Bizim ahali “gelen ağam, giden paşam”

Kabineyi kurdu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Bakanlar Kurulu listesini sundu.
Artık parti Genel Başkanı, Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanıydı.
KKTC Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Bakanları, siyasi parti başkanları, Belediye Başkanları, sivil toplum örgütleri kutlama mesajları gönderdi.
Memnuniyetler dile getirildi.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak ilk ziyaretini KKTC’ye yaptı.
“Kıbrıs sorununun çözümü önceliklerimiz” arasında cümlesi, Başbakan olarak Kıbrıs’la ilgili ilk söylemlerindendi.
ERCAN havaalanında açıkladı;
“KKTC’ye verdiğimiz desteği ifade etmek üzere buradayız.”
ERCAN çok kalabalıktı, önceden karşılama hazırlıkları yapılmıştı.
Adı duyulmamış dernekler, örgütler dâhil karşılama toplantıları yapmış, saatlerce çalışmış, kusursuz organizasyonlar ayarlamıştı.
Çiçekler verilecek, tokalar edilecek, resimler çekilecek ve Facebook da paylaşılacaktı.
Her şey kusursuz yapıldı, sosyal medyaya yansıtılan gülücükler, resimler rekor “Like” aldı.
Daha sonra merhum Denktaş ve Dr. Küçük’ün kabri ziyaret edildi, şehitlikler gezildi, dualar okundu.
Geçtiği yerlerde olağanüstü güvenlik önlemleri alındı, yollar darmadağın, çukurlu, asfaltlar dalgalıydı, ama olsun polis koruyordu.
İlk durak KKTC Cumhurbaşkanlığı sarayı, sonra KKTC Meclisi, Meclis Başkanı, Milletvekilleri, sonrasında KKTC hükümet yetkilileri ile temaslara geçildi.
Ortak açıklamalar yapıldı;
“Bizde ne varsa, KKTC’de olacak dendi” ahali alkışladı, aynı kare resim ve bir tokalaşma sahnesi için herkes birbirini ezdi.
Lefkoşa çarşısında bir tur atıldı, işyerleri ziyaret edildi, esnafla sohbet edildi, alışveriş yapıldı, seyyar satıcıdan portakal alındı, buralarda çekilen fotoğraflar anında Facebook’a atıldı, canlı yayınlar düzenlendi.
Ulusal basınımız KKTC’ye yaptığı ilk ziyareti gün boyu flaş haber olarak verdi, adım adım gittiği her yer canlı yayınlara konu oldu.
Söylediği her kelime “önemli mesajlar” diye manşet yapıldı, köşe yazarları onun ne kadar farklı olduğunu yazdı.
Başbakanlar arası görüşme gerçekleşti, müjdeyi o verdi “ekonomik protokol tamam, su ve elektrik sırada” dedi.
Piyasa rahatlayacak, ekonomi büyüyecek, KKTC kalkınacak, memur ödenecek, esnaf ferahlayacaktı.
Bizim ahali alkışladı, “biz zaten bir şey yapamayız, paramızda, niyetimizde yok, sonsuza kadar da yaşatacağız” diye açıklamalar yaptı.
“Kıbrıs’ta çözüm olmazsa, iki devletli senaryoyu konuşmak gerekir” dedi.
Bizimkiler yine memnun, böyle bir senaryonun hiç olmadığını bile bile gurur duydu.
Hüseyin Özgürgün “Rumların Türkiye’yi muhatap alma düşüncesi bile kabul edilemez” diye açıklama yaptı.
O, Rum lider Anastasiades ile görüştü, resim çektirdi, aynı platformda bulundu, sohbet etti.
Daha sonra şunları söyledi;
“Kıbrıs sorununu çözelim, enerjide beraber kazanalım, Rumlar isterse suyu onlara da verebiliriz.”
Cumhurbaşkanı Akıncı’ya “Çözüm çabalarınızı takdir ediyoruz, Türkiye olarak çözüme desteğimiz sürecek” sözleriyle destek verdi.
“Su, Kıbrıs şehitlerimize armağan olsun, KKTC’nin kalkınması önceliğimiz, her türlü desteği vereceğiz, müzakerelerde son şans olabilir” mesajlarını ilgililere dağıttı.
Görüşmeler bitti, imzalar atıldı, söylenecekler söylendi.
Onuruna verilen yemeğe katıldı ve adadan ayrıldı.
Bir ziyaretin özetidir bu.
Bu ziyareti gerçekleştiren Türkiye eski Başbakanı Ahmet Davutoğlu idi.
Yeni Başbakan Binali Yıldırım’ın ziyareti ile bire bir aynı.
Ziyaret programı, sözler, söylemler, hep bildik.
Bizim ahali yine aynı, “gelen ağam, giden paşam”.
Bizim ahali böyle yaptığı için Türkiye yetkilileri eleştiriliyor.
Türkiye yetkilileri bizim seçtiklerimizle, Kıbrıslı Türklerin genelini aynı zannettiği için herşeyin ilk söyleyeni oluyor.
Aslında söyleyene değil, söyletene bakmak gerek.
Yani gelen isim önemli değil, önemli olan makam, önemli olan dönemi olanla, onun dönemine uyum sağlamak.
Bizim ahalinin kırk yıldır becerdiği tek şey bu, gideni unuturken, gelene ve döneme ayak uydurmak ve bunu sonsuza kadar yaşatmak.
İşte bu da KKTC de olup, başka yerlerde olmayan bir gerçek.
Bu haber 806 defa okunmuştur

:

:

:

: