Geriye yolculuk

Tam, 42 yıl önce bugün, Mersin Limanı’ndan, Kıbrıs’a sefer yapan Truva Feribotu ile Mağusa Limanına çıkış yapmıştım.
Feribot, 9 temmuz akşamı Mersin’den hareket ettiği için 8 Temmuz akşamı, Ankara otobüs garından Mersin’e sefer yapan
bir otobüsle Mersin’e hareket ettim.
Öğrencilik yıllarımdaki bir anımı, siz değerli okurlarıma, bu Pazar günü aktarmak istedim. İlgileneceğinizi, umuyorum.
Ankara – Mersin arası, 8 saat çekiyor.
Mevsim yaz olduğu için, şafak erken ağarıyordu.
Ayrıca okulların tatil olması, kamu görevlilerinin yaz tatiline çıkmaları, otobüslerdeki yolcu yoğunluğunu artırmıştı.
Öğrenci olduğum için bagajım pek ağır değildi. Bir de, omuz çantası taşıyordum. İçerisinde, özel eşyalarım ve evraklarım vardı.
Gençlik yıllarımda, biraz müziğe merakım olduğundan çantamda lisede aldığım, melodikayı da birlikte taşıyordum.
Mersin’e gideceğim için hediyelik şekerlemeleri Mersin’den tedarik edeceğimden, Ankara’dan hiçbir hediyelik almamıştım.
Sabahleyin Mersin’e vardığımda güneş nerede ise bastırmaya başlamıştı.
Bavulu emanete bırakarak hediyelik şekerlemeleri, tedarik etmeye koyuldum.
Mersin’de değişik şirketlerle gelen, Kıbrıslı öğrencilerle buluştuk.
Onlar da, hediyelik şekerleme, tedarik peşindeydiler.
Kahvaltıyı, ayak üstü simit ve çayla tamamladıktan sonra yola koyulduk.
Mersin denince ilk akla gelen, Mersin’in simgesi Cezeryedir.
Ben de, diğer Kıbrıslı öğrencilerle Mersin’de imal edilen, Cezeryenin imalathanesinin yolunu tuttum.
İmalathane ana caddenin üzerinde idi. Daha önce de, alış veriş yapmıştım. İmalathaneden alış , fiyatta, indirime neden olduğu için, öğrenciler orayı tercih ediyorlardı.
İmalathanede çalışan ve oranın sahibi olan zat, giden öğrenci topluluğunun, içerisinde olanları, ben de dahil daha önce yaptığımız alış verişlerden tanıyorlardı. Bizleri görünce, hem sevindiler. Hem de, memnun oldular.
Arkadaşlarla, siparişleri vererek, paket yapılmasını istedik .
Paketler, teker teker yapıldı. Her kes siparişini alarak, rıhtımın yolunu tuttuk.
Bu işlem, öğleye kadar sürdü.
Öğle için, bir şeyler atıştırarak gemiye bindiğimizde, akşam yemeği için, tedariklerimizi yaptık.
Öğleden sonra, rıhtımın yolunu tuttuk.
Rıhtıma gidene kadar, ikindiyi bulmuştu. Emanetten, bavulumu alarak pasaport işlemleri için, ilgili birimin yolunu tuttum.
1974 öncesi yolcu sayısı, izdiham yaratacak bir boyutta değildi.
İşlemlerimi, hallederek feribota bindim.
Biletim pulmandı, yani koltuk.
Feribotun, boş denecek kadar, az yolcusu vardı.
Sabah sekizde, Mağusa limanında olacak şekilde, sürat verilerek
Mağusa’ya hareket ettik.
Gemide, kara yolu ile Yunanistan’dan gelen, Rum yolcular vardı.
Tanıştım, sohbet ettik.
Bir ara çantamdan, melodikamı çıkarıp Katibim Türküsünü çalmaya başladım.
Nağmeleri duyan yolcular, yanıma geldi.
Aralarında, Rum yolcular da vardı.
İçlerinden biri, yanıma yaklaşarak, beni tebrik etti.
Nedenini sordum.
“Çaldığın parça Yunan müziğine ait “ dedi.
Hayret ettim.
Bu , Türk müziğinin bir parçası.
Meşhur, Katibim Türküsü, dedim.
Benimle, tartışmaya girdi.
Yanımıza, feribotta olan yolcular geldi.
Onlar da, tartışmaya katıldılar.
Katibimin, bir Türk Müziği parçası olduğunu, kabul etmedi .
Limana vardık.
Muamelemiz yapıldı, Baf’a gitmek için, araba aramaya başladım.
Lefkoşa üzerinden aktarmalı, Baf’a gitmek için, yola revan oldum.
Baf’a kadar yollardaki barikatlarda, papazın, güvenlik güçleri ve milislerinin olduğunu gördüm.
Hepsi, silahla donatılmışlardı.
Sıkı denetimlerden geçerek, Baf’ın Türk kesimine girdim.
Türk kesimine, girene kadar gördüğüm manzaralarla, adanın çok yakında çok büyük ve tehlikeli gelişmelere, gebe olacağına kani oldum.
Nitekim 5 gün sonra, Yunan Cuntasının darbesi ile tüm dünya şaşkına dönmüştü.
İlerleyen günlerde, darbe ve 20 Temmuzla ilgili, yaşadıklarımı
anlatmaya devam edeceğim.

Bu haber 197 defa okunmuştur

:

:

:

: