2015 yılından bir anı...

Havaalanındayım.... Arkamda oturan ailenin sekiz- dokuz yaşlarındaki oğlu annesine tatlı bir sesle soruyor:
ANNE BANA KABAK OMLETİ yapar mısın?



Havaalanındayım.... Arkamda oturan ailenin sekiz- dokuz yaşlarındaki oğlu annesine tatlı bir sesle soruyor:

- Anneciğim bana eve gidince kabak omleti yapar mısın?



Anne hırçın bir sesle :

- Neymiş o! Saçmalama!

diye azarlıyor oğlunu....



O zaman fark ediyorum, karıkoca belli ki tartışmışlar... Baba elindeki telefonla oynuyor ama dalgın... Anne de kendi telefonunun tuşlarına sinirli sinirli basarak mesaj yazıyor... Olanlar her neyse, birilerine uzun uzun anlatılıyor....



Çocuğun niyeti soğuk havayı yumuşatmak... BARIŞı sağlamak...



Vazgeçmiyor...

- Hani kabağı rendeleyip tavada pişiriyorsun ya!

diye ekliyor... Öyle tatlı bir sesle, yalvarır gibi... Bir de masum yüzü var ki!



Aslında anne ile babasının arasındaki buzları eritmeye çalışıyor...



Neden sonra anne:

- Ha sen MÜCVER diyorsun... Aptal çocuk !



Ayağa kalkıp yakalarına yapışmak istiyorum...

' Aptal sizsiniz...

Körsünüz...

Sağırsınız...

Yaptıklarınız ne kadar yanlış...' diye haykırmak istiyorum...



Daha aile denen en küçük toplulukta barışı sağlayamıyoruz...

DÜNYAnın BARIŞını nasıl sağlayacağız, bilemiyorum...





EYLÜL GELİNCE



Eylül gelince

Tüm dizelerimi

Gözlerine diziyorum

İnci inci...

Şiir oluveriyorlar...



Eylül hınzırdır...

Acımasızdır

Sonbahar yağmurları

Ruhumu yıkarken

Sen

Çağsayıcı mevsimler yaşatmalısın bana...

Dolunaylı gecelerde...



Eylül kıskançtır....

Gecelerin kolsuz kanatsız sevişmeleri

Yarasa gözlerinden uzak

Bir sana bir bana döner durur...



Eylül derbederdir...

Dağıtır ortaya saçar isyanlarımı...

Vurgun bir yürek

Delice

Ortasına ortasına vurur

Aşkın

Ah!

Şu eylül yok mu

Deli eder adamı.



Ayşe TURAL



KARİZMATİK ERKEKLER...

Kadınlarda cazibe aranırken erkekler de KARİZMA var mı, diye bakılıyor... Karizmatik erkeklerin tanımı aşağı yukarı şöyle: Güzel konuşan, kültürlü, fiziği düzgün, güzel giyinen, en önemlisi de kibar davranan erkek... Elbette bu işte karşı cinsin gönlünü çelmeyi becermek de ayrı olay...



Genel kabul görüde: Orta yaşı bulmuş hatta biraz geçmiş, saçlara aklar düşmüş, temiz, titiz ve de olgun erkek modeli... Nerede, nasıl davranacağını bilen, ağır başlı; özellikle de sözüne güvenilir olması da ayrı bir değer taşır...



Ancak unutulmamalı ki, her erkek önce asil olmalıdır... Tıpkı kadınlardaki gibi, başkalarını taklit etmeden kendine özgü davranmasını öğrenmiş olmalı... Konuşmaları, kendine güvenli duruşu, abartısız ve doğal davranışları...



BEYLER: Gelelim son noktaya: Sevecen ve sıcak davranışlarınız size her zaman artı puan kazandıracaktır... BİLİNE...



Ayşe Tural



SEVDAM GÜL YAPRAKLARINDA



Sevincim sonsuz

Gözbebeklerimde

Ebemkuşakları düşlerimdedir

Yanık kokusu sevdanın

Yaprak yaprak güldedir...



Yaz yağmurlarında

Toprak kokulu yarim

Sevda sözlüm

Gönül gözlüm...



Sevdalar sığmaz yüreğime

Coşar taşar

İki damla yaş olur

Düşer yanaklarımdan...



Ayşe TURAL



GÜZEL GÜN...



Ağaçların altındaki banka oturuyorum. Sarı boyalı bir bank... Çimenler belli ki sabah sulanmış, toprak kokuyor.



Ayaklarımı uzatıp mis gibi havayı kokluyorum... Ağaçların yeşili içimi serinletiyor, gözlerimi yeşile boyuyor...



Derken koluma minik bir böcek konuyor. Kırmızı benekli siyah bir böcek ... Mühür böceği gibi... Önce ürkek ürkek bakıyor, biraz yürüyor.



- Merhaba...!

Seninle tanışalım...

Ne haber?



Sıkı fıkı olmayı sevmiyor anlaşılan... Ya da acelesi var... Minicik kanatlarını açıp uzaklaşıyor... Eminim bana hoşçakal demiştir.



Gözlerimi kapatıp ' hayat ne tatlı!' diyorum...



Ayşe Tural



EYLÜL OLSUN DA GÖR BENİ

bir

eylül olsun da gör beni

nasıl dökeceğim yaşlarımı

nasıl dağıtacağım sırma saçlarımı...



bir

eylül olsun da gör beni

dize gelecek sevdalar

inciler gibi dizeceğim

' hazır ol...' a geçecek tüm sözcükler...



bir

eylül olsun da gör beni

tutup tutup yere savuracağım

yalancı aşkları...

sen

sevda masalı görmedin

hele bir

EYLÜL olsun da gör beni...



Ayşe TURAL



YALNIZLIK MAĞARASI...

Son on yıllarda arttı yalnızlıklarımız... Kalabalıklar içinde yalnızlaştık... Gevşeyen ya da kopan aile bağlarına isimler uydurduk... Bahaneler bulduk... Eski dostluklarımız yerini günü birlik buluşmalara bıraktı...



Derinliği olmayan duygular, sözde sarılmalarla geçiştirdiğimiz kısa anlar... İki insan gerçekten yüreklerini ortaya koyarak, birbirini en son ne zaman can kulağıyla dinledi? Hangi güzel insanı, en son ne zaman kucakladınız?



Gözlerinin içine bakıp da içinin acısını anladığınız birisi var mı? En son kiminle düşüncelerinizi paylaştınız? Açık açık... Sözcüklerinizin arkasına saklanmadan hem de..



Gitgide yalnızlaştık... Yalnızlığımıza yeni isimler de uyduruverdik hemen... Mecburi yalnızlıklar, gönüllü yalnızlıklar... Bence bir de farkında olmadan yaşayıp gittiğimiz yalnızlıklarımız var... Bana göre en kötüsü de o...



Mağaralarımıza çekildik... İncinmekten, incitilmekten korktuğumuzdan... Yalnızlığımızı kimseler bilmesin istedik...



YANLIŞ YAPIYORUZ AMA... HAYDİ ÇIKIN... BİRİNE ANLATIN DUYGULARINIZI... YALNIZLIKLAR PAYLAŞILDIKÇA AZALIR...



SENDEN KAÇIYORUM



en gürültülü yalnızlığımı

ben

sende tükettim

biliyor musun? ...



sözcüklerin yaşlı kuyumcusuyum artık...

bir çırpıda

öfkenin dibine de inerim

sevdanın doruklarına da

tırmanırım kolayca...



ne var ki!

senin coğrafyanı da

kimyanı da çözmek

hiç kolay değil!

dönencelerinde

yerim yok...



yüksek gerilim hatlarına tırmanıyorum

beni yok ediyorsun...

hazır yalanların

beni mahvediyor...



kaybettiklerimi kazanmak için

senden kaçıyorum....



Ayşe TURAL

MERHABA DEYİNCE BİRİNE...



Aslında ' hoşgeldin dünyama...' demek isteriz... İncinmişliklerimizi, kırılmışlıklarımızı, hırpalanmışlıklarımızı ince tebessümlerin arkasına gizlemeye çalışırız...



Kalplerimizin yamalarını saklarız... Hırçınlıklarımız kabuk bağladığı halde sızım sızım acıyan yaralarımızdandır...



Bir el uzanınca öbür ele, cankurtaran simidi gibi sarılır beriki el...



Yeni bir yola, hem de ışıklı bir yola birlikte çıkmanın sevinci ve tatlı telaşı sarar yüreği...



Aşkın kuyruklu yıldızı, çoktan dokunmuştur her ikisine de...



Ayşe TURAL



İKİLİ YALNIZLIK



sade suya

iki ölçü YALNIZLIK katsam

katsam da

avuçlarımda sunsam...

panzehir olur mu

yaralarına...



Ayşe TURAL



Bir anı....



KITAP ARASINDA GELEN HESA



Hoş bir akşam... KARA ÜZÜM'de yemek yiyoruz...



Şehrin göbeğinde ama değilmiş gibi görünen bir atmosfer... Loş ışıklar altında beş- altı tahta masa... Bahçe lokanta...şirin bir pansiyon bahçesi işte.... Başımızın üstünde asmalar... Her yanımız çiçek...



Masamıza bakan Emin... O gelip gittikçe laf atıyorum... Karayağız, yakışıklı delikanlı... 18 Mart Üniversitesinde öğrenciymiş...



Çok acıktım.... Köfteler ne zaman gelecek, diye takılıyorum ona...



Yemeğimiz bitiyor... Acelemiz var... Hesabı alıp kalkmalıyız, arkadaşım İstanbul yolcusu ...



O da ne?

Hesap bir KITAP içinde önümüze konuyor...

Inanılmaz şaşkınım. Kalın bir roman...

Adı: KURTLARA KOŞAN KADINLAR...



Emin'e soruyorum neden?

Açıklıyor... Insanların ilgisini çekip kitap okumalarına katkıda bulunmak için, diyor....



Kitabı çok seven ben... O kadar şaşkın ve mutluyum ki...



Emin'in aslında Kıbrıslı olduğunu öğreniyorum.... Baba Limasol asıllı Rum, anne Limasol asıllı Türk... 74 olaylarında Türkiye'ye kaçarak evleniyorlar... Inanılmaz bir AŞK hikayesi kurguluyorum aklımda...



Rastlantının böylesi.. Iyi ki konuşmuşum, iyi ki şakalaşmışım... Böylesi bir öyküye sahip olamazdım yoksa...
Bu haber 329 defa okunmuştur

:

:

:

: