Bilinçsizlik ve dikkatsizlik

Dünkü, basın yayın organlarında işlenen bir haber.
Yalçın CEMAL
yalcincemal@hotmail.com 

“Park edilmiş arabanın kapısını açan sürücü, seyir halinde olan motosikletliye kapı ile çarpması sonucu, motosikletli ağır yaralandı.”
Bizde ehliyet veren birimlerimiz, bazı hayati konuların üzerinde ciddi durmayarak mı, ehliyet veriyorlar? Diye düşünüyorum.
Bu kapı açma vakaları, bizim ülkemizde maalesef bir yaşam biçimi haline getirildi.
Bizde, İngiliz’in eski sömürgelerinde olduğu gibi seyrüseferler hep soldan olmakta.
Yani yol tek şerit ise, yolun solu.
Çift şeritse, gene çift şeridin solu.
Seyrüseferlerin soldan ve sağdan olmasına göre de, araçların kapıları ona göre dizayn edilmiştir.
Bizde yolcu otobüslerinin kapıları, otobüslerin sol tarafına yapılmaktadır.
Nedeni de, diğer şeridin karşıdan gelen veya arkadan gelen arabaya ait olması.
Soldan inen yolculara, her hangi bir zarar gelmemesi.
Dünkü haberi okuduğumda, sanki kendim o kazayı yapmış gibi oldum.
Sebebi de bisikleti hayatımda, yaşam boyu bir spor olarak kullanmak.
Kısa mesafeler ve ufak tefek alışverişler için, bisikleti bir hobi olarak kullanıyorum.
Ali Kambur’a yapılan davranış, zaman zaman herkes gibi benim başıma da geliyor.
Yolun kenarında park eden araçların, önüne ardına bakmadan sürücüleri tarafından, ansızın kapıları “ pat “ diye açılıyor.
Bisiklet, fazla süratli olmadığı için, ya fren yapıyor ya da yol boş ise, sağa dümen kırarak kapıya çarpmadan yoluma devam ediyorum.
Arabadakilerin sanki suçlu benmişim gibi zaman zaman, ters gözle baktıkları da oluyor.
Bazıları ise, özür mahiyetli hareketlerde bulunuyorlar.
Seyir halinde veya duran bir aracın, kapılarının trafik akışının olduğu yerlerde açılmasını, trafik mevzuatı yasaklamıştır.
Çünkü açılan kapı, diğer şeritteki seyir halindeki araçların haklarına tecavüz olarak öngörülmüş ve bunun için caydırıcı hukuk kuralları konulmuştur.
Bizde, direksiyona oturan veya arabaya binen bazı vatandaşlar, arabanın gittiği yolun tümünün kendi tasarrufunda, sadece kendi kullanımında olduğunu sanırlar.
Bu da öyle zannediyorum ki, trafik kuralları ile ilgili olarak, yeterli bilgi ve kültüre, sahip olmadıklarındandır.
Motorlu araç sürücüleri, motosiklet ve bisikletlilere trafik kurallarına göre hareketin yanında, gerekli saygıyı da gösterdiklerine, maalesef yeterli kanıyı taşımamaktayım.
Avrupa ülkelerinde motosikletlilere, bisikletlilere kay kaycılara çarpan araba sürücülerine caydırıcı olarak verilen cezalar. Adamı, öyle bir caydırır ki, bu tür araçları gördüklerinde çarpmamak veya zarar vermemek için 3 – 4 metre uzağından geçmek zorunda kalırla.
Bizde, insan yaşamı çok ucuz.
“Paha biçilmeye bile, değmez.”
Bisikletli mi geçecek, yaya mı geçecek veya motosikletli mi geçecek, bana ne. Bir değil. Arabamın tüm kapılarını açarım.
Kime ne?
Ülkemizde gelinen değer yargılarının, ne kadar kötü bir seviyeye geldiğini, bu basit olayla anlatmaya çalışıyorum.
Acaba, anlatmada başarılı olacak mıyım?
İnsanlarımız, bu dünyada sadece kendilerinden başkalarının da olduğunu. Sahip oldukları hakları ve özgürlükleri diğer insanlarla paylaşmak zorunda olduklarını. Onların haklarına da, saygı duyulması gerektiğini ne zaman algılayacaklardır?
Ali Kambur olayı, merkezde olan ve basına yansıyan bir olay.
Basına yansımayan bu denli pek çok “ Ali Kambur’lar “ var.
Devleti yönetenler, bir yaşam biçimi haline getirilen bu gayri yasal fiillerin oluşumunu. Bir çok “Ali Kamburların “hayati tehlike içerisine girmelerini önleyecek, caydırıcı cezai kuralları getirmelerini ne zaman ciddiyetle ele alacaklar?
Dileğim, Ali Kambur kardeşimizin eski sağlığına kavuşmasıdır.
Büyük geçmiş olsun.









Bu haber 209 defa okunmuştur

:

:

:

: