Türkiye borcu siler de, 5,1 milyar iç borç ne olacak?

Belli oldu ki yeni hükümetle hareketli günler başlıyor.
Hedefler, atamalar, toplumda heyecan yaratmadı.
Başbakan çok ortada değil, ama Başbakan yardımcısı Maliye Bakanı Serdar Denktaş her yerden, her konuda ses veriyor.
İç konularda ve özellikle özelleştirmeler konusunda ciddi bir kamusal tepki hazırlığı var.
Özelleştirmelerle ilgili “kötü gösteriliyor” yaklaşımına sadece bir örnek gösterilebilir “ERCAN”, büyük bir başarı gibi gösterilen, her yönüyle fiyasko bir adım.
Kıbrıs konusundaki müzakere süreciyle ilgili olarak, Başbakan Özgürgün;
“Kıbrıs konusunda, hükümet olarak elimizden gelen desteği Cumhurbaşkanı'na vereceğiz' derken, yardımcısı Maliye Bakanı Denktaş “Siyasi eşitliğin ve eşit egemenliğin korunduğu bir müzakere süreci yürüttüğümüze inanmıyorum” diyor.
Hükümet kurulurken “önyargılı olmayın, Cumhurbaşkanına yardımcı olacağız” yaklaşımı henüz icraata dönüşmedi.
Çözüm nedir, masadan kalmak mı?
Durum buysa ne bekliyoruz?
Peki, sonrasında ne bekleniyor, ne yapılacak, var mı bir politika?
Bence yok, hiç olmadı, bu sebeple yıllardır bu konu masaya mahkûm oldu.
Rum Baş müzakereci Mavroyanis’in “Türkiye, Kıbrıslı Türklerin kendine olan 17 milyar Euro’luk borucunu silmelidir yoksa olası bir anlaşma yürümez” diye bir şeyler söyledi.
Hemen üstüne atladık, Rum ödesin, falan filan, bu tartışmanın konuşulacak tarafı sadece böyle bir borcun var olduğu gerçeğidir.
Maliye Bakanı Denktaş, Mavroyannis’e cevap verdi;
“Bizim Türkiye’ye olan borcumuzu ödemesi gereken Rumlardır. Yıllar yılı bizi ambargolar, izolasyonlar altına tutan onlardır. Dünya Bankasından, IMF’den kredileri alan onlardır, biz ise alamadık. Dolayısı ile bu borcu hem de faizi ile ödemesi gereken yine Rumlardır”.
Maliye Bakanı Denktaş şu noktada haklı;
Kıbrıs Cumhuriyetini yöneten Rum tarafı, Kıbrıslı Türkler adına da dünyanın birçok yerinden yardım, maddi kaynak ve borç alıyor ve tepe tepe kullanıyor.
Kıbrıs adasında sorunu çözmek adına bir evlilik yapılacak, yıllardır süren müzakerelerin amacı bu.
Eşlerden biri, diğer eşin borcuna karışmam diyor.
Tartışılmalı ve sonuçta bir ortak nokta bulunmalıdır ki mutlaka sonuç böyle olacak.
Esasında biz ağlanacak halimize gülüyoruz, nutuklarla gün geçirmeye devam ediyoruz.
Bu ülkede her yeni doğan çocuk borçlu doğuyor.
Bir başka gerçek;
“Ticaret Odası’nın Rekabet Edebilirlik Raporu’nda “nepotizmde dünya 2’ncisi” olan KKTC, en borçlu ülke sıralamasında hem AB’de, hem dünyada ilk üçe girdi. Avrupa’da borç yükü itibari ile ikinci olan KKTC, dünya çapında ise Japonya ve Yunanistan’la yarışıyor”.
Durum budur.
Bu paraların nerelere, en amaçlarla kullanıldığını, devletin iç borç batağını yine konuşmayalım mı?
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devletinin, 2015 yılı sonu itibarı ile iç ve dış borcun toplamı 16 milyar TL.
Hadi Türkiye dış borcumuzu silsin, peki, 5,1 Milyar iç borç ne olacak?
Üstelik bu borç gün ve gün artıyor.
Bunlar sadece söylem ve artık günü bile kurtarmıyor.
Esas mesele gerçekçi olmak.
Gerçekçi bir yaklaşımı, kendi ülkesi için Türkiye’nin Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek şöyle özetliyor;
“Başkasının parasıyla uzun süreli büyüyemeyiz”
Bizde bunu söyleyenler vatan haini, Türkiye karşıtı, Rum sevdalısı ilan edilir.
Fakat sihirli sözcük burada “kendi paranla, kendin için yaşayabilirsin”.
Ülke yönetmek, ekonomiyi, maliyeyi yönlendirmek, kendi geliriyle orantılı bir ekonomik düzen kurmaktan geçer.
Mustafa Kemal’in yıllar önce söylemişti;
“Ulus, yurdunu istediğin gibi yöneteceksen, parana, gelirine, giderine sahip olacaksın. Madenini, fabrikanı, demiryolunu, toprağını, ormanını kendin işletip, buralardan çıkardığın zenginliği kendin için kullanacaksın. Kendi orduna kendin sahip olacaksın. Adalet direğini kendi yasalarınla ve kendi yüce yargıçlarınla dik tutacaksın ve de kendi çocuklarını, kendi dilinle, kendi dileğinle kendi kültür peteğinin balıyla besleyip büyüteceksin”.
Kıbrıs Türkü kendi olma fırsatını kaçırdı, her gün daha da uzaklaşıyor.
En kötüsü de kimsenin böyle bir derdi yok.
Bu haber 672 defa okunmuştur

:

:

:

: