İlahiyat

“Yetkililerin, “Din Kültürü Ahlak Bilgisi” öğretmenliği için münhal açma niyeti yok. Görünürde de yok.
Bu işi yapabilecek, alanın da eğitimini tamamlamış, pedagojik desteğini almış arkadaşlarımız var. Biz diyoruz ki, Türkiye’den getirileceğine burada hazırda bekleyen insanlar bu işi yapsın.
Türkiye’den gelen insanlar çifte külfet. Çift maaş alıyorlar. Ev kirası, başka giderleri, Türkiye elçiliği tarafından karşılanıyor. Buna gerek yok. KKTC’nin giderlerinin disipline edilebilmesi için burada ekonomik paket uygulanacaksa, işte fırsat.
Tek maaş ödenir, sözleşmeli istihdam yapılır ve tasarruf edilmiş olunur. İlahiyat fakültesi pasifsize ediliyor. Biz ilahiyat mezunuyuz, başka mesleklerle uğraşıyoruz. Bizden sonra mezun olan arkadaşlar ne olacak?”.
Kıbrıs İlahiyat Mezunları Derneği üyeleriyle bir sohbet gerçekleştirdik, yazının girişi bu sohbetin ana fikri oldu.
Dernek Başkanı Emre Özkan, yönetim kurulu üyeleri Kenan Balcılar ve Salih Tugay’la dini, ilahiyatı, bu alandaki önyargıları ve dernek olarak çalışmalarını konuştuk.
Sohbette, birçok meslek alanında yaşanan sıkıntıların, bu alanda da yaşandığını gördüm.
Hemen hemen her yerde aynı sorun.
Hemen hemen herkesin alanına girmeyen konularda görev yapması, hem işi, hem hizmeti baltalaması.
Bir mesleğin eğitimini alanlar, o meslekten başka her türlü işle meşgul oluyor, ekmek parası kazanıyor.
Öncelik, “işe göre adam değil, adama göre iş”.
Mühendisler, öğretmenler, sağlıkçılar, herkes kendi mesleklerinden başka meslekler yapıyorlar.
Bu başka sakıncaları da getiriyor, yapılan iş ne olursa olsun uzmanı kadar iyi yapılamaz, hem zaman, hem enerji, hem maddi kayıp.
Herkes din adamı olabilir mi? Elbette olamaz.
Her meslek için olmazsa olmaz noktalar var.
Din çok hassas bir konu, durum böyle olunca, kullananlar, siyasete bulaştıranlar, insanları yönlendirenler, baskı oluşturanlar, kötü niyet oldu mu, ucu bucağı olmayan bir maneviyat.
Mutlaka devlet kontrolünde bir eğitim müfredatı olmalı, izinsiz, belirsiz, muğlâkta birçok odak var.
Devlet kontrollü ve olması gerektiği şekilde bu işi yapmazsa birileri bundan faydalanır.
Türkiye den din adamları, öğretmenler geliyor.

Kendi anlayışları, eğitimleri, geldikleri yerin şart ve alışkanlıkları bu ülkeye uyum sağlamakta zorlanıyor.
Din gibi, eğitim gibi hassas konularda bu icraat çok riskli.
Uyum sorunu çoğu zaman istenmedik olayları yaşatıyor.
Kuzey Kıbrıs’ın bu konudaki ihtiyacını karşılamak adına İlahiyat Fakültesi ve kolej açıldı.
İsteyen kabul eder, isteyen kabul etmez, bunlar bugünün gerçekleri.
İhtiyaç olarak görenler yanında, ihtiyaç olarak saymayanlarda var.
Hepsi kendi bakış açısından haklı ve hepsi, her görüş, her inanış, en başta saygıyı hak ediyor.
Bu ülkenin bu alanda insan kaynağına ihtiyacı varsa, bu insan kaynağı da bu ülkede yetişiyorsa, bu insanlarla bu ihtiyaç giderilmeli.
Ya da bu fakülteye öğrenci alınmamalı, birçok alanda olduğu gibi İlahiyat alanında da gerekenden fazla mezun ortaya çıkarsa bunun bir anlamı kalmaz.
Türkiye’den gelen görevliler, gerek din adamları, gerek öğretmenler, Türkiye tarafından ödeniyor.
Bu ödeme sebebiyle KKTC yetkilileri istihdam yaparak, kendi içinde bu ihtiyaçları gidererek, bütçeye ek bir gider yaratmak istemiyor.
Düşünce; “nasılsa Türkiye gönderiyor, parasını da ödüyor”.
Bu sebeple burada mezun olan İlahiyatçılar kullanılmıyor.
Nasıl ki polis çalışan eksikliği, sağlık çalışan eksikliği var ve kaynak yok diye alınmıyor, benzer durum.
O zaman şikâyet yok, bu durum kabullenilerek yola devam edilecek.
Çözüm üretilmeyecekse de, bu alanda eğitim alan veya almak isteyen insanlara tüm bunlar izah edilecek.
Bu haber 576 defa okunmuştur

:

:

:

: