Akıncı yalnız bırakıldı

İki haftalık bir aradan sonra bu köşede olmak güzel. Biraz ara verdik, dinlendik, dinledik, izledik ve en başa döndük.
Türkiye de yaşanan darbe girişimi ve sonrası her şeyi değiştirdi.
Yasa dışılık, hukuk ve demokrasinin olmadığı bir anlayış, nereden gelirse gelsin, kabul edilir değildir.
Asker kışlasında, siyaset meclis çatısında olacak, bunun aksi bile düşünülemez.
Milyonlarca insanın katıldığı Yenikapı mitinginde, halk birlik, bütünlük istediğini ortaya koydu, bu anlamda güçlü bir mesaj verdi.
Siyaset kurumu bu mesajı doğru şekilde alır mı?
Bunu zaman gösterecek ve Türkiye bu süreci yaşayacak.
Yapılan mitinglere, eylemlere isteyen gider, isteyen gitmez.
KKTC ayrı bir devletse, bu anlayış burası için de geçerlidir.
Önemli olan yapılacak eylemin gönüllü olması, amaç gösteri değil, amaç gönül bağıyla, yürekten inanmakla destek belirtmek.
Mahalle baskısıyla, sünnetçi korkusuyla, zorla, baskıyla, kimse, kimseyi kendi düşüncesine katılmaya zorlayamaz.
“Demokrasi” adı altında bir takım eylemler yapıp, katılmayanları eleştirmek, hedef göstermek nasıl bir çelişki?
Ya da tam tersi inanarak veya inanmayarak, gerçekten isteyerek veya başka amaçlar güderek eylemlere katılanları ötekileştirmek nasıl bir demokratlık?
Demokrasi sadece sandık mı? Hak ihlali, eşitsizlik, her türlü adaletsizlik sistem olmuşken, demokrasiyi savunmak sadece mitingle olmaz.
Bunu hayata, icraata dökeceksiniz.
Süreç herkesin birbirinden şüphelendiği, şikâyet ettiği, karalamaya çalıştığı bir süreç.
Günlerce ses çıkarmadan safları beklemek ve saldırmak, tek kelimeyle yazık, ayıp.
Ne demokrasi, ne saygı, ne de inanış kaldı.
Malum cemaatin kara kutusu ilan edildi KKTC?
Burayı yıllardır kara kutuya çeviren, her türlü gizli, kapaklı işin yürüdüğü bu memleketi, bu hale getirenler kim?
Vatandaş değil herhalde.
Aslında yaşananların, yaşadıklarımızın ortaya çıkardığı gerçek;
Kıbrıs da çözümün ne kadar önemli ve gerekli olduğudur.
Zararın en büyüğünü Kıbrıs gördü, görmeye de devam edecek.
Müzakere süreci soğudu, yavaşladı, isteksizleşti.
Her iki taraftan çıkan farklı sesler, beklentiler, radikal adımların atılamaması, sürecin sahiplenilmesini engelliyor.
Türkiye hükümeti daha milliyetçi biz çizgiye doğru gidiyor.
Güneyin samimiyeti sorgulanır noktada.
Kendi içimizde sorulması gereken soru ise “ne istiyoruz?”.
Bu sorunun cevabını bilen yok.
Pusulasız gemi gibi yalpalıyoruz.
Her zaman söyledim, benim için çözümün anlamı, içinde bulunduğumuz çaresizlik ve belirsizliğin bitmesidir.
Bunu yaratacak bir yapı benim çözümümdür.
Süreç sahiplenilmiyor, bunu hem güneyin isteksizliği, hem de KKTC siyasi elitinin farklı icraatları tetikliyor.
Türkiye hükümeti ile KKTC hükümetinin çözüm için seslendirdikleri bir yerde uyuşuyor.
Bu uyuşma, güneydeki siyasi erkin adım atmaması, Cumhurbaşkanı Akıncı’yı yalnız bıraktı.
Elbette, kuzey Kıbrıs’ta seçim sürecinde Akıncı’ya destek veren kesimler de bu yalnızlığın bir parçası.
Cumhurbaşkanı Akıncı’nın basınla, dolayısıyla kamuoyuyla, toplumla mesafeli ilişkisi en başta kendi politikasına zarar veriyor.
Kıbrıs konusuyla ilgili tüm tartışma, güneyden gelen haberlerle, yalan, yanlış şekilleniyor.
Daha etkin, daha tatmin edici bir iletişim ağı kurulmalı.
Toplum, sivil toplum örgütleri, siyasi partiler hareketlenmeli, süreci sahiplenmeli, ortak olmalı.
Hiçbir şey tek başına durup, dururken olmayacak.
Bu gidişat sonsuza kadar gitmeyecek, bol keseden dağıtma bir gün bitecek.
En kötüsü, herkes alıştı, kimse gerçeği görmek istemiyor.
Bu haber 576 defa okunmuştur

:

:

:

: