“Türkiye ile tarihin en kötü dönemi”

Önce su, daha sonra ekonomik protokol ve son olarak da gençlik ve spor koordinasyon ofisi, sonuçta bol bol tartışma, gerginlik.
Deyim yerindeyse “nefes alamıyoruz”.
Sonuç odaklı tartışma, inceleme, esasa yönelik verimli, sağlıklı bir iletişim kuramıyoruz.
Bu toplumsal olarak en büyük tehlikedir.
Toplumun tüm kesimleri elbette her konuda hem fikir olmayacak.
Ama tartışma kültürü, iletişim ve empatinin önünü açmalı.
Herkese önemli görevler düşüyor.
Herkes, neyi savunduğunu iyi anlamalı ve anlatmalı.
Yoksa sonuçları ortada.
İktidar, muhalefet, siyasi partiler özellikle son günlerin gündem konularında, olayları siyasallaştırmak yerine yapıcı bir sorumluluk üstlenmeli.
Savunulan nedir? Endişeler, öneriler, anlaşılır şekilde, inatlaşmadan illaki siyaset yapmadan, günlük değil, öncelerini de düşünerek açıklanabilmeli.
CTP kendini anlatabiliyor mu?
Bir gurup gazeteci, CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’la sohbet toplantısında bir araya geldik.
Su konusunda gelinen son nokta ve Koordinasyon Ofisi konularına bakış açılarını dinledik.
“Bizim nihaiyi hedefimiz suyu, su kurumunun yönetmesi ve belediye depolarından sonra da belediyelerin devreye girmesiydi. Tek zayıf yanımız, belediyelerin bu yatırımları yapacak parasının olmaması. Uzun uğraşlar sonunda kamu-özel ortaklığı noktasına geldik.
Sözlü olarak 10 kuruş, 25 kuruş diye maddi değerler konuşuldu. Hatta bu su sizindir alın kullanın denildi. İsterseniz akü ferlerinizi güçlendirmek için kullanın bile denildi. Bunları yetkili ağızlar, Türkiye Dışişleri Bakanı söyledi.
Biz bütün yatırımları da koyarak, mimar mühendis odalarına bu maliyeti hesaplattık. Çıkan rakam 1.25 kuruş. Barajı, arıtma tesislerini, ihale hatlarını hep koyduk. 1.25 nasıl oldu da, 2.30 oldu. Su hesabı Güzelyalı noktasından sonradır. İlk önce bize hibe dediler. Sonradan değişti.
Kaçaklar var. Su basınçlı olunca kaçak daha fazla olacak. 2.30’dan alınınca yarısı da toprağa gidecek. Belediyeler çok zorlanacak. İlk yıl 1 TL’nin altında verilecekti. Geçiş sürecinde Belediyeler toparlasın diye. Şimdi değişti.
Bizim suyun alınmasına itirazımız olamaz. Çünkü suyumuz yok. İmzayı da biz attık. Lefkoşa da kimseye engel olmadık. Aksine yardımcı olmaya çalıştık. Maliyetlerin ve maddi karşılığın yeniden müzakere edilmesinin önünü açmak istedik. Çünkü Lefkoşa büyük potansiyel, etkisi büyük olur. Göreceksiniz bu su, bu şartlarda alınırsa iki ay sonra halk çok acı çekecek. Yakın gelecekte haklı olduğumuz ortaya çıkacak.”
Tabi bir de koordinasyon ofisi meselesi var.
Bu konuyu da özetle şöyle değerlendiriyor Sayın Talat;
“Cumhurbaşkanının iki seçeneği var. En kolayı, Anayasa mahkemesine gitmesidir. Bu anlaşma, Anayasadan geri dönebilir. Benim beklentim bu yönde. Yürürlüğe girerse Anayasa mahkemesine dava açılamaz. Görüş istenebilir. Ben geçeceğine inanmıyorum. Elbette bu alanlarda yatırım yapmaya ihtiyacımız var. Bizim itirazımız buna değil. Bu konu da su gibi stratejiktir. Gelinen noktada Türkiye ile KKTC arasındaki ilişki tarihin en kötü dönemini yaşıyor. Biz kamuoyunda hiçbir konuyu tartıştırmadık. Bu yasalar geçiyor ama halk tedirgin, gençler sokaklarda. Ne anlamı var? Değer mi?”
CTP Genel Başkanı Talat’ın söylem ve yaklaşımlarında haklılık payı mutlaka var.
“Ben yaparım olur” gibi bir zorlama sadece ülkeye zarar verir.
Diyalog yolu her daim açık olmalı.
Önemli olan, herkesin hayatını etkileyecek kararlarda, herkesin katkısının olmasıdır.


Bu haber 738 defa okunmuştur

:

:

:

: