Kıbrıs Helenizmine Güvenlik Garantisi Mi?

Bugüne kadar ada askersizleştirilsin diye veryansın eden Rumların adanın kuzeyini “işgal” meselesi olarak göstererek uluslararası alanda aleyhimize propaganda yapmaları yeni bir olgu değildir.
Bugüne kadar ada askersizleştirilsin diye veryansın eden Rumların adanın kuzeyini “işgal” meselesi olarak göstererek uluslararası alanda aleyhimize propaganda yapmaları yeni bir olgu değildir. Ne yazık ki bugün ortada hissettirilmeden yürütülmeye çalışılan ve teamül ve antlaşmalara aykırı bir paradoks var. Bilindiği üzere, Rumlar güvenlik konusunda garantilerin kaldırılması yönünde her fırsatta değişik öneri ve çıkışlar ile nabız ölçmeye çalışmakta ve konuyu güvenlikleştiren bir boyutta ele almaya çalışmaktadırlar.

Bu nasıl bir iyi niyetli anlayıştır ki uluslararası hukuka uygun düzlemde hazırlanan ve çok taraflı kabul gören Garanti antlaşmalarını “modası geçmiş” addederek “federal ordu kurulması” talebini gündeme getiriyorlar? Ne çabuk unutuldu ki 1960 anayasasında da ortak ordu hükümlerini öngören 129. maddeden 132. madde arasındaki hükümler mevcuttu? Bu nasıl bir kandırmacadır? Tek fazlalık Garantiler mi? Adada güney silahlanmaya devam edecek, ikili veya çoklu anlaşmalar ile başka devletler ile savunma antlaşmaları yapacaklar ve iş garantilere gelince istenmeyecek, öyle mi? Peki bunda iyi niyet var mı? Madem ki adada barış hedef ve tekrardan kurulu düzeni bozma girişiminde bulunmayacaklar o halde neden Garanti antlaşması rahatsızlık veriyor? Bunun iyice idrak edilmesinde fayda görülmektedir…
Şimdilerde ne diyor Rum Savunma Bakanı Fokaidis; “Kıbrıs sorununun çözülmesi halinde profesyonel karma ordu kurulacak.” Bu niyetinin açılımını ise şöyle yapmaktadır; “Keşke Kıbrıs Helenizm’ine güvenlik garantisi sağlayacak bir çözüm bulunsa. Böyle bir gelişme olursa, elbette uyum sağlamaya hazır olacak ve profesyonel karma ordu kurma yoluna gideceğiz. Bu orduda askerlik süresi ve mükellef asker olmayacak, sadece profesyonel askerlerden oluşacak... Çözümden sonra garanti istemediğimiz kesindir, en azından kendi kendimizi koruyabilecek durumda olmalıyız(8 Mayıs 2016)”. Ne üzücüdür ki, Fokaidis’in Rum Savunma Bakanı olarak ortaya koyduğu bu düşüncelerin ötesinde Rumların komşu ülkeler ve Avrupa ülkeleriyle savunma anlaşmaları imzalamaya devam ettikleri ve hatta güneyde askeri savunma içerikli uluslar arası tatbikatlar gerçekleştirdiklerine şahit olmaktayız. Lakin bu konunun eleştirisi ne ulusal ne uluslararası alanda dillendirilmemektedir…

Bu durumun da ötesinde, GKRY’nin kendi silahlanmasına senelerce birincil öncelik vererek attığı adımların bugün tek yanlı ilan ettiği ve ikili anlaşmalar yaptığı Münhasır Ekonomik Bölge alanı ile ilgili olarak ortaya koydukları söylemde bu durumu savunma ihtiyacı olarak görmeleri ve bunu bir iç mesele olarak lanse etmeleri var olan ikilemin ana göstergelerinden biri olsa gerek. Bir tarafta garantilerden uzak ama başka ülkelerle gerçekleştirilen ikili yada çoklu savunma anlaşmalara imza ederlerken, bunu kendi MEB alanlarını koruma maksadıyla, özellikle de Türkiye’ye karşı düşündüklerini gizlemiyorlar. Bugüne değin, Kıbrıs meselesinde öne çıkarılmayan konulardan biri olan deniz alanlarının sınırlandırılması meselesi bünyesinde yer alan Kıta sahanlığı ile münhasır ekonomik bölge konuları ilerleyecek süreçte oldukça içinden çıkılması zor anlaşmazlıkları da beraberinde getireceği kanaatindeyiz.

Özellikle de, Kasım 2014’te Rum Savunma Bakanı “MEB korunması için Savunma Kalkan Projesi” hakkında bilgi verirken MEB koruması için insansız hava arcı alınacağını belirtmesi üzerinden iki yıl geçti. Konuya verilen önem sadece bununla kalmamakta, silahlanma bütçesinin de artırılması yoluna gidildiği görülmektedir. Mesela Rum Savunma Bakanlığı bütçesinin de bu çalışmalarda 318 milyon, bakanlığın silahlanmanın ise 69 milyon euro olduğu açıklanmıştır…

Netice itibarıyla, Fokaidis’in konuşmasında hiç çekinmeden vurgu yaptığı Kıbrıs Helenizmine güvenlik garantisi sağlayacak çözüm beklentisi bir kere sorgulanması gereken bir sözdür. Ne demek Kıbrıs Heleniz mi? Hani Rumlar Helenizm’den vazgeçerek adada birleşik Kıbrıs olmasına hazırdılar? Hani askeri antlaşmalara gerek yoktu, ada “barış” adası olması isteniyordu? Rumlar şunu gayet iyi biliyor ki kendi bütçeleri ile ne kadar yalnız silahlanırlarsa silahlansınlar Türkiye’ye karşı kafa tutacak güçleri imkansızdır. Bunun için sorunun boyutuna MEB’i de katarak enerji havzalarının korunması , uluslararası terörizmle mücadele gibi konuların arkasına sığınarak kendilerine taraf yada destekçi devletler belirleyerek ilerlemeye çalışmaktadırlar. Tüm bunları görmezden gelerek, körler,sağırlar birbirini ağırlar mantığına bürünüp, olası anlaşmada Garantileri mevcut hükümleri ile kabul görmez niteleyip sadece “Ortak ordu kurulması” anlayışına sığınmak,sizce de çok basite indirgenmiş bir durum olmayacak mı? Adanın gerçeklerini, mevcut durumda cereyan eden süreçte icra edilen faaliyetleri ve söylemleri görmezden gelmek pek tabii ki mümkün olamaz. Bunun için beklentimiz, Garanti Antlaşmalarının hiç tereddütsüz, ayni şekilde mevcudiyetinin sürdürülmesidir.
Bu haber 1284 defa okunmuştur

:

:

:

: