Karar vericiler kim? Ne kadarı Kıbrıslıların elinde?

Türkiye kamuoyu bir süredir tartışıyor. Suriye’li göçmenler, Türk halkı ile uyumu, iş ve sosyal hayata katılımları, sağlanan imkanlar.
Son olarak da Suriyeli göçmenlere vatandaşlık verilmesi.
Mevcut siyasal iktidar yeni bir oy potansiyeli yaratmak istiyor.
Zaten amaç ilk günden buydu.
Neye göre vatandaşlık verilecek, kriterler nelerdir?
Elbette, Türkiye kendi iç dengelerinde tartışıyor konuyu.
Bizi ne kadar ilgilendiriyor?
Tabi ki çok yakından ilgilendiriyor, bu ülkede adaletsizce, keyfi, haksızca, hak edenleri göz ardı ederek verilen vatandaşlıkları yaşadık, gördük.
Zaman zaman yazdık söyledik, kötü olduk.
Aslında bugün Türkiye’nin yaşadığı tartışmayı yaşadık biz, üstelik yıllarca.
Suriyeli insanların, Türkiye’nin her türlü yaşam alanına uyumu tartışılırken, bizler bunları da tartıştık, hem de çok uzun bir süre.
Ortadoğu şekilleniyor, aktörler değişiyor, çıkarlar kesişiyor.
Buralara meraklı, Almanya, Fransa, hatta Çin ve Japonya bir şekilde bölgeden uzaklaştırıldı.
AB bölgede etken olmaya çalıştı, Kıbrıs’ın tek taraflı üyeliğe alınması da bu çalışmanın bir adımıydı.
Türkiye, önce İsrail, Mısır ve son olarak da Rusya ile krizler yaşadı.
AB ile yakınlaştı, mülteci konusuyla ilgili yapılan anlaşma bir anda heyecan yarattı.
Özellikle vize serbestliği konusu günlerce konuşuldu.
Daha sonra her ne varsa terse döndü.
Artık AB ile işler değişti, Mısır, İsrail ve Rusya ile normalleşme sürecine girildi.
AB’nin en başta bölgede ve Kıbrıs üzerinde etkinliği sınırlandırıldı.
Yeniden işler değişir mi? Her an her şey olabilir.
Güney Kıbrıs’la, Türkiye ilişkileri normalleşecek, bu durum uluslar arası ortamların ve çıkarların getirdiği bir gerçek.
AB ile Türkiye arasında ki ilişkilerin yoğunlaştığı süreçte, güney Kıbrıs “Kıbrıs Cumhuriyeti” sıfatı ile Türkiye’nin de yer aldığı resimlerde yerini aldı.
Son olarak önemli bir başka gelişme;
“Türkiye, Güney Kıbrıs’a ilişkin çekincelerinin giderilmesi karşısında AB ile NATO teşkilatları arasında anlaşmanın sağlanması için yeşil ışık yaktı ve iki teşkilat arasında imzalar atıldı.
Böylece AB üyesi olmayan Türkiye gibi NATO üyesi ülkeler ile NATO üyesi olmayan Güney Kıbrıs gibi AB üyesi ülkeler güvenlik konusunda geniş işbirliği yapabilecek.”
Bunlar normal gelişmeler bunun altını çizelim.
Normal olmayan bunları basitleştirmek, her şey olup bittikten sonra hala daha yokmuş gibi gerçeklerden kaçmak.
Dünya, bölge, coğrafya dengeleri değişti, değişiyor.
Aynı kalan bir tek kuzey Kıbrıs siyasi önderliği.
İçimize kapandıkça, kapandık.
Tabi ki uluslararası, etkinliğimiz sınırlı.
Coğrafi anlamda söz hakkımız olmalı, bunu biz yapabiliriz.
Türkiye, İsrail, Mısır, Kıbrıs’ın güneyi ortaklık noktasına gelirse biz ne yapacağız?
Hamaset mi, gerçek anlamda ülke yönetmek mi?
Topluma gerçek anlamda katkı koyacak, yol gösterecek, siyasi ikbal tedirginliği yaşamadan, gidilen yolu anlatacak siyasi erke ihtiyaç var.
Cumhurbaşkanından başlayarak, tüm kabine ile hükümet eğer olaya ciddi anlamda hâkimse günlük değil, gelecek adına her ne varsa açıklamalı.
İlgili tüm taraflar için anlamları var bu ülkenin.
Kimine göre güvenlik, kimine göre bölge hâkimiyeti, kimine göre sınır karakolu.
Bu ülke ve bölgedeki konumu sanılandan daha ileridir.
Bu toprağın bulunduğu yer, her tarafın gözünü buraya çevirmesine sebep.
İngiliz gezgin W. Hepworth Dıxon’un 1887 yılındaki önemli tespiti şudur;
“Doğu da gözü olan insanoğlu işe Kıbrıs’la başlamalıdır. İskender, Augustus, Richard, Saint Louis öyle yaptı.
Batı da gözü olan insanoğlu işe Kıbrıs’la başlamalıdır. Sargon, Batlamyus, Harun El Reşit böyle yaptı. Mısır ve Suriye batılıların önemsediği yerlerin başında gelirken, Kıbrıs da batı için çok önemliydi.
Cenevizliler ile Venedikliler, Hindistan ticaretini ele geçirmeye uğraşırken Kıbrıs’ı ele geçirmeye çalıştılar ve adada dönüşümlü olarak üstünlük kurdular. Hindistan’a gitmek için yeni bir denizyolu bulunduktan sonra Mısır ve Suriye batılı uluslar için eski değerini yitirdi. Bunun üzerine Kıbrıs da unutuldu. Ama Süveyş kanalının açılmasıyla birlikte ada yeniden eski önem ve değerine kavuştu.”
Gelişmeler yaşanıyor, biz izliyoruz, Güzelyurt, nüfus, yönetim.
Karar vericiler kim? Ne kadarı Kıbrıslıların elinde?
Peki, biz söz hakkını ne kadar istiyor ve gereğini yapıyoruz?
Lütfen, kimse “söz hakkımız yok” kolaycılığına kaçmasın.
Bu haber 763 defa okunmuştur

:

:

:

: