İdam cezası, silahlanma izni, 20 Temmuz

Türkiye askeri darbe girişimi sonrasında karmaşık bir süreç yaşıyor. Binlerce gözaltı var. Görevlerinden el çektirilen kamu görevlileri var.
Bu operasyonlarda listelerin önceden hazırlandığı, gerek askeri, gerek sivil kamu personelinin, bu listelerden dolayı, bu girişime çalıştığı iddiaları var.
Normalleşme çok uzun bir zaman alacak ve elbette eskisi gibi olmayacak.
Umarım yeni bir otoriteleşme dönemine girilmez.
Hukuk ve yargının bağımsız ve adil karar verdiği bir döneme girilir.
Bu beklentim değil, ama umudum.
Bu kadrolar, devletin içine mevcut iktidar ile Fettullah Gülen’in işbirliği yaptığı dönemlerde getirildi.
Birçok tasfiye yapıldı, üstelik acı şekilde.
Bugün paralel yapı olarak adlandırılan hareket, devlet içinde kadrolaştı.
Amaç değiştirip, büyümeye ve hedef artırmaya başlayınca işler farklı bir boyuta girdi.
Son zamanlarda yaşanan olaylar yaşanmaya, mücadele ve adeta bir savaş başladı.
Bunlar devlet üzerinden yapılıyor.
Türkiye iki kutuplu bir mücadelenin ortasında kaldı.
Acı çekti, çekmeye devam ediyor, gözyaşı döktü, dökmeye devam ediyor.
On binlerin, sivillerin, sıradan vatandaşın bu çekişmeden kaybı çok.
Üstelik hiçbir katkısı yokken.
Mevcut siyasal iktidar AKP, daha önce de söylediğim gibi tüm siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ile kutuplaşmayı değil, işbirliğini geliştirmeli.
Gerginliği tırmandırmayı değil, ülkeyi bir bütün olarak normalleştirmek için bir an önce gerekli adımları atmalı.
Yapılan açıklamalar maalesef o yönde değil.
İdam cezasının gündeme gelmesi, “darbelere karşı vatandaşın meşru müdafaa hakkını savunması” gerekçesi ile vatandaşın ruhsatlı silah almasını önünü açacak yasal düzenlemenin yapılacağının açıklanması, bunlar son derece yanlış ve tehlikeli düşünceler.
Vatandaşın idam cezası talep etmesi gerekçe olamaz.
Devletin en önemli görevi vatandaşının can güvenliğini sağlamaktır.
Hukuk ve demokratik bir yönetimin olduğu yerde bu tür düşünceler olamaz.
Eğer böyle bir yönetim anlayışı Türkiye için geçerliyse, bunlar hayata geçirilmez.
Çok ciddi sakıncaları var.
Herkesin ruhsatlı silahla dolaştığı bir ortamda neler olur?
Düşünmesi bile ürpertici, herkes kendi adaletini daha rahat, aleni, ortada yapmaya çalışacak.
Bundan daha büyük bir tehlike olamaz.
Emniyet otoritesi, yasalar, hukuk, yargı bunların bir önemi yok mu?
Şehirler, sokaklar, çatışmaların, kaosun hâkim olduğu yerler olur.
Devlet otoritesi zayıflar, herkes kendi adaletini, kendi uygulamaya başlar.
Tüm bu gelişmeler elbette bizi de etkiliyor.
Şaşkınlıkla izliyoruz ama elimizde çok da bir şey yok.
Bu süreçlerde Kıbrıs için barışın, çözümün, istikrarın ne kadar ihtiyaç olduğunu bir kez daha gördük.
Bugün 20 Temmuz ve bu tarih Kıbrıs için çok önemli.
Askeri bir müdahale ve ardından Türkiye’nin adaya müdahalesi.
Tüm Kıbrıs için geriye dönülmez başlangıcın yıl dönümü.
Aradan geçen 42 yıl birçok şeyi değiştirdi.
Adanın her iki tarafına da etkiler yaptı.
Önemli olan, bunları ileriye götürmek, geçmişte kalmadan, geleceği daha yaşanılır kılmak.
En önemlisi bir barışa, çözüme altyapı oluşturmak, bu 42 yıldan paylar çıkarmak.
Bu sırf Kıbrıslı Türkler için geçerli değil, adanın tümü bunu kabullenmeli.
Belirsizlik ve istikrarsızlık, Kıbrıs adasının kaderi değil.

Bu haber 488 defa okunmuştur

:

:

:

: