İstanbul krizi bitti mi?

Geçtiğimiz hafta, Kıbrıs konusuyla ilgili devam eden müzakere sürecinde önemli bir eşik yaşandı.
Hatırlanacağı gibi, “Dünya İnsani Zirvesi” 55 devlet Başkanı, onlarca Bakan, örgüt yöneticisi, binlerce katılımcıyla İstanbul’da yapıldı.
Cumhurbaşkanı Akıncı da Türkiye Cumhurbaşkanının katılımcılara verdiği yemeğe katıldı ve BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile görüştü.
Olay kriz noktasına geldi, bu süreçte elbette her şey süt liman olmayacak.
Yaşanacak sıkıntılar, krizler, sorunun çözümüne yönelik olacak, daha doğrusu olması gereken bu.
Sorunun çözülmesine katkısı olmayacak krizler, müzakere süreci dışındaki anlaşmazlıklar, sadece durumu daha da zorlaştırır.
Oysa güneydeki seçimlerden önce Cumhurbaşkanı Akıncı önemli açıklamalar yapmıştı;
“Şu anda tek metin vardır mülkiyette, 2 değil. Tümü siyah değil. Kırmızılar var bizim, maviler var Güney tarafının. Ama siyahlar da vardır ortak anlayışı yansıtan. Çalışmalar devam ediyor. 2-3 ana unsur da aşılırsa, Mülkiyet, Ekonomi, AB, Yönetim ve Güç Paylaşımı’nda bazı konular halledilirse, uzlaşmaya yaklaştığımızı söyleyebileceğiz. Önümüzdeki günlerde bu 4 başlığı daha ileri noktaya taşırsak, daha farklı bir formata dönebileceğiz.'
Tartışma ortamı bu gelişmeler üzerinden şekillenecekken, dedikodu ve sanal bir gündem ortama hakim oldu.
Rum toplumu ne istiyor, aynı soru bizler için de geçerli, Kıbrıslı Türkler ne istiyor?
Artık bu konular netleşmeli.
Bu isteklerin karşılanması tek başına yeterli mi?
Ya da şuan devam eden sürecin merkezi, bu beklentiler ekseninde mi sürdürülüyor?
Federal çözüm dışında bir seçenek var mı?
Federal çözüm dışında ki seçenekler tarih boyunca seslendirildi, ENOSİS dendi, TAKSİM için sokaklara çıkıldı.
Ortak Cumhuriyet denendi, olmadı.
Son kriz bitti mi?
Şimdi ne olacak, hiçbir şey olmamış gibi, bunca tartışma, söz dalaşı mesajlaşma olmamış gibi devam mı edilecek?
Peki, ne gerek vardı, bunca tantanaya, pamuk ipliğine bağlı güveni daha da sarsmaya.
Bundan sonrası samimiyetle devam eder mi?
Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasal ve toprak bütünlüğünün garantörüdür.
Uluslar arası ortamlarda muhatabıdır.
Dolayısıyla “Kıbrıs Cumhuriyeti yoktur” diyemez, dese bile bu gerçekçi olmaz.
Bizde bunları görerek sonuca doğru çaba ortaya koymalıyız.
Hem Türkiye, hem de burada çözüm sürecine daha aktif katılımla, sahip çıkılması gerek.
Rum halkı da, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu ortaklarından birinin Kıbrıslı Türkler olduğunu, bizim de bu ülkenin her tarafında, her kararında, her hakkında paylaşımımız olduğu artık kabullenmesi gerek.
Kıbrıs adasında ilgili tüm taraflar ada için yeni bir hikâye yazmalı.
Ezberler bozulmalı, radikal adımlar atılmalı.
Her ne kadar tüm yaptıklarımızı, sahip olduklarımızı, üzerinde yaşadığımız toprağı küçümsüyorsak da, bizler de, bu toprak da çok çok önemlidir.
Suni gündemlerle, krizlerle bu sorunun çözümü gelmez.
“Belirsizliği bitirecek her sonuç benim için çözümdür” bu cümleyi bu köşede çok defa yazdım.
Aynı noktadayım.
Zaman sınırı belirleyici olmalı mı? Evet, olmalı, bunlardan sonra her şey biter mi? Hayır her şey yeniden başlar.
Cumhurbaşkanı Akıncı, “11 Şubat deklarasyonuna uygun davranıyoruz. Bundan uzaklaşmak isteyenler varsa ve iyi niyetle bugüne kadar yürüttüğümüz çalışmaları ikide bir sekteye uğratıp, 2016 yılını da heba etmeye yönelirlerse o zaman ayrılığı kökleştireceklerinin de bilincinde olmalıdırlar” diyerek bir mesaj verdi.
Evet, Rum tarafı, Kıbrıslı Türkler üzerinden Türkiye ile muhatap olmaya ve hem dünyaya işgalci diye göstererek, hem de iletişim kurmaya çalışarak esas çözümden uzaklaşmaya devam ederse, bunun bir sonucu olmalı.
Ayrılığın kökleşmesi, daha önce söylendiği gibi “herkes yoluna” mantığının hayat bulması çok da kolay değil.
Atılacak her adımın, ulusal alanda bir karşılığı, bir bağlayıcılığı ve bedeli var.
Bellidir ki önümüzde çok çetin, söz sahibi olmamız gerek çok zor dönemler var.
Esas mesele bunu ne kadar farkındayız ve mücadele edecek gücümüz kaldı mı?
Bu haber 654 defa okunmuştur

:

:

:

: