Yeni nesil görüşme metodu

Siyasete boğulduk, dünyayı unuttuk.
Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun gidişi, zorlama başkanlığın, fiili başkanlık ve göründüğü kadarıyla yakında yasal tek adam rejimine evrilmesi falan gibi meselelere odaklanıp, dünyayı unuttuk. Kıbrıs görüşmelerinde ne olmuş, zaten bilen yok, söylense de anlayan olacağını zannetmiyorum.
“Biniyoruz bir alamete, gidiyoruz kıyamete.” Bindiğimiz alet ne? Nereye götürür, soran yok. Rum görüşmeci Türk görüşmeciyle gurur duyuyormuş. Enteresan. Taraflar artık sadece kendi pozisyonlarını değil, diğer tarafın çıkarlarını da düşünüp öneri getiriyormuş. El insaf. İnsanlar bu kadar mı keriz bu masalları yiyecekler? Rum görüşmeci efendice durumu anlatıyor esasında, “Türk tarafı bizim jargonla, bize göre, bizim çıkarlarımızı savunarak oturuyor masaya, müteşekkiriz” diyecek, diyemiyor onun için daha kibarca konunun etrafından dolanarak anlatıyor.
Malum, yeni nesil görüşme metodu bu… Sakın söylemeyin, ne Ergun Olgun anlar bunun ne olduğundan ne de bir başkası. Kıbrıs Rum Müzakereci Andreas Mavroyannis gayet net anlatıyor. Kıbrıs müzakere tarihinde ilk kez tarafların masada rakip olarak değil ortak olarak oturduklarını, liderlerin kendi toplumlarının çıkarlarını korumaya odaklanırken karşı tarafın çıkarlarını da göz önünde bulundurduğunu ve her iki taraf için iyi bir gelecek vizyonu ile çalıştıklarını övünerek söylüyor Mavroyannis.
Bu empati meselesi enteresan bir konu. Türk tarafı Rum’a empati ile yaklaşacak, Rum da Türke… Peki durum öyle mi? Yok, cumhurbaşkanıyla, görüşmecisiyle, ekip üyeleriyle sadece Kıbrıs Türk heyeti Rumlara empatiyle bakıyor, her şeyi anlamaya çalışıyor, Rumlar da bunu takdir ediyor, alkışlıyor. Onlar ne yapıyor? Kıbrıs Türk zevatı adeta zerzevat gibi çözüm hayal ederek “Yassu vre” çekerek kafayı bulurken, çocuk yuvaları falan gezilirken Rum liderliği ne yapıyor? EOKA canilerini anıyor, Kıbrıs Türk ortaklık hakkını reddeder bir yaklaşımla “egemenlik hakkı kullanıyorum” adı altında hükümetçilik oynuyor, yeni gaz aranma alanları ihaleleri ilan ediyor.
Genetik bir bozukluk olduğu kesin de, tedavisi var mı?
Özgür İncekaralar adına Ekonomi Muhabirleri Derneği Başkanı Turgay Türker aradı. Antalya’da ikinci nesil DNA dizileme sistemiyle ilgili iki günlük bir toplantı düzenleniyormuş. “Özgür de muhakkak gelmeni istedi” dedi. Ankara gündeminden boğulmuş bir gazeteci olarak iki günlük ara hiç de fena olmaz deyip gittim.
Meğer ben daha uçakta iken Ankara’da Davutoğlu’na “game over” toplantısı için son hazırlıkların yapılıyormuş. Gerçi uzun bir süredir yoğunlaşarak devam eden bir süreçte Davutoğlu’nun emekliliğe gidişini izliyorduk ama böyle kaba, istenmediği söylenerek, şimdiye kadar özveriyle hizmetkârlığını yaptığı saraydan ayrılmasını, başkanı ve başbakanı olduğu siyasi harekette “İstenmiyorsun artık, kapıyı çek ve git” tarzında bir muameleye maruz kalmasına üzülmedim dersem yalan olur.
Ben hakkımı helal ediyor muyum? Yok… Ülkeyi nereden aldığı, nereye getirdiği ortada. Danışmanlığı dönemini de hesaba katarsak, dış politikada durumun vahametini anlatmaya “Stratejik Derinlik” tarzı beş-on tuğla gibi kitap az gelir.
Davutoğlu’nun istifa ettiği, edemediği, kongreye ikna edildiği, kongrede aday olmayıp, kriz görüntüsü verilmeden düşük profilli bir başbakan ve parti başkanıyla fiili başkanlığa geçileceği günün sıradan haberleri oldu bir anda.
Siyaset çok acayip bir şey. Birkaç defa kenarından dönmüş olmamı bir kez daha kutladım. Adeta genetik bir bozukluk tüm siyaset dünyasına egemen. Peki bu ikinci nesil DNA dizileme sistemi acaba siyasette de işe yarar mı? Konferans sırasında değerli hocalara sordum, gülümsediler cevap bile vermediler. Vaziyet bu kadar kötü anlayacağınız. Kansere, şekere ve daha bilmem ne ciddi genetik bağlantılı hastalıklara erken hatta olmadan teşhis ve dolayısıyla tedavi imkanı veren sistem, siyasette işe yaramıyor.
Dediğim gibi, doğum öncesinden başlayarak pek çok genetik hastalığın tespiti ve tedavisinde kullanılması amaçlanan yeni nesil DNA dizileme sistemi geçen hafta Antalya’da düzenlenen çalıştayda tartışıldı. İncekaralar tarafından 2 gün süreyle bilim adamlarının da katıldığı çalıştayın konuklarından biri de, yeni nesil dizileme sistemleri pazarının yüzde 80’ini yöneten Amerikan şirketi İllumina’nın Global Ortaklar Direktörü Kathrine Atkinson idi. Özgür İncekaralar yardımcı oldu, biraz sohbet imkanı buldum Atkinson ile.
Yeni nesil dizileme sisteminin gelecekte insan sağlığı için büyük önem taşıyacağını vurgulayan Atkinson, tüm dünyanın bu sistemden yararlanmasını amaçladıklarını söyledi. Başarısız tüp bebek tedavileri için de umut olması beklenen yeni nesil DNA dizileme sistemi, insanın sahip olduğu genetik şifrenin tespitinde kullanılıyor. Bu yolla kanserden pek çok genetik hastalığa, kişiye özel teşhis ve tedaviyle çözüm bulunabileceği öngörülüyor.
İllumina direktörü, özellikle de hastalıkların yüzde 30’unun genetik olduğu İran için, DNA dizileme çalışması yapılmasının çok önemli olduğunu ancak bu ülkeyle ilgili yaptırımların tümüyle kalkmaması dolayısıyla sıkıntılar olduğunu söyledi.
Atkinson, Türkiye’deki pazar için işbirliği yaptıkları İncekaralar şirketiyle birlikte, gelecekte İran’ın da aralarında bulunduğu bölge ülkelerine ulaşabileceklerini, Türkiye’nin bu teknoloji alanında bölgesel merkez olabileceğini belirtti.
İran’ın uluslar arası topluma reintegrasyonu alanında önemli gelişmeler yaşanmasına rağmen yaptırımlarının henüz tamamen kalkmadığını da hatırlatan İllumina direktörü, “bu uzun bir yol. Ancak şirket olarak genetik teknolojinin herkese ulaşmasını isteriz. Bizim için asıl olan insan sağlığıdır” dedi.
Yeni nesil dizilemeyi diğer DNA dizileme sistemlerinden ayıran ise, şu ana kadarki en hızlı, güvenilir ve uygun fiyatlı sistem olması

Bu haber 273 defa okunmuştur

:

:

:

: