KKTC, bütün Kıbrıs Türküne eşit sarıldı mı?

Bizim siyasetçilerimiz siyaseti geçici bir görev olarak görmüyorlar.
Siyaset bir meslek, bir yaşam biçimi olmuş durumda.
Son yirmi, hatta otuz yıl geriye döndüğümüzde, hemen hemen aynı isimler hala siyaset sahnesinde.
İsimler ara sıra değişiyor, değişmeyen kalıplaşmış, oturmuş, sistem olmuş anlayışlar.
2013 seçimlerinde, Meclis çatısı altında ciddi değişimler yaşandı.
Görünen o ki yetmedi, isimlerin değişmesi, düşünceyi, vizyonları, ilerlemeyi, yenilenmeyi getirmedi.
Belki de isimler yanında, siyasetlerin, siyasi partilerin, ideolojilerin değişmesi gerek ve yine belki de önümüzdeki ilk seçim siyasi partilerin değişeceği, eski düzenin darbe alacağı bir seçim olacak.
Daha farklı yetişen, daha iyi eğitim olanaklarına sahip olan, kamusal kaynaklarda “denizin bittiğini” farkına varan yeni bir nesil yetişti.
Ortaya sarsıcı değişimler çıkarsa kimse şaşırmasın.
Eski siyasetçiler, siyasetten, eski siyasi alışkanlıklardan, kendilerine kaybettiren yöntemlerden vazgeçmediler.
CTP Başkanı Mehmet Ali Talat, parti başkanlığına dönerken çok eleştirildi.
Cumhurbaşkanlığı görevi yürütmüş, Kıbrıs sorununda en hareketli dönemlere imza atmış, önemli bir siyasi figürken, biranda parti başkanı oldu.
Herkes, Rauf Denktaş’tan sonra KKTC’nin ikinci Cumhurbaşkanı değil, CTP Başkanı olarak nitelendirdi, eleştirdi.
Tarihi bir isim olarak kalmak varken, başarısız bir dönemin, başarısız bir parti başkanı olarak tarihe yeniden yazıldı.
Parti başına yeniden dönüş günlerinde, buna gerek var mı, değer mi, sonu beklenmedik şekilde yaşanır mı, diye yine bu köşeden çok sordum, çok seslendirdim.
Aynı durum üçüncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu için de geçerli.
Yaklaşık bir yıl önce yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olması son derece gereksizdi, bu sistem içinde en başarılı siyasetçilerden biri olarak kalmak varken, makamdan kaybeden olarak ayrıldı.
Bir süre sessiz kaldı, dinlendi, şimdilerde çeşitli vesilelerle görüş ve düşüncelerini anlatmaya devam ediyor.
Keşke siyaset yapmak yerine, tecrübelerini anlatmak ve aktarmak üzerine bir görev üstlenseydi.
Son olarak Kayseri de bir konferansta konuştu, ilginç sözlerle şunları seslendirdi;
“Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, KKTC'nin dünyada tanınmaması için karar aldı. Bunu onlar yapabilir diyeceksiniz. Ama biz KKTC'yi kurduğumuz gün, bütün Kıbrıs Türk'ü KKTC'ye dört elle sarılmadı. Bu da bizim hatamız. Solcu geçinen arkadaşlar, 'KKTC'nin kurulması bir hatadır' diye dünyaya mesajlar verdiler'.
KKTC’yi bilmeyen bir yerde bunları söylerseniz, etkisi mutlaka çok farklı olur.
“Bütün Kıbrıs Türkü, KKTC’ye sarılmadı”çok iddialı bir cümle.
KKTC, bütün Kıbrıs Türküne eşit sarıldı mı?
Bence cümle böyle olmalıydı.
KKTC, halkına, vatandaşa, eşit, adil, fırsatlar sundu mu?
Dünyadan izole edilmenin avantajlarını tepe tepe kullanan KKTC yöneticilerinin böyle bir derdi oldu mu?
KKTC’de bir tek siyasetçi yargılandı mı, belki bir örnek çıkar, ama genelde kurgulanan sistem tıkır tıkır çalıştı, hala çalışıyor.
Yapanın yanına kar kalmaya devam ediyor, sıradan hayat sürenler, KKTC de siyasete girince, son derece lüks hayatlar yaşıyor.
Vatandaşa eğitim, sağlık, güvenlik gibi temel ihtiyaçları KKTC veriyor mu?
Halkını düşünmeyen bir devlet olabiliyor, fakat suçlanan halk oluyor.
Suçu kendisine eşit, güler yüz göstermeyen, insan odaklı olmayan bir devlet yapısını sahiplenmemek.
Tüm bunlara rağmen, bu ülkeyi sevmek, burada yaşamak, her daim umutları yeşertmek yetmiyor mu, daha ne yapılabilir?
“Kıbrıs sorununu bir an önce çözmezsek, KKTC’yi tanıtacağız, tüm dünyayla mücadele edeceğiz”diye bir politika oluşturuldu ve bu halk yollara düşmedi mi?
İnsanlar, inançsız, umursuz, umutsuz, gelecekten endişeli, beklenti yok.
Bunlar düşünülecekken yine siyaset, yine hamaset.
Bu haber 707 defa okunmuştur

:

:

:

: