Sayın Mevlüt Çavuşoğlu

Sayın Bakanım,
TC dışişleri Bakanı

TC Lefkoşa Büyükelçiliği Kanalı ile

Tansel Fikri

KKTC E,Maliye Bakanı / E. Büyükelçi

Milli Kıbrıs Davamız, Kurucu Cumhurbaşkanımız merhum Rauf Denktaş'ın, Anavatan Türkiye'nin tam desteği ile yürütmüş olduğu dirayetli müzakereler sonunda Mutlu Barış Harekatının tarihi sonuçlarına,1975’de Viyana Nüfus mübadele antlaşması ile iki kesimli, iki devletli bir Kıbrıs gerçeğinin uluslararası meşruiyet temellerini kazandırmıştır. 1977 ve 1979 Denktaş-Makarios ve Denktaş- Kiprianu Doruk Antlaşmaları ile de Kıbrıs’ta Türk ve Rum Halklarının siyasal eşitliğine dayalı, iki kesimli bir Kıbrıs’ta iki eşit demokrasi, iki Kurucu Devlet temelinde Federal bir çözüm süreci başarı ile BM ve uluslararası gündeme taşınmış ve temel BM çözüm parametrelerine dönüşen bu esaslar Kıbrıs'taki iki Halk arasında nümerik dengeye değil (azınlık- çoğunluk esaslarına değil )1960 Antlaşmaları esaslarındaki bu iki eşit siyasal entiteye istinad ettirilmiştir.
Ne yazık ki 1990’lı yıllarda GKRY'nin AB'ne tek taraflı tam üyelik müracaatının, siyasal çözüme bağlı olarak AB gündemine yerleşmesine ilişkin TC ve KKTC’nin etkin veto, hak ve yetkileri isabetle kullanılamamış ve 2000 'li yılların başında AB ne endeksli Annan Planı, Türk Kanadını ağır tavizlere zorlamıştır. Plan ciddi toprak tavizi yanında Kıbrıs’ta yıllarca barışın temeli, caydırıcı Türk Askeri varlığının kademeli olarak tasfiyesi ve Kuzey Kıbrıs'a yerleştirilecek önemli sayıda Rum nüfusu ile iki kesimli güvencemizin temelleri dinamitlenmekteydi . Tefsire açık müphem ve muğlak bir federal çözümün temelleri ise etnik çatışmanın fay hatlarını Federal Hükümetin işleyişine ve temellerine inşa edilmişti. Bu siyasal Çözüm Planı esas itibarıyla kamufle edilmiş bir iç savaş potansiyelinin tüm unsurlarını taşıması açısından da Rumlar tarafından reddedilmesi Tanrı'nın TC ve KKTC ye BÜYÜK BIR LUTFUYDU.. Ne yazık ki bu büyük imkan gerek KKTC üzerindeki insanlık ayıbı ambargo ve izolasyonların, BM-AB taahhütlerine ışığında sona erdirilmesi, gerekse, Doğu Akdeniz’deki TC - KKTC stratejik varlığının, Türk Hava ve Deniz Sahalarının ve buna ilişkin Münhasır Ekonomik Bölgelerin, Kıta Sahanlığı haklarımızın uluslararası alanda tescili için etkinlikle değerlendirilmesine yol açmamıştır.. Rum Yönetimini hukuksuz AB tam üyeliği ile ödüllendirmesine karşın adeta hiç bir şey olmamış gibi önkoşulsuz Rum Kanadı ile yeniden müzakere masasına oturma kararımız fevkalade talihsiz bir adım olmuştur. Rum Kanadının AB tam üyeliği gibi tarihi kazanımına karşı hiç bir direnç göstermeden ve en azından KKTC’nin ayrı bir Devlet olarak tanınmasını haklı ve mukabil bir uluslararası adım olarak kararlılıkla uluslararası gündeme getirmek yerine Rum Kanadının AB desteğindeki ezici pazarlık gücünün bizleri Annan Planına ilave ciddi ek tavizlere zorlayacağı kesin olan yeni bir görüşme sürecini talep etmek KKTC dış politikasının en vahim hatası olarak tarihe geçecektir. Bu yeni görüşme süreçleri içinde BMGS nezdinde tescil edilen aşağıdaki ek tavizlerimiz bugünkü müzakere masasının ana gündemine dönüşmüştür.
1.ulusal varlığımız ve güvenliğimizin iki temel unsurundan ciddi taviz verilmiştir. ABD eski Dışişleri Bakanı Kissinger’in 1977’de ifade ettiği ve sonradan Anılarında da önemle not ettiği ve Makarios'un ilk kez Kıbrıs'ın Kuzeyinde yekpare ve kesintisiz bir Kıbrıs Türk Bölgesinin iki bölgeli, iki toplumlu federal bir çözümünün ana unsuru olması bugünkü görüşme sürecinde ciddi bir tahribata uğramıştır. Mülkiyet konusunda yıllarca benimsenen toplu tazminat ve toplu takas çözüm prensibi Bireysel mülkiyet başvuru hakkının tarafımızdan kabul edilmesiyle ilk mal sahibini KKTC topralarında birincil mal sahibi konumuna sokulmuştur. Böylelikle, Makarios'un 1977 iki kesimlilik 'tavizi' büyük ölçüde geri alınmakta ve KKTC vatandaşlarının KKTC mülkiyet belgeleri dolaylı olarak iptal edilmektedir. KKTC Devletinin en temel altyapısı Antlaşmaların kabul edilmesi halinde maalesef tamamen çökertilmektedir. Bu son derece hatalı tavizler maalesef KKTC’ye yerleştirilmek istenen Rum nüfusu ışığında geleceğimiz açısından fevkalade karanlık bir tabloyu oluşturmaktadır. Temel AB müktesebatı kuralları ışığında mülkiyet hakkı, serbest mülk edinme hakkı, serbest yerleşim hakkı, serbest dolaşım hakkı ve serbest iş kurma gibi temel özgürlükleri Rum Halkı için KKTC’de geçerli kılmak Kıbrıs Türkü'nün coğrafi ve demografik güvenliği yanında ekonomik ve siyasal güvenliğini yerle bir edecektir. Bu tehlikeye karşı talep ettiğimiz Deregasyon Hükümleri BM gündeminden çıkarılmıştır. Buna ilaveten Kıbrıs Türk bölgesinde, idari açıdan Rum denetim sahası içine girebilecek kanton niteliğinde ve Karpaz ve Koruçam’da büyük olmak üzere, Kuzeydeki yüzlerce Ortodoks Kilise bina ve mülk alanlarının özel statü bölgeleri olarak gündeme gelmesi yukarıdaki unsurlarla birleşerek iki kesimlilik temel ilkesini büyük ölçüde sıfırlanmakta ve etkisizleştirmektedir.
2.Siyasal Eşitliğimizin en etkin araçları Federal yürütme ve yasama Organlarında ve Devlet Karar Mekanizmalarında 1960 Antlaşmaları altındaki etkin veto haklarımızın yeniden tesisi ve iadesi ile mümkündür. Bu temel siyasi haklarımız Yürütme Organlarından işlevsel yönetim anlayışı ile büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Taraflara tanınacak, karşılıklı % 20 çapraz oy hakkı marifetiyle siyasal eşitlik yasama organlarında da etkisiz kılınmaktadır. . Halkımızın ayrı demokratik organları ve Kıbrıs’ta iki ayrı ve iki eşit demokrasi kavramı erozyona uğratılmaktadır.
3. Rum Kanadının Federal Hükümet Yetkilerini ciddi ölçüde artırma talebi, Kurucu Devletlerin statüsünü basit Eyalet İdarelerine indirgeme gayretleri ile birleşince iki kesimliliğin ve siyasal eşitliğimizin ciddi ölçüde tahrip edildiği bir siyasal çözümün Federal Çözüm adı altında Rum Egemenliğine ve Rum çoğunluğuna dayalı üniter bir Devlet olgusu olarak şekillenmekte olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.
4. Kıbrıs’ta, Rum : Türk nüfus artışlarının 4: 1 bir oran olarak sınırlama gayretleri ve bu prensibin zimnen tarafımızdan tartışılması ve kabul edilmesi tarihin her döneminde Rumlara karşı koruduğumuz siyasal eşitliğimizi azınlık statüsüne indirgeme tehlikesini de beraberinde getirmektedir.
5.KKTC ve Kıbrıs Türkünün varoluşunun temelinde Türkiye'nin 1960 Garanti ve İttifak Antlaşmaları bulunmaktadır. Kıbrıs Türkünün olduğu kadar Anavatan Türkiye'nin de Doğu Akdeniz’deki Stratejik Güvenliğinin ve Stratejik yaşamsal haklarının teminatı olan bu Antlaşmaların görüşme masasında tartışmaya açılması stratejik bir hatadır. Rum- Yunan Kanadının bu en stratejik birincil önemdeki tartışılmaz haklarımızı yeni bir çözüm içinde tamamen reddetmeyi ısrarla talep etmesi, Kıbrıs sorununu yaratan, bu uğurda Kıbrıs’ta bize karşı silahlı mücadeleyi başlatan ve başlattığı savaşı kaybeden tarafın yeni ve tarihi bir gaflet ve garabet örneğidir. Kıbrıs sorununun en temel meselesi olmasına rağmen GKRY’nin BM ve AB temsiliyeti masada tartışılmazken, KKTC’ye uygulan hukuksuz ambargoların kaldırılması ele alınmaz ve Kıbrıs Türkünün uluslararası hak ve statüsünün yükseltilme talepleri geri çevrilirken varlığımızın ve güvenliğimizin en temel unsurlarının görüşme masasında tartışmaya açılması stratejik hatadır. Güvenli ve Kalıcı bir Antlaşmanın Kıbrıs Türkü açısından AB’de Birincil Hukuk olması ve bu çerçevede Kıbrıs Türkünün temel haklarının Derogosyonlarla teminat altına alınması esas olması gerekirken, BM’nin geçmişte kabul ettiği bu temel prensipten uzaklaşmış olması ise fevkalade kaygı vericidir.
Sayın Bakanım,
30 Ağustos Zafer Bayramımızın yıldönümüne isabet eden Kıbrıs ziyaretinizin görüşme sürecinde, özellikle 2004 yılından bu yana atılan ve atılmakta olan yanlış ve hatalı adımlardan bir an önce geri dönülmesini de beraberinde getirmesini ümit ve temenni etmekteyim. Bugün görüşme masasında nihai ve kritik bir aşamada büyük ölçüde şekillenmiş olan Çözüm Planı Annan Planının da gerisinde ve bizleri daha antlaşmaya varmadan bile bir iç savaş ve toplumlararası bir iç çatışmaya sürükleyeceği kesin olan çok daha tehlikeli bir dönemi de beraberinde getirmiştir. Rum Lider Anastasiatis’in açıklamasında ' Çözüm için iyi bir konjonktür bulunmaktadır. Bunun nedenleri Akıncı’nın uzlaşmaya hazır olması ve Türkiye'nin önem atfettiği doğal gaz yataklarında toplanmaktadır ' ifadesi ile Anavatan Türkiye’nin Ada üzerindeki fiili durumundan ve tarihi haklarından, MEB’ler uğruna vazgeçebileceğini ima etmesi endişelerimizi daha artırmaktadır. Kaygılarımızı bu ziyaretinizde gidereceğinize inanır en derin saygılarımın kabulünü istirham ederim.

Bu haber 225 defa okunmuştur

:

:

:

: