20 Temmuzdan sonra Baf Türk’ünün yaşamı

20 Temmuz 1974‘de, adanın her yerinde olduğu gibi, Rumlar ve Cuntacı güçler, Türklerin yoğun olduğu, adanın % 3 ündeki, değişik yerlere, saldırılara başlamışlardı.
20 Temmuz 1974‘de, adanın her yerinde olduğu gibi, Rumlar ve Cuntacı güçler, Türklerin yoğun olduğu, adanın % 3 ündeki, değişik yerlere, saldırılara başlamışlardı.
Adaya , 10 Temmuz’da gelmiştim.
Ankara Hukuk Fakültesinde, öğrenci idim.
Tatil için, adadaydım.
Bir sene önce, yine tatil için geldiğimde, hem Türkiye’de, hem de Kıbrıs’ta, umut olarak görülen Ecevit’in partisine maddi katkı sağlamak için, hediyelik eşyalar getirerek, cüzi bir miktara satmış, partiye, katkı sağlamıştım.
Rahmetli Ecevit’le olan yakınlığımı, Baf kasabasında herkes biliyordu.
Beni her gören adaya çıkarma yapıp yapmayacağını, soruyordu.
Geçmiş iktidarların, müdahale etmekten imtina etmeleri halkta bir umutsuzluğa dönüşmüştü.
Hele, 15 Temmuz’dan, 20 Temmuza kadar geçen süre, daha da umutların, azalmasına neden oluyordu.
Gelen sorular üzerine , merak etmeyin “Karaoğlan, bizi geçmişte olduğu gibi, yüz üstü bırakmayacaktır. Gerekeni yapacaktır.”
Soru : Ne zaman ?
Biraz daha sabredin, diye yanıt veriyordum.
Eli silah tutan, tüm gençler gibi ben de, mevcut Mücahitlere takviye olarak , görev almıştım.
Savaş başlamadan önce de, mevcut Mükellef Mücahitleri rahatlatmak için, gözcülük görevine başlamıştık.
Ben, halk dilindeki adı ile, Bandabuliya’yı (Halk pazarı) Hamam Bahçalarını, Kaymakamlık, Tapu ve Posta binalarını gözlüyordum.
Buraları, Türk tarafının, Rum tarafına olan, tabii mevzileri idi.
Sabaha kadar, hiçbir faaliyet görülmemişti.
Sabah saat altıda, Bayrak Radyosu’ndan, Rauf Denktaş’ın, banttan
yaptığı konuşma, verilmeye başlandı.
“ Türk Askeri, Adanın dört yanından, çıkarma yapıyor” diye .
Sabah dokuza kadar, Baf Kasabasının, Rum tarafında, her şey normaldi.
Bandabuliya faaliyette, dükkanlar açılmıştı.
9 – 9.5 saatlerinde, Rum tarafında, her yer kapanmaya başladı.
Arabalar, yoğun bir şekilde, aileleri Baf Kasabasından tahliye ediyorlardı.
Rum tarafı, büyük bir sessizliğe büründü.
Gözcülük nöbetimi devrederek, bir şeyler atıştırmaya gittim.
Sonra, esas görevimin, başına döndüm.
Saat 13 .30 sularında, Rum semtinden, Türk semtine, yoğun bir yaylım ateşi başladı.
Ateş, uzun menzilli, ağır silahlarla yapılıyordu.
Bizim , en ağır silahımız, 60‘lık havan, roket atar ve A 4‘tü.
Onların, uzun menzilli silahlarının bulunduğu mevziler, bize menzil dışı kalıyordu.
Çok çetin, çarpışmalar başladı.
Ertesi gün, 21 Temmuz sabah saat on sularında, Komutanlığın, silah teslim etme kararı ile , silahlar teslim edildi.
Rum militarist güçleri Baf Kasabasına, Türk Savaş Uçaklarının geldiği saat olan, 14.00’den, sonra girdi.
Tüm kent sakinleri, Sancak Karargahının olduğu alana götürüldü.
Rum askerleri, Türk semtindeki, yüksek binaların çatısına çıkarak,
Türk semtini, yüksekten denetim altına aldılar.
Türk uçaklarının, alçaktan uçuş yapmaları sonucu, meydandan evlere gönderildik.
Tüm, Türk semti esir alınmıştı.
Bir nevi, açık hapishanede idik.
Rum tarafına giden tüm yollar, barikatlarla kapatılmıştı.
Fırınlardaki malzeme, günlük olduğu için, 22 Temmuz’dan sonra, ekmek sıkıntısı başladı.
Bazı fırınlar ise, bombardımandan zarar görmüştü.
20 Temmuz günü, Hakkın Rahmetine kavuşan şehitlerimiz.
Rumlar tarafından, Türk semtinde kalan ve yıkılmayan, tek cami olan Büyük Cami‘nin avlusuna, tek bir mezara gömüldüler.
Türk semti , su ve elektrik sıkıntısı çekiyordu.
Yağan bombalardan, su hatları tahrip oldu. Elektrik tekleri koptu.
İlerleyen zamanda , bakkallardaki gıda maddeleri tükenmeye başladı.
Bebeler için kullanılan, gıdalar, tükenmişti.
Sütü, ara ki bulasın.
Eldeki bayatlamış ekmekler, dilimler halinde kesilerek, selelerin içerisinde, güneşte kurutularak, peksimet yapılıyordu.
Türkiye Kızılay’ından, daha önce gelen, yardım malzemeleri de, yetersiz olmaya başladı.
Türk semtinin, üst noktalarına yerleşen, daha çok EOKA‘cı olan çapulcular, sabahlara kadar, havaya ateş açarak , megafonlarla Rum Milli Marşları çalarak, moral bozmaya çalışıyorlardı.
22 Temmuz, ateşkesten sonra, gözler 25 Temmuz’da, Cenevre’de yapılacak olan, üçlü konferansa çevrilmişti.
Baf Türk’ü, tümden esir edilmişti.
Hayat bütünlüğünün kaynağı , Girne’ye çıkmış, Mehmetçikti.
Ankara’daki, Ortaklık Hükümetinin Başbakanı Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Erbakan’dı.
Bu iki unsura karşı Halk, hiçbir zaman umutlarını yitirmemiş .
Bunda da, sonuçta haklı çıkmıştı.


Bu haber 204 defa okunmuştur

:

:

:

: