Maaşla parayla her şeyin üstünü örtüyoruz ama...

Çok yoğun ve yorucu bir sezon yaşadık. Aslında bugün tatilde olacaktım.
Her şeye ara verip, dinlenmeye, yenilenmeye ve kendime gelmeye çalışacaktım.
Elbette hayat devam ettikçe, haber de, yorum da, düşünce ve tartışma da devam eder.
Ama bir mola, soluklanma, daha motive ve enerji ile yeni başlangıç yapma, mutlaka daha iyi hissettirir.
Çok kötü bir haftayı geride bıraktım.
Bugün itibarı ile köşe yazılarıma, TV programlarıma iki hafta ara veriyorum.
Önceden planlanmış bir araydı bu.
Önceden planlanmayan bazı olaylar, geçtiğimiz haftanın da bir kısmını zorunlu olarak aldı.
Önemli bir sağlık meselesi, çok sevdiğim bir dostumun geçirdiği trafik kazası, bütün planları altüst etti.
Söylediğim gibi, hayat beklemez, her şey insan için.
Keşke hiçbiri yaşanmasaydı, ama bu saatten sonra en iyisinin olmasını dilemekten başka çare yok.
Geçtiğimiz haftalarda trafikle ilgili ADA TV de bir program yapmıştım.
Bir izleyici mesajı şunları dile getirmişti;
“Memlekette o kadar sorun, Türkiye de darbe olayı varken, siz trafiği mi konuşuyorsunuz?”
Trafik ocakları söndürmeye, düştüğü yeri yakmaya devam ediyor.
Kurduğumuz eğreti yapının, kuralsız, vurdumduymaz, umursamaz, adamcılık ve kayırmacılık düzeninin patlama yaptığı sorundur trafik.
Her şeyin üstünü parayla, maaşla örtüyoruz ama trafik bizim aynamız, gerçek yüzümüzün dışa vurumu.
Çünkü orada etken olan bire bir biziz.
Her türlü olumsuzluğu gizleyebiliyoruz.
Laf cambazlığı ile geçiştirip, dağ gibi olmalarını görmezden gelebiliyoruz.
Ama trafik ve yarattığı canavarlar ki bence hepimiz birer trafik canavarıyız artık gizlenecek durumda değil.
İnsan faktörü de, altyapı faktörü de bu işin içinde.
Kimse sorumluluğunu gizlemesin.
Fakat işin en önemli noktası irade tarafında.
Yanlış park edenin de, seyir halinde telefonda konuşanın da, sürat yapanın da, trafik ışıklarına uymayan, ehliyetsiz araç kullanan ve suçun adı ne olursa olsun, kuralsızlık yapan her kim olursa olsun, al bakayım ehliyetini, aracını bağla götür, üç ay rehin al, yüksek para cezası getir hepsine, en önemlisi de bunları uygula, görelim kazalar azalır mı, azalmaz mı?
Evet, bu ülkenin aynası trafiktedir.
Her gün kendimizi görüyoruz, her an kendimizle yüzleşiyoruz.
Sorumluluğu başkalarına gönderip, vicdanımızı rahatlatıyoruz.
Kıbrıs sorunuyla, cemaatlerle uğraşıyor, hükümetleri, yöneticileri tartışıyor ve birçok ayrıntıyı kaçırıyoruz.
En başta hayatı, yaşamı erteliyoruz, arkadaşlarımızı, yakınlarımızı bu acımasız, sorumsuz çark içinde eziyor, eziliyoruz.
Kırk yılın özeti trafiktedir, 'Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın” cümlesi boşuna söylenmedi.
Kişileri suçlamak, eleştirmek kolaydır.
Ben pek kişilerle uğraşmam, bu taraf olmaktır, tabi ki sırası geldiğinde de tarafım.
Ama sistem, düzen, anlayış aynı olduktan sonra isimlerin ne anlamı var?
Mesele sistemdir, anlayıştır, basitliktir, korkaklıktır, mesele bu ülkenin çaresizlik zincirinin kırılmasıdır.
Mesele;
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” düşüncesinin yerini;
“Ben yanmazsam, sen yanmazsan, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” birlikteliğini kurmaktır.
Gerisi dedikodu, gerisi kendi kendini tatmin etmek, günü kurtarmak, sorumluluktan kaçmaktır.
En başta söylediğim gibi, içime sinmeyecek, aklımın köşesinde her daim yer alacak sıkıntılarla kısa bir ara veriyorum.
Umarım dönüşte daha güzel bir başlangıçla devam ederiz.
Şimdilik benden bu kadar.

Bu haber 522 defa okunmuştur

:

:

:

: