Akıncı’yı ikna etmek zor oldu

Haftaya girerken, siyasi hareketlilik yönünden yoğun bir hafta sonunu geride bırakmıştık.
Pazar günü güneyde yapılan seçimler, CTP kurultayı ve Türkiye’deki AKP kurultayıyla kurulan yeni hükümet, yoğun bir gündemin habercisiydi.
Bir anda hepsi gölgede kaldı.
Gündem değişti, artık yeni bir krizimiz vardı.
“BM’nin organizatörlüğü ve Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenen, “Dünya İnsani Zirvesi” için İstanbul’a giden, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın zirveye katılanlar onuruna verdiği yemeğe, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın da katılması nedeniyle katılmadı.”
Sonrası biliniyor.
Özellikle, KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle, yani yaklaşık bir yıldır olumlu bir havada devam eden müzakere süreci, yerini bu olayla krize bıraktı.
“Büyütülecek çok da bir sorun yoktu” düşüncesinde olanlardanım.
Bu tür gelişmeler karşısında, temkinli davranırım.
Düşünce ve yorumlarımı hemen paylaşma eğiliminde olmam.
Gelişmelerin devamını, yorumları, açıklamaları takip ederek genel bir kanaat oluşturmaya çalışırım.
Evet, bir kriz yaratıldı, ama bu buzdağının görülen yüzü, görülmeyen detaylar da var.
Anastasiadis olması gereken esas yerde oldu ve düşüncelerini de seslendirdi.
Geriye kalan sadece bir yemekti, bu yemekte yan yana verilecek bir resim bile barış ve çözüm için tüm dünyaya mesaj olacaktı.
Cumhurbaşkanı Akıncı’nın müzakere sürecine bilerek zarar vereceği düşüncesine katılmıyorum.
Hatta, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından gönderilen uçağa binmek için çok zor ikna edildi.
Çünkü, mesele yemek değildi, BM Genel Sekreteri ile ayarlanacak bir görüşme anlamlı olacaktı.
BM Genel Sekreteriyle görüşme her zaman için mümkün değil, bu bir fırsattı.
BM Genel sekreteri Ban Ki-moon’un görev süresi yedi ay sonra doluyor.
Bu durum da dikkate alındığında;
Yeni döneme ait düşünceleri anlatma, sürecin hızlandırılmasına yönelik planlamanın yapılması, bunların Genel Sekretere aktarılması esas amaçtı.
Görüşmede, sürecin hızlandırılması açılımı gündeme getirildi ve BM tarafından da kabul gördü.
Anastasiades’in iki çekincesinden biri buydu, bu amaçla hatayı BM yaptı diyor.
Anastasiades hızlandırılmış bir görüşme sürecine girmeyi, bunun BM tarafından desteklenmesini istemiyor.
Anastasiades’in ikinci çekincesi içe yönelik, hafta sonu yapılan seçimlerin sonucuna dönük iç manevra.
Güneyde yapılan seçimler, ortaya çıkan sonuçla çözüm karşıtı bloğun güçlenmesi, Anastasiades’i korkutuyor.
Hem dışta, hem içte oluşacak baskı unsurlarının ciddi noktalara gelme endişesi var.
Yemek konusu olmasa, bir başka konu işi bu noktaya getirecekti.
Önümüzdeki hafta süreç yeniden rayına girmeye başlar diye düşünüyorum.
Uluslar arası güç ve baskı her iki tarafın üzerinde de etkisini göstermeye başlayacaktır.
Nitekim BM ve ABD konuya müdahil oldu.
Bu şartlarda sonuca yönelik ilerleme sağlanır mı? İşte esas sorun bu.
Diğer taraftan;
Güneydeki seçim sonuçları müzakere sürecini etkiler mi, özellikle ELAM’ın aldığı sonuç, DISI ve AKEL’i kayıpları?
Bence bu Kıbrıslı Rumların sorunu, çünkü bu kararı verenler onlar, irade onların, buna saygı duymak gerek.
Seçim sonuçlarını şekillendiren etkenlerden, en alt seviyede olanı Kıbrıs konusu oldu.
Bu ciddi bir ayrıntı.
Bizim için önemli olan bir an önce sorunun çözümüne yönelik üzerimize düşeni yapmak ve aynı karşılığı karşıdan beklemek.
Sonuca gelmek için her iki tarafın da çabasına ihtiyaç var.
Biri daha az, diğeri daha çok, birine daha fazla sorumluluk, diğerine daha az olmaz.
Böyle olmaz, bu çözüme götürmez, en başta bu kabullenilecek.
Bu haber 1101 defa okunmuştur

:

:

:

: