir şekilde 10 Downing Street, yeni sahibine kavuştu.. Çarşamba sabahı Blair’lerin yatakları, özel eşyaları, gitarı, koşu bandı 10 yıl oturdukları evlerinden birer birer kamyona yüklendi..

27 Haziran’da Başbakanın değişeceğini haftalardır biliyorduk..

Günler öncesinden  toplanan, taşınan eşyalardan sadece en acilleri son güne kalmıştı..

10 yıl önce John Major’dan evi devir alan genç Blair Ailesi,  son defa kapı önüne çıktıklarında baba Blair’in saçları beyazlaşmış, yüzündeki çizgiler artmış,

Anne Blair’in kiloları fazlalaşmış, yanında, arkasında duran çocuklarının sayısı 3’den 4’e çıkmıştı..

Blair’lerin 7 yaşındaki oğlu  Leo, burada doğmuş, buradan başka evi olmamış, tanımamıştı..

Evde epey ağlaştıkları söylenen Blair’ler, son kere kapıdan çıktıklarında, basından yıllarca çeken Cherie, sonunda dayanamamış, “ Bye bye.. Sizi hiç özlemeyeceğiz” deyip, arabaya binip, kapıyı kapamıştı..

Birkaç dakika sonra da Blair’ler, 10 Downing Street’in dev demir parmaklıklarından çıkıp, gözden kaybolmuş..

Buckingham  Sarayına gidip, Kraliçe Elizabeth’e resmen veda etmişlerdi..

İngiltere’de 10 yıllık bir dönem de kapanıyordu..

Blair, Başbakan ve milletvekili girdiği saraydan, sade vatandas Anthony Blair olarak çıkıyordu..

Arabası değişmiş, korumalar birden yok denecek kadar azalmış, bavullarını bile kendileri taşımaya başlamıştı..

Onlar daha Sedgefield’deki evlerinin yolunu tutmadan, Gordon Brown  eşi Sarah ile Kraliçe’nin karşısına çıkıp, resmen hükümeti kurmakla görevlendirilmişti..

Maliye Bakanı girdiği saray kapısından Başbakan olarak çıkıyordu..

Daha Blair’lerin oturduğu koltukların sıcağı soğumadan, onları taşıyan Başbakanlık Jaguar’ı, bu kez İngiltere’nin 52’inci başbakanı ve eşini almak için bekliyordu..

Kral öldü, yaşasın kral...

Ne kral vardı, ne de ölen.. 13 yıldır bugünü bekleyen 56 yaşındaki Iskoç Brown, sonunda muradına eriyordu..

Gün artık onundu..

Brown, Başbakanlık konutuna girdiğinde yaptığı ilk konuşmada, 6 defa  “değişiklikten”  bahsetti.. Bu kabine , yeteneklilerin olacaktı..

İlkokul mottosu, “Yapabileceğimin en iyisini yapacağim” düsturunu, kendine rehber edineceğine söz vererek konuşmasına başladı.

“Değişiklikler başlasın” sözleriyle de bitirdi..

Brown’nın kabinesi, birkaç bilinen ismin dışında öyle yeni isimlerle doluydu ki, Whitehall’dan başka bu isimler herkese yabancıydı..

İki erkek kardeş Miliband’ler, ilk kez bir karı-koca kabinede yer alıyordu..

Ayrıca, Kraliçe Elizabeth’in 11’inci Başbakanı, İngiliz tarihinde bir ilke de imza atıyordu..

İlk kez bir kadın , İçişleri Bakanlığına getiriliyordu..

Evet, başbakan değişeli belki birkaç gün oldu..

Ancak Gordon Brown, ayağının tozuyla , Londra’nın ucuz kurtulduğu terör saldırısıyla işe başladı..

Seçim bölgesinden üç askerin, başbakanlığının ikinci günü  Irak’ta ölmesi ise Brown için  kötü bir rastlantı olarak not ediliyordu..

 

İki yıl önce Londra , 2012 Olimpiyatlarını kazandığında, ülke zafer sarhoşluğuna girmişti..

Ancak bu sevinç uzun sürmeden, hemen ertesi günü 7 Temmuz 2005’de, Ki
Bu haber 120 defa okunmuştur

:

:

:

: