Bir efsane geldi geçti

Dünya, fani. Yani, geçici.
“Dünyamızda, misafiriz “ yakıştırması ne kadar doğru.
İşte, bu misafir olarak yaşadığımız, fani dünyamızdan 1960‘lı yıllarda ismini tüm dünyaya, kabul ettiren, Müslüman aleminin bir yıldızı olarak kabul edilen, ünlü, ağır sıklet boks şampiyonu Muhammed Ali, yakalandığı, Parkinson hastalığına, yenik düşerek, hayatını kaybetti.
Muhammed Ali, ABD‘de verdiği mücadele ile tüm İslam aleminin ve bağımsızlık savaşı veren ulusların ve halkların da bir simgesi olmuştu.
Müslümanlığı, kabul ettikten sonra ABD‘de derin devletin gazabına uğramış, cezası da asker olarak Vietnam’a gönderilmeye mahkum edilmişti.
Vietnam’a gitmeyi (Vietnamlılar bana bir şey yapmadı ki, onlarla savaşayım) düşüncesi ile reddeden Muhammed Ali, mahkemeye verilmiş ve ABD yasalarına göre, 5 yıl hapis, 10 bin Dolar da, para cezasına, mahkum olmuştu.
Pasaportu ve Lisansı, elinden alındığı için çok sıkıntılı yıllar ve günler geçirdi.
Ailesinin yardımı ve Üniversitelerde, para karşılığı yaptığı konuşmalarla, ayakta kalmayı, sürdürmeye çalıştı.
1970 yılında, temyiz mahkemesine baş vurarak, temyiz davasını kazandı.
Tekrar, boks hayatına döndü.
Kıza zamanda, iki önemli maça çıkan Muhammed Ali. İki maçı da kaybetti.
Kariyerinin, sona erdiğini sananlar, kazandığı tüm unvan maçları karşısında, sürprizle karşılaştılar.
Rövanşı, almak için Ken Norton’la yaptığı, maçı kazanınca, şampiyonluk için kolları sıvadı.
Joe Freyzer ve George Feboman’la yaptığı, maçlardan sonra, kaybettiği unvanına kavuşacaktı.
Bu karşılaşmalar sonunda Muhammed Ali, 1978‘da Dünya Şampiyonluğunu, üçüncü kez, elde etti.
Ayni yıl, 1978‘de, şampiyon olarak, boksu bırakan, Muhammed Ali, dünyada Olimpiyat ve Dünya şampiyonu olan, ender boksörlerden biridir.
Muhammed Ali ABD‘de beyaz-siyah, ayrımcılığına karşı da, mücadele vermiş, sosyal içerikli, bir sporcu idi.
1960, Roma Olimpiyatları’ndan, döndükten sonra bir lokantada, sadece beyazlara servis yapıldığını öğrenince, olimpiyat madalyasını Ohio Nehrine attı.
ABD‘de İslam’ın, yılmaz bir neferi, durumundaydı.
11 Eylül saldırıları üzerine; Newyork İtfaiye Müdürlüğü şapkası ile, sıfır noktasına gitmiş ve şöyle demişti :
“Beni asıl inciten İslam adının bulaştırılması ve Müslüman adının bulaştırılması ve sorun çıkarılıp nefret ve şiddete yol açılmasıdır .İslam katil dini değildir .İslam barış demektir .Evde öylece oturup insanların sorununun kaynağı olarak Müslümanları yaftalamalarına seyirci kalamazdım.”
Rahmetli Muhammed, o gün ne güzel sözler söylemişti.
Yıllar sonra 11 Eylül’ün, nasıl komplo teorilerinin, bir icadı olduğu,
iddia edilmedi mi ?
Irak nükleer üretimi için ABD tarafından, demokrasi ve özgürlüğe kavuşturulacağı gerekçesi ile, işgal edilmedi mi?
Bizzat, işgale onay veren WW Bush, işgalden sonra Irak’ta, öyle bir şeyin olmadığını, itiraf etmemiş miydi ?
Harabeye döndürülen, bir Orta Doğu.
Milyonlarca ölü.
O kadar da, kayıp.
Müslümanlar ise, halen suçlanmaya, devam ediliyor.
Bir efsane, geldi geçti.
Muhammed Ali’nin, bedeni, ismi ve Ruhu, dünyada baki.
Bunu, ne ABD Mahkemelerinin, ne Pentagon’un silmeye güçleri yeter mi ?
Mümkün mü ?
Nurlarda yat, Muhammed Ali .
Allah’ın, Rahmeti. Üzerinden eksik olmasın.
Bu haber 147 defa okunmuştur

:

:

:

: