Olmadı be annem!

Herkes her şeyi ne kadar çabuk unutuyor veya unutur gibi yapabiliyor...
İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın tekrar seçilme umutlarından dolayı pür-ü perişan olmuştu?
Çok mu başarısız idi Talat? Yoksa ekibi Talat'ın Cumhurbaşkanı performansını halka anlatamamış mıydı? Çok mu seçkinci olmuştu İkinci Cumhurbaşkanı, eşi ve ekibi? Kimse ile görüşmemeye, sadece siyaseten kendilerine yakın olanlarla mı temas ediyorlar, fikir alış-verişi yapıyorlardı sadece?
Yoksa halkın belli bir alanda, belli bazı gelişmelere itirazı mı vardı? Bu itirazlara cevap mı verememişti Talat? Veya verdiği cevaplar halkı mı tatmin etmemişti.
Doğrusu Talat'ın halk nezdindeki itibarının azalmasında kendi dışı faktörler de çok katkıda bulundu. Cumhuriyetçi Türk Partisi iktidarın büyük ortağı olduğu halde Talat'ın Cumhurbaşkanlığı öncesinden başlayarak iktidarı başka hesaplarla paylaşmaya, başka oyunlar sergilenmesine sessiz kalmaya, hatta iştah kabartmaya başlamıştı.
Doğru muydu Demokrat Parti'ye, samimi 'dostu' ve 'gardaşı' Serdar Denktaş'a gerek Talat'ın gerekse zamanın Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'in nanik çekmesi, yapay bir yeni parti kurup siyaseten tasvip edilmesi güç düzenlere başvurmaları?
Kıbrıs'ta çözüme endeksli olma nedense hep sol cenahın özelliği imiş gibi sunulur hep. Yanlış. Kıbrıs Türk solu maalesef 'Türk' olduğunu fark edemediğinden ve 'çözüm' dediği ile 'teslim' dediğinin aynı olmasından, Rum ile aynı sözü söylemenin marifet görmesinden dolayı bir türlü 'Türk' olamamıştır. 'Türk' olmaktan utanan, sıkılan, kendini 'Türksüz' tanımlamayı matah bir durum gören anlayış hem Kıbrıs Türk solunu hem de genelde Kıbrıs Türk siyasetini kavruk hale getirmiştir.
Hatırlayın, dönüşümlü başkanlık diye bir şey pazarlıyordu sayın Talat ve sevgili baş görüşmeci Özdil Nami. İyi niyete güvenmek başka bir konu, eldeki ürün başka bir konu. Yoğurdum ekşi diye hiç bir yoğurtçu reklam yapmaz. Yoğurt değil ekşi, düpedüz zehirdi resmen. Dönemin Rum lider Dimitris Hristofyas ile Türk lider Talat'ın veya onların iki partisi AKEL ve CTP'nin adaylarının ilelebet seçilmesi üzerine kurgulanmış bir acayip oyundu dönüşümlü başkanlık ile çikolatayla kaplanmaya çalışılan çapraz oy önerisi. Rumlar, nüfuslarına bakılmaksızın, Türk adayın seçilmesinde belli bir yüzde oy ağırlığında etkiye sahip olacak, Türkler de aynı şekilde Rum adayın seçilmesine etkili olacaktı. 'Hiç bir Kıbrıs Türkü solcular haricinde bir Rum adaya, hiç bir Türk de solcular haricinde Rum adaya oy vermeyeceğine göre, Kıbrıs Türkleri hep AKEL adayına, Rumlar da hep CTP adayına oy verirler, biz hep iktidarda kalırız' zannıyla yapıldı bu oyunlar.
Olmadı... Birileri bu oyunu gördü, plan fiyasko oldu. Hiç tevazu göstermeyeceğim, bu gerçeğin ortaya serilmesinde ben de önemli katkılarda bulundum. Yanlış çamurla örtülemedi.

'Siyaseten doğru' günlük hayattaki doğrudan farklı olabilir. Doğru ile algılanan doğru çok da farklı olabilir. Ama yanlışın ısrarla doğru diye sunulması sadece kısa sürelerle sınırlı ve nihayette ortaya çıkacağı gerçeği dikkate alınarak yapılması gereken bir iştir. Nitekim siyaseten o gün doğru ama ahlaken, toplum değerleri açısından yanlış olan güm geldi ortaya döküldü, yanlışın aktörleri de, maşaları da faturayı ödeme durumunda kaldı.
Nitekim Talat neler neler yaşadı; Soyer ne sıkıntılara göğüs germe durumunda kaldı? Anlatmama gerek yok, Kıbrıs'taki sıcak güneş öyle gerçeğin uzun süre balçıkla sıvanmasına şimdiye kadar hiç izin vermedi. Hani arada bir söyler ya Kıbrıs Türk önde gelen fikir ve siyaset adamları, Sarayönü'nden daha uzağını görebilme yeteneği olması lazım siyasi önderliğe soyunan kişilerin.
Son görüşme süreci de çapraz oy gibi kulağa çok hoş gelebilecek ama gerçekte potansiyel bomba olarak algılanması ve ona göre de önlemler alınması gereken unsurlarla doludur. Bunlardan bir tanesi, her ne kadar Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve ekibi cılız bir şekilde 'Yok öyle bir şey' dese de, şu meşhur 4/1 oranı meselesidir.
Hani derler ya 'bu işi yapmak için aklını peynir ekmeğe katık yapmış olması gerekir kişinin', işte tam da öylesi bir durum. Malum, Kıbrıs Türk basınına 'Temmuz sonuna kadar tüm başlıklarda görüş birliği sağlanması mutabakatı' hikayeleri anlatılırken, Rum basınına verilen 'derin istihbarı bilgiler' Akıncı'nın adadaki Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk nüfusunun dört Rum'a bir Türk, yani 4/1 şeklinde uzlaşıldığını muştuluyor. Efendim doğal olarak çözümden sonra 'Tüm Anadolulu yerleşiklerin adada kalmaları beklenmemeli' imiş.
Toprak, sınır, garantiler falan ancak Türkiye ve Yunanistan ile İngiltere'nin de katılacağı 'uluslararası konferans' toplandığında konuşulabilecek imiş. Harita falan asla konuşulmayacak imiş. Öyle mal mülk meselesinde Rum'a teslim olmak falan hikaye imiş.
Dikkat hep 'miş miş de miş miş' dedik, durduk. Niye? Çünkü Sayın Akıncı Türk tarafında tenezzül edip kendilerinden farklı düşünen, dolayısıyla da dalkavukluk edip ne derlerse 'Ne haklı buyurdunuz?' demeyecek kimseyle görüşmüyor, doğru dürüst bilgi vermiyor. Eldeki tüm bilgiler Rum tarafı kaynaklı.
Benden uyarması. Nasıl saklanırsa saklansın eğer bir şekilde dörtte bir oranı söz konusu olmuş ise, Akıncı dönemi de hüsranla biter, bakınız Sayın Talat örneğine. Kıbrıs Türk halkına rağmen, halkın taleplerine rağmen 'ben istedim oldu' anlayışı KKTC'de işlemez. İstenildiği kadar 'Canlı canlı gömüldüler' falan başlıklarıyla gündem değiştirmeye, yalan üretmeye çalışılsın, bu başa bu şapka olmaz, Kıbrıs Türkü yemez.
Hadi Kıbrıs deyişiyle bitireyim, çok sevgili Cumhurbaşkanı Akıncı, olmadı be annem!
Bu haber 282 defa okunmuştur

:

:

:

: