Ancak yargı kurtarır

Aslında bu ülkede demokrasi yok.
Demokrasi, sadece herkesin özgürce hareket etmesi değil.
Çoğunluğun, azınlığın haklarını da koruyarak ve ortak politikalar üreterek eşit, adil bir şekilde yönetmektir.
Peki, bizde öyle mi?
Bizde, çıkarlar örtüşmesi var, biz de buna “demokrasi” diyoruz.
Çıkar dağıtanlarla, çıkar elde etmek isteyenlerin buluştuğu yer seçim sandığıdır.
Elbette genelleme yapmam doğru olmaz, fakat maalesef alışılmış durum budur.
Menfaati olan menfaatini kaybetmemek için yapılan icraatlara, yanlış da olsa katkı koyabiliyor.
En çok menfaat sağlayan her zaman tercih ediliyor, yeni olan, değişimi savunan, savunduklarından çok, tepki ile bir yerlere geliyor.
Son zamanlarda bu durum değişmeye başladı gibi.
Son seçimlerde sandıklardan beklentilerin dışında sonuçlar çıkıyor.
Bu sonuçlar iktidarların veya muhalefetin iyi ya da kötü oluşundan değil, tepki ve ders verme isteğinden yaşandı.
Bu ülkede oluşturulan ve hepimizin bir ucundan tuttuğu bu düzen, artık kendi kendini taşıyamıyor.
Kıbrıs sorununun çözümü tabi ki önceliğimiz, ayakta kalmak, rekabet etmek, güçlü olmak, beklemekle gelmeyecek.
Bunu tesis edecek adımlar atmalıyız, üstelik her birimiz.
“Çözüm olmazsa ne olacak?” sorusuna cevabı en başta biz aramalıyız.
Çözüme endeksli bir düzen kurduk, çözümsüzlüğe bağlı sorunları çözmek için de bunu kılıf yaptık.
Çözüm olmazsa da bu ülkenin ve hepimizin işi zor.
Günü kurtarmaya yönelik hükümet icraatları, gelişi güzel, plansız, uygulamalar, yanlı kararlar her adımı engelliyor.
Çünkü alınan kararlarda genelleme değil, zümresel çıkarlar ön planda tutuluyor.
Toprak Ürünleri Kurumu bu sistemin yarattığı enkazlardan sadece biri.
Kötü yönetimin kader olduğu, popülizmin tükettiği, hemen her kurumda yaşanan sıkıntıların artık final yaptığı yerin adıdır.
Maliye Bakanı Serdar Denktaş “Bu kurumlar bu noktaya gelmişse, hepimiz hataları var” diyor.
Öyle bir yapı oluşturuldu ki, bu sistemin içinde ya varsın, ya da yoksun.
Sistemin içindeysen, çarkın dönmesinde katkın varsa, kamunun tüm olanakları sonuna kadar açılır.
Sistemin parçası olmayı kabul etmiyorsan, her anlamda zor bir hayat seni bekliyor demektir.
İstediğin kadar eğitim al, istediğin kadar kültürlü ol, sınavlara gir, dereceli olarak sınav kazan, hepsi beraber olsa da yetmez, daha önemlisi, hatta en başta geleni var.
Herhangi bir siyasi partinin listesinde adınız olmalı.
Tabi ki bu sadece kamusal alanda istihdamla ilgili değil.
Kamusal kaynakların geneli için geçerli bir durumdur.
Yeniden “Toprak Ürünleri Kurumu” tartışmasına dönersem;
KTHY, ETİ birçok belediye ve kamu kurumu gibi kötü yönetilmiş ve iflas noktasına getirilmiştir.
109 kalem ithal ürüne %3 oranında fon uygulama kararı alınarak kurumun yaşatılması bekleniyor.
Bu noktaya çok önceden gelineceği belliydi.
Daha önceden önlemler alınmalıydı, ilk olarak popülizmden uzak radikal kararlar hayata geçirilmeliydi.
Bu kararla zam uygulaması sadece günü kurtaracak.
Bir başka zaman, bir başka kurum aynı noktaya gelince, yine aynı yöntem mi kullanılacak?
Yine bedeli halk mı ödeyecek?
Kurum içinde hangi önlemler alınacak?
Kötü yönetim sadece bir dönemle sınırlı değil.
İlk olarak KTHY, ETİ ve diğerleri temizlenmeden, TÜK asla temizlenmez.
Kurumların yaşatılması tabi ki önceliğim.
Ama en başta bu işin sorumluları, bu durumu yaratanlar bu bedeli ödemeli.
Maddi açık kapatılır, fakat tek başına sorunu çözmez, en başta ahlaki ve vicdani açıkların kapatılması gerek.
Bu noktaya sürüklenen, batan kurumlar, zamlarla, fonlarla kurtarılmaz, bunları ancak yargı kurtarır.
Bu temizlik için TÜK başlangıç olsun, KTHY, ETİ ve belediyelerle devam etsin.
Bu haber 632 defa okunmuştur

:

:

:

: