Babama mektup…

“Çok uzakta öyle bir yer var.
O yerlerde mutluluklar.
Paylaşılmaya hazır bir hayat var”.
Çok sevdiğim bir şarkının, çok sevdiğim nakaratı.
Hayata, yaşama dair ne varsa, mutluluk, paylaşım hepsi insan için.
Hayat denen bu koşuşturmanın için de, geriye bırakılan anılar, anlar, güzellikler ve paylaşımlardır hatırlanan.
Üstünden yıllar geçse de unutulmayan.
30 Mayıs 1994, babamı kaybettik.
Henüz kırk yaşında, hayatın en güzel, en verimli yaşlarında ayrıldı aramızdan.
Bir gecede, ansızın, bir saat içinde, kırk yıllık hayata sığdırabildiğini sığdırdı ve gitti.
Geride kalan 22 yılı düşünüyorum da, ne çok şey değişmiş hayatımda.
Onun öldüğü yaşı geçmişim mesela, baba olmuşum, hayatta ne başardıysam kendi çabamla, tırnaklarımla olmuş.
Her 30 Mayıs da yazıyorum babama, mektup tadında, ondan sonrasında yaşananları özetleyerek.
Geçtiğimiz haftalarda kabrinin başındaydık yine.
Adına taşıyan oğlum, Sami şunları söyledi;
“Baba dedemi tanımayı çok isterdim. Buraya her geldiğimizde içimde bir acı oluyor. Eminim ki o çok iyi bir insandı. Ben böyle bir acı yaşasam hayata küserdim.”
11 yaşında çocuk, dedesinin kabri başında bunları geçiriyor içinden.
Anacığım bildiğin gibi baba, bizimle tutundu hayata, tek başına, yalnız ve mücadeleci.
Büyüyoruz baba, yaşlanıyoruz, hayata dair, memlekete dair yoruluyoruz, kaygılara inat üretiyoruz.
Hayat daha da zorlaşıyor bu ülkede.
Eski mücadele yok, kolaycılık, boş vermişlik, tüketiyor umutları.
Sizlerin yaşadığı zor günlerin, verdiğiniz mücadelenin, şehitlerin, kayıpların, acıların üzerine bir rejim kurdular.
Sizlerin umutlarını, çocukluğunu, gençliğini günlük çıkarlar için heba ettiler.
Sizlere yeni bir hayat, yeni bir ülke diye, kendilerine sırça köşkler yarattılar.
Sizlerin alın terini, emeğini, göz nurunu bir avuç çıkarcının ayakları altında ezdiler, ezmeye de devam ediyorlar.
Sizlerin verdiği onurlu mücadelenin sonucuna, çocuklarınızı, kardeşlerinizi, birbirine düşürerek, bölerek, benden olan, benden olmayan diye fişleyerek, ayırdılar.
Bu halkın her şeyini elinden alıyorlar, daha da etkisizleştirerek, sindirerek, pasifleştirerek.
Sorunumuzu, belirsizliğimizi, zamana hapsedilmemizi çözemedik yine.
Hiç görmediğin çocuklarım bir yıl daha büyüdü.
Sami bu yıl ilkokulu bitiriyor, Mehmet özel eğitime bu ülkenin şartları elverdiğince devam ediyor.
Ben seninle futbol bile oynayamadım.
Hiç unutmam gecenin bir yarısı uykumdan uyandırmıştın, şimdi unuttuğum ses tonunla, şunları söylemiştin;
“Aldı, Fenerbahçe, Galatasaray’dan Tanju’yu aldı”.
Ne sevinçti ama ne heyecan.
“Bizler bir şeyler kazandık, sizin çocuklarınız hiçbir şey bulamayacak” derdin.
Şimdi seni daha iyi anlıyorum baba.
Onlara umut dolu, belirsizliğin olmadığı, adil, eşit bir yaşam sunamamanın endişesi büyümeye devam ediyor.
Geçen yıldan buyana değişen bir şey oldu mu diye sorarsan, değişen pek bir şey yok.
Ne kadar kötüdür, nasıl bir karamsarlıktır, yıllardır tartışılan tüm sorun ve sıkıntılar yıllar geçmesine rağmen aynı yerde kalıyor, daha da kötüleşiyor.
Her yıl dönümünde, her mektubun sonunda aynı cümleyi eklemek nasıl bir döngüdür.
Umarım sana önümüzdeki yıl daha umutlu cümleler yazarım.
Bu haber 823 defa okunmuştur

:

:

:

: