Özelleştirilen “gençlik”

Ülkede garip işler oluyor. Gerçekten şaşırıyor, şaşırırken üzülüyorum.
Bir günümüz de sürpriz niyetlerden, saklanan icraatlardan, sırtımızdan yapılan pazarlıklardan, huzursuzluktan, mutsuzluktan bıkarak geçmesin.
Bu kısır döngü içinde çaresizliğimiz günden güne büyüyor.
İnsan yerine konalım, bu ülke için söz sahibi olduğumuz hatırlansın.
Yok, bize huzur yok, onca sıkıntıyla mücadele ederken, insanlar genç yaşta, trafikte, kanserde, kalp krizinde hayatını kaybederken, hala daha üstümüze, üstümüze geliyorlar.
KKTC devleti, özgür, egemen, bağımsız, kendi politikaları olan, kendi kendine kararlar alan, uygulayan devlet.
Lafa gelince konuşan çok, nasıl başladı?
Önce kuzey de bulduklarını dağıttılar, evleri, fabrikaları, işyerlerini, arsaları, tarlaları, denizleri, dağları, sahilleri, sadece iktidar olmak için.
Sonra devletin, kamunun kaynaklarını, makamlarını, olanaklarını, iktidar hırsı ve partisel şantajlar uğruna harcadılar.
“Denizler bitti, verecek çok bir şey kalmadı” derken;
Artık kendilerinden veriyorlar, ülke adına ellerinde tuttukları makamları, yetkileri, görevleri devrediyorlar.
Devlet yönetmek sadece makamlarda oturup, boş boş konuşmak değil.
Her türlü kaynak ve değer gidiyor, ülke tamamen üretimsiz, dış kaynaklı yönlendirmelerle şekillendiriliyor.
Bu ülke insanı enerjiyi yönetemez mi, su kaynaklarını yönetemez mi, kendi gençliğini yetiştirmez mi?
Her konuda bir mahalle baskısıdır, sünnetçi korkusudur gidiyor.
Elektrik için baskı, su için baskı, baskı hem yurt dışından, hem de yurt içinden yapılıyor.
“Gençlik ve Spor Bakanlığı Yurtdışı Koordinasyon Ofisi” kurulmasının gerekçesi, sebebi, beklentisi ve getireceği nedir?
Kim bu ofisi KKTC de kurgulama fikrini ortaya attı?
Gençlik ve spor çalışmalarına, tesis ve altyapı yatırımlarına maddi kaynak aktarılması amaç olarak düşünülmüşse, işte imzalanan ekonomik protokoller var.
Bu protokol içinde de bir kalem bu iş için düzenlenebilirdi.
Biraz uzun olacak ama bilinmesi için bir kez daha yazayım;
“KKTC de ki Spor ve Gençlik daireleri işlevsiz bırakılacak.
Tüm proje ve uygulamalar bu ofis tarafından belirlenecek.
Ofisin başına Türkiye Cumhuriyeti’nden bir başkan atanacak.
Ofis içerisinde çalışacak olan bütün personellerin istihdamı Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından belirlenecek.
Türkiye Cumhuriyeti’nden gelecek yetkililere diplomatik dokunulmazlık verilecek.
Tüm gençlik kampları ve yeni yapılacak kamplar ayrıca bu kampların işletmesi ofise devredilecek.
Tüm spor tesisleri ve yeni yapılacak tesislerin işletmesi bu ofise devredilecek.
Projeler, KKTC tarafında sunulsa da, ofis uygun bulduklarını uygulayacak.
KKTC’de var olan yurtların ve ileride yapılacak olan yurtların irade ve izinleri bu ofise devredilecek.
Ofisin istediği tüm bilgileri KKTC devleti olarak vermekle yükümlü olunacak.
Projelere veya ofisin çalışmalarına KKTC olarak hiçbir engelleyici şart konulamayacak.
Bu anlaşma bir taraf tarafından iptal edilmediği her beş yılsonunda, beş yıl daha uzayacak.”
Rum tarafı ile Federal devlet kurmak, bu devletin yönetiminde eşit kurucu ve egemen kurucu devletin yöneteni olmak için müzakere edilirken, bunları kırmızıçizgi diye ortaya koymak, fakat kendi içinde tüm sorumluluklarını devretmek nasıl bir mantık?
Spor kulüpleri, bazı dernekler işin içinde maddi kaynağı görünce, hemen destek beyan etti.
Konu sadece maddi kaynak mı, bizim olan her türlü değeri parayla kaybetmenin ağırlığını hala daha görmüyor muyuz?
Bu konu en başta Anayasaya aykırı iken destek vermek nasıl bir çelişki?
Neden gençlik? Neden engelliler değil mesela, ya da yaşlılar.
Yaşlılar için rehabilite merkezi ve engelliler için tam teşekküllü eğitim merkezi yapılması neden düşünülmüyor?
Hangi ülke kendi geleceğinin, başka bir ülke tarafından şekillendirilmesini kabul eder?
Konu, bu işlevi Türkiye’nin yapacak olması değil, aynı anlaşma Avrupa Birliği veya bir başka ülke için olsa tepkim yine aynı olurdu.
Kıbrıs Türkü sahip olduğu tüm değerler için yıllarca mücadele etti, şimdi hepsini tek tek kaybediyor.

Parayla, maaşla sınanıyor, onuru, gururu, paranın altına saklanıyor.
Memleket iktidar hırsı, UBP-CTP didişmesi, sen yaptın, ben yaptım suçlaması, kısır, günlük çıkar kavgası altında eziliyor.
Bu gidişle ne bağımsızlık kazanılır, ne barış, ne demokrasi, ne de ayakları üzerinde durabilen bir ülke yaratılabilir.
Bu haber 604 defa okunmuştur

:

:

:

: