Meselenin esası Kıbrıs Türkünün varlığıdır !

Ne güzel demişler. Suya yazı yazmak diye. Ne kadar üzücü, en azından ben, oldukça üzülüyorum.
Ne güzel demişler. Suya yazı yazmak diye. Ne kadar üzücü, en azından ben, oldukça üzülüyorum.
Kıbrıs ta bir dünya değerli kalem, saygın düşünür her gün gazetelere neler yazmıyorlar ki? Ya yapılan onca araştırma, bilimsel çalışma ? Hepsi sonunda bir tomar kağıt oluyor sanki!

Niye?
Bir avuç otorite. Her pahasına gücü tutma saplantısı.
Gerçekleri görmeyen, görmek istemeyen bir avuç güç.
Kesinlikle kendi bilgi eksikliklerinden korkan, ne kadar çıplak olduklarını saklayabildiklerini sanan ya da ÇIPLAK DAHİ OLSALAR BİR GÜN DAHA KRAL KALMAYI yeğleyen bir avuç güç ama hem karar veren hem uygulayan hem de ellerindeki değnekçi güçlerle zor kullanan basit bir güç.

Nasıl yazarsın bu koşullarda, ne yazarsın Teomancığım?

Elin kalem tutarsa yazarsın! Ağzın laf yaparsa konuşursun!
Dizlerinde derman varsa yürürsün. Yazmak her zaman önemli, bir tomardan öteye gitmese de yazılanlar.
Suda yazılmış gibi kalsalar da.
Yazmak düşünmektir, düşünmek üretmek, üretmek gelişmek, gelişmek de insan olmanın temel özelliğidir!
Gazeteciliğin önemli bir koludur köşe yazarı. Ne yapar yapar üç beş yüz kelime ile neler anlatır neler. Hergün bu tekrarlanır. Takdir etmemek elde değil, hergün başka yazı, başka konu.

Değerli okuyucular,
Bu köşede çözümleri değerlendireceğiz demiştim 5 yıl önce başlarken.
Kendi ülkemizden, dünyadan değerlendirdiğimiz konu ile ilgili görüşleri aktaracağız.
Ülkemizde ‘basın etiği de suda yazılmış gibi ama bu köşe basın, yayın etiğine, kişilere ve kurumlara saygı ilkelerine değer verecek .
Okuyuculardan gelen öneriler ve yorumlar, bilgiler ve uyarılar önemsenecek.

Niye sorunlar çözülemiyor?
Niye giderek daha da içinden çıkılmaz girdaplara dönüşüyor en temel prosedürler bile. KKTC de, içinden çıkılmaz bir labirente dönüştü.
Seçilenler, atananlar, muhalefet,
Meslek Örgütleri, Sivil Toplum Örgütleri çözümleri üretemiyorlar? Her konunun, her sorunun kendine özel dinamikleri var, bu gerçek ama mutlaka tüm başarısızlıkların paylaştığı ortak nedenler olmalı.

Her gün yeni bir sorunla yeni kayıplar yaşatılıyor hepimize.
Önümüzdeki günlerde bizi planlanmış kayıplar bekliyor.
Hem de ciddi maddi kayıplar. Her kesimin elinden cebinden varlıklar alınıp birilerine aktarılacak, hem de kılıfı da yasa! Halbuki ne kitaba uyar ne hakka ne de hukuka.
Yine beş yıl önce;
‘’Sözde özelleştirme diye, yasaya da sığınarak bakanlık gizli kapaklı ön değerlendirme yapıp, bu değerlendirmeyi açıklamadan duyurmadan ihale, pazarlık, görüşme yöntemi (!) ile kamu kurum ve devlet mülkleri satılacak. Açıklık, şeffaflık, hesap verebilirlilik yasada yok! Doğru yanlış, gizli saklı değerlendiren de, sözde ihaleyi veya satışı yapanda aynı bakanlık, aynı kurum. Malı sattıktan sonra açıklayacaklarmış ön değerlendirmeyi’’ derken ne Ercan satılmış ne de öz su kaynaklarımız özelleştirilmişti. Ne de her bakanlıkta üçer beşer gizli açık danışman vardı.
Sahiller, özel önemi olan tarihi ve sosyal alanlar, kiralanma adı altında on kuruş vergi vermeyen, yerli işçi çalıştırmayan garip yatırımcılara bu kadar peşkeş ve kiralanmamıştı!
Özelleştirmelerin yaygınlaştığı 1980’lerde bile bu kadar iptidai ve suistimale uygun yasa veya uygulama görülmedi !
Belli bir süre (1992-2004) Doğu Avrupa, Asya, Yeni Zelanda ve Avustralya da özelleştirmenin değişik paydaşları ile çalışarak, yasanın nasıl geliştirildiğini, şeffaflığın ve denetimin boyutlarının nerelere geldiğini izleme fırsatlarına sahip oldum. Özelleştirme de satış sonrası süreci kontrol eden, sözleşmenin şartlarını takip eden ciddi yapılara gereksinim var.
Aksi takdirde mal kapanın elinde kalır. Bizim özelleştirmeciler bugüne kadar yaptıkları satışların (hem de yasa falan yokken) hangisinin sözleşmesini halka açıkladılar?
Özelleştirilen varlıkların değerlendirmesini nasıl yaptıklarını, bu değerlendirme rakamının ne kadar olduğunu , sözleşmedeki rakamlar ne zaman ödendiğini niye açıklamıyorlar?

Ne yazık ki yasalarımız ve mahkeme uygulamaları kamu kurumlarına hesap sormanın önünü tıkıyor! Ama kamu sorumluluğunda geriye dönük hesap sorma olanağı var, bir gün bu kısır döngü aşılır ve kimbilir kimler ne hesaplar verir...
Pöh pöh pöh, 5 yıl önceye dayalı yukardaki yazım!
Boşuna ve suya mı yazılmış?
Kıbrıs ta çözüm ancak biz kendimize saygımız olur ve kendi yasalarımızı uygularsak KIBRIS TÜRKÜNE yarar sağlar.
Bu haber 256 defa okunmuştur

:

:

:

: