Ben buyum, ya siz?

Merhabaları severim... Gülümsemeyi severim. Paylaşmayı, dinlemeyi, eğlenmeyi severim.
 


Yaşamın bir kereliğine avuçlarımıza bırakılmış en güzel armağan olduğuna yürekten inanırım.

Üzüntülerimi boğazımdan aşağı indirmemeye çalışırım. Bilirim ki ruhuma ve bedenime zarar verir. Her kötü günün ardından güzel günlerin geleceğine inancım tamdır.

Yaşadıklarımdan ders çıkarmasını bilirim. Geçmişi, sadece işime yarar bir deneyimi hatırlatacaksa hatırlarım. Aksi takdirde belleğimden silerim.

Arka bahçem, çöp tenekem yoktur.
Anı yaşamayı severim.
Kendime göre doğrum neyse onu uygularım, başkalarına hep kulaklarımı tıkarım...

Aşklar biter bir gün... (keşke bitmese...) ama dostluklar kalıcıdır...
ömür boyu sürer...
Ayşe TURAL
( Kimilerinin aşkı bitince bile arkadaş kalmak istemesi belki de bundandır...)

AŞKIMA AŞK GEREKİR
sen giderken
hüznünü bırakıyorsun geriye...
aşkıma aşk gerekir
umut aşktadır...

sevinçlerimi çalma emi
ben hüzünlerimi
geçmişin ırmağına bıraktım
yavaşça...

dinle bak
zaman çınlatıyor kulaklarımızı...

sen
bahçemin iklimine uygun
zeytin ağacımsın benim...

aşkıma aşk gerek adamım
umutlar aşktadır...

Ayşe TURAL

BEN YAZDIM OLDU...

“Ben yazdım, oldu...” kafasıyla, böyle gidersek sonumuz çok acı... Her okunanın ŞİİR, her yazılanın ROMAN olduğunu sanan yeni bir nesil geliyor haberiniz ola... Bu konuda en büyük görev EDEBİYAT öğretmenlerine düşüyor bence.

Kaliteli bir şiirin ne emeklerle oluştuğunu, iç ahenginin, seçilen sözcüklerin, imgelerin ne kadar önemli olduğunu anlatmalılar.

Yoksa “ Ah, bir şiir yazdım, okuyanlar ağladı...” edebiyatıyla ucuza kaçıldığının farkına bile varılmaz. Salya sümük ağlayarak okunanın ya da dinleyenleri ağlatanın şiir ya da roman olmadığı da biline...

GÖZLERİMİ KAPATINCA

Gözlerimi kapatınca ben
Düşlerime konuk oluyorsun...

Sevgilerinden
Kır çiçekleri deriyorum
Kucaklar dolusu...

Bir yağmurunda ıslanıyorum çisi çisi...
Bir güneşinde ısınıyor yüreğim...

İnanki seni çok seviyorum...
Ayşe Tural

YÜREĞİMİZİN SESİ...
Yüreğinizin sesini dinlemeyeli çok oldu mu? En son ne zaman o sese kulak verdiniz? Belki de sizler, sık sık onun sesini dinleyen şanslılardansınız... Dilerim öylesinizdir.

Son on yılların sorunu bu... Günlük koşuşmalardan tutun da, içinde yaşadığımız dünyada bize dayatılan lükse, paraya, mevki hırsına ve her konudaki bitmek bilmeyen daha... daha...daha...lara bağımlılığımız; / işte o sesi/ yüreğimizin sesini duymamıza engel oluyor.

Akşam yatağa yattığımızda, bedenimizin dışına çıkıp tepeden şöyle kendimize bakabilsek keşke... Gördüğümüz manzara, pek de hoşumuza gitmeyecek gibi... Tıpkı deniz hayvanları gibi, kabuğumuza çekilmiş gibi miyiz ne? Kendimizi dış dünyadan soyutluyoruz sanki...

İlişkiler yüzeysel ve küçük hesaplar peşinde koşuluyor. Napolyon’un “ Para... Para... Para...” deyişi gibi durmadan evler, arabalar, paralar... sayıklıyoruz. Eskiden bu kadar para mı vardı, yoksa son model arabalar ve evler mi ? Kat kat gökdelenler de...

Birbirimizden gitgide uzaklaştık, yabancılaştık. Bir selamı, ya da tebessümü esirger olduk çevremizden... Eskiden öyle miydi ya... O zaman sanki daha kanaatkardık, paylaşımcıydık ve en önemlisi içten dostluklarımız vardı...

GÖZLERİMİ KAPATINCA
Gözlerimi kapatınca ben
Düşlerime konuk oluyorsun...

Sevgilerinden
Kır çiçekleri deriyorum
Kucaklar dolusu...

Bir yağmurunda ıslanıyorum çisi çisi...
Bir güneşinde ısınıyor yüreğim...

İnanki seni çok seviyorum...

Ayşe Tural
GERÇEKTE VAR OLMAYAN ZEKAMIZ…

Zekalar çok değişiktir, her zeki insanın aklı, felsefeye veya siyasete çalışmamaktadır.

Wolpert'e göre, önemli oranda insan alışkanlıklarına göre düşünür, çok az sayıda insan irdeleyici, sorgulayıcı ve bilimsel düşünebilir.

Bu oran yaklaşık %15'tir. Gerçek böyleyken psikiyatristlerin veya siyasetçilerin gerçekliği değiştirme olanakları da sınırlıdır.

Eğitim düzeyinin yükseltilmesi sorunu bir dereceye kadar çözer, asıl sorun insanın sınırlarıdır.

Söz konusu gerçeği kabullenerek hareket etmeyle, onu bilmeden ya da inkar ederek hareket etme arasında dağlar kadar fark bulunmaktadır...
(alıntı) Kaan Arslanoğlu/ Politik Psikiyatri)
GEL SEN
gel
dudağımdaki gürültüyü sil
silebilirsen...
ya da yüzümdeki aşk lekesini
gücün yeterse...

sen kaç aşktan kalmasın sahi
kaç kadının açık saçık izleri bulaşmış gözlerine
utanmayı düşünüyorum nedense
sana baktıkça...

sence
sende
temize çekebilir miyim şiirlerimi
ağustos böceklerinin şamatasında...

belki bir şans verebilirim
sana ve bana
aşk gözlerinde çiçekler açarken...

Ayşe TURAL

SEV-Mİ-YO-RUM...

Sev-mi-yo-rum...

Zorla değil ya sevmiyorum işte...

Kendini beğenmişleri sevmiyorum...

Başkalarında kusur arayanları/ sanki kendi kusursuzmuş gibi/ sevmiyorum...

Gafçıları, patavatsızları sevmiyorum...

Burnu bir karış havada olanları sevmiyorum...

Durmadan ben... ben... diyenleri sevmiyorum...

Paraları ya da mallarıyla övünenleri sevmiyorum... Demek ki kişiliklerinde eksiklik hissediyorlar, diye düşünüyorum...

Şımarık ve yapmacık olanları sevmiyorum...

Durmadan yalan söyleyenleri sevmiyorum...

Kendi çıkarları için herkesi kolayca gözden çıkaranları hiiiiiç sevmiyorum...

Aklıma gelenler şimdilik bu kadar...

Bunların dışında kalan herkesi çooooook
SE-Vİ-YO-RUM...
KÜÇÜK ŞEYLER...
Yıllar önce ayrıldığınız sevgilinizin bir hareketini çağrıştıran bir şey olur. İçiniz nasıl da burkulur, yanar... Onun yüzünde hatırladığınız bir çizgi burnunuzun direğini sızlatır. Bak şu kadın, nasıl da onun gibi başını yana eğerek gülüyor, diye geçiverir içinizden... Küçücük, gereksiz bir ayrıntıdır aslında... Ya da şu erkeğin yürüyüşü aynı o...
Yılların ötesinden şimşek hızıyla gelir yüreğinize bıçak gibi saplanır. Kıymet bilmeyişiniz kafanıza dank eder belki... Aslında alışkanlıklar hayatımızı oluşturur ve gidenin yeri inanın kolay kolay dolmaz. Hatta benzerlerinin peşine düşersiniz farkına varmadan... Küçük şeylerdir aslında... Küçük şeyler...
NEHİRLERİM SANA AKAR

ne zaman
bir kuş ötse dalında
kocaman bir çınarın
yaşamın öyküsü düşer aklıma
SEN düşersin...

ne zaman
bir yaşamak düşünsem
gözkamaştıran güneşler
konuk olur
gönül bahçeme...

güzellikleri çağırınca
melekler adına
sevgiler yağar evrenime
içimin nehirleri
durmadan sana akar, bilirim...

Ayşe TURAL

YAŞAM TUTKUNU OL...

Öğrenmeyi, başkalarını tanımayı, onların dünyalarına girmeyi, yüreklerine dokunmayı öğren... Ama önce kendini öğren... Önce kendini tanı...

Zayıflıklarını çöz... Yüreğindeki fısıltıları dinle... Onları şarkıya dönüştür... Gözlerini kamaştıran güneşi, yanağını okşayan rüzgarı farket.
Kana kana içtiğin suyun hücrelerine yayılışını hisset...

İşte bu sensin... Artık GÖKKUŞAKLARI senin içinde...

ESKİLER
eskiler alıyorum
eskiler...
şarkıların hüzzamlarını
tez elden getirin bana...
mehtabınsa
en yürek çatlatanını...
bir de meze diye
koyuverin BOĞAZ'ı
sonra seyreyleyin
aşkı sevdayı...

Ayşe Tural
Bu haber 158 defa okunmuştur

:

:

:

: