Ceza vermemek desteklemektir

“ENOSİS yalnızca ENOSİS” pankartları ve bu sloganın işlendiği duvar yazıları çıktı önce.
Hareketlenmeler, olaylar başladı, Kıbrıs bir sorun olarak BM’ye taşındı.
Amaç, uluslar arası bir boyuta taşımak, burada bir sorun var dedirtmek.
Adada yaşayan Rum halkı, kendi geleceği hakkında söz hakkı sahibi olmak istedi.
Ve bunu kutsal bir dava gördü.
Okul duvarlarına, sınıflara “Özgürlüğümüzü istiyoruz” yazıları yazılmaya başlandı.
İngilizler şaşkındı, beklemiyorlardı, “Yunanistan'ın durumu belli nasıl olurda ENOSİS isterler” diye hayal kırıklıkları vardı.
1950’li yıllarda başlayan bu hareketlilik, İngilizlere üsler konusunda teklifler yaptırdı, o zamanlardan bu bölgeler egemen sayıldı.
Söylemler eyleme dönüştü, özellikle sömürge yönetiminin zayıf noktası “polis teşkilatı” saldırılara uğramaya başladı.
Maskeli kişiler “EOKA” adına gençlere ant içilen kağıtlar imzalattı, tehditler yaptı.
Türkler rahatsızdı, fakat yol haritası yoktu, başkaları bir şeyler yapıyor, Türkler bunların içinde savruluyordu.
Rum toplumu, genel olarak Türkleri söz hakkından mahrum ve korkak sayıyordu.
Polis karakollarına saldırılar arttı, her yere yunan bayrakları dikilmeye başlandı.
Çatışmalar yaşanıyor, gerginlik artıyor, Rum halkı özgür olmak için “ENOSİS” ülküsüne günden güne daha çok sahip çıkıyordu.
Bu bir kahramanlıktı, bu işin dışında olanlar ya da başka düşünce sahipleri dışlanıyor, itibarsızlaştırılıyor, korkak damgası yiyordu.
Arkası geldi, bu beklentiler kolay kolay gerilemedi.
Bu olayların içinde olanlar genelde Rum gençler, lise çağındaki öğrencilerdi.
Kıbrıslı Rumlar ve Türkler karşı karşıya geldi, İngilizler hedefken, adada yaşayan iki halkın beklentileri zıtlaştı.
Sonuçta, Kıbrıs tek başına kimseye kalmadı.
Bir önceki yazımda, Cumhurbaşkanı Akıncı'nın yalnız bırakıldığını yazmıştım.
Aslında yalnız bırakılan çözüm.
Artık “çözümsüzlük” politikasının biz de alternatifi yok.
Yıllardır yürütülen siyaset günden güne çöküyor.
Kestirip atmak, hamasete devam etmek, gerçekleri değiştirmiyor.
Bu oyun tek taraflı değil elbette.
İşin esas kısmı da burada.
Çözümün yalnız bırakılması, sadece kuzey kaynaklı değil.
Güneyin bu noktada ciddi zaaf ve eksikliği var, isteksizliği var, hala daha eski alışkanlıklardan vazgeçememe var.
Değişime, statükoya, radikalleşmeye karşı tutuculuğu var.
Kıbrıslı Türklere yapılan saldırılar, derecesi hiç fark etmez kabul edilebilir bir durum değil.
Bunlar hala güneyde kahramanlık sayılıyor.
Rum toplumu genel olarak bunları yalnızlaştırmıyor.
Kendi içinde itibarsızlaştırıp tepki vermiyor.
Rum yönetimi gerekli önlemleri alıp, ceza sistemini hayata geçirmiyor.
Hala daha hiçbir saldırı tam olarak aydınlatılıp, gerekli cezalar verilmedi.
Bu büyük bir güvensizlik ve samimiyetsizlik yaratıyor.
Bunlar düzeltilmezse, başlıklar kapansa da, anlaşma onaylansa da neye yarayacak?
Çözüm kağıt üstünde bulunur, fakat barış toplumsal güven ve beraberlikle yaratılır.
Bu saldırılar hafife alınmamalı, hele genç insanların, öğrencilerin taraf olduğu.
Tarih bunu gösteriyor, daha önce yaşananlar bu konuda ipuçları veriyor.
Saldıran, zarar veren, hakaret eden genç insanlar, çocuklar, öğrenciler.
Kıbrıs'ın kaderini değiştiren olaylar yine gençlerin, çocukların, öğrencilerin yarattığı olaylardı.
Bunları hala daha kahramanlık, cesaret, kendini toplumda gösterme yöntemi olarak kabul eden bir kesim var.
Anlayış eski, eğitim de devam eden yanlış sistemin getirdikleri.
Bunlar çözüme hizmet etmez.
Önlem alınmadıkça, bu anlayış ciddi şekilde toplumsal tepkiyle karşılaşmadıkça sonu gelmez.
Rum siyasi merkezine de önemli görevler düşüyor.
Tabi ki amaç siyaset değil, gerçek anlamda çözüme ulaşmaksa.
Bu haber 767 defa okunmuştur

:

:

:

: