Kökleşen korkular ve iç barışımız

Aslında, Kıbrıs’ta siyasi çözümden çok barışı konuşmak gerek. Ya da öyle olmasını tercih ederdim.
Bu bir proje, bir bütünlük, bir zenginlik, bir ortaklık, bir amaç olsaydı keşke.
Çözüm için süreç şuan için devam ediyor, peki umutlar?
İçinde bulunduğumuz süreçte sürdürülen müzakere çökerse, bunun sorumlusu Kıbrıs Türk tarafı olmayacak.
Belki, Anastasiadis zafer kazandığını düşünüyor.
Ama Pirus zaferi kazanırken, kayıplarını düşünmüyor.
Kıbrıs’ı resimlerde birleştirip, ortak Kıbrıs’ı hayal ötesine getiremiyor.
Oysa, tablonun bütünü görülmeye değer.
Elbette çözümün her yönüyle tartışılması yapılacak, eleştirisel noktaları, kazanım ve getirisi sorgulanacak.
Sorgulayacağız, konuşup, tartışacağız.
Fakat kazanan taraf, kaybeden taraf ayırımına girilirse ki durum budur, çözüm değil, barış kaybedecek.
Son aşamada kazanan yok.
Herkes kendi açısından zaferi veya hüznü yaşıyor.
New York’ta yaşanan sürece zaferle sahip çıkan da var, hala umudunu koruyan da var.
New York’ta yapılan girişimi ve sonucu basitleştirmekte yanlış, olduğundan fazla anlam yüklemekte yanlış.
Üzücü bir nokta daha var ki belki de bu en kötüsü.
Birbirimizden ne kadar da kopmuşuz.
Farklı görüşlere, değişik fikir ve bakış açılarına ne kadar da tahammülümüz yokmuş.
Ne kadar önyargılı, ne kadar bölünmüş ve ne kadar uzaklaşmışız.
Elbette fark olacak, farklı düşünceler seslendirilecek.
Ama ortak bir noktamız var.
Bu ada bizim ortak noktamız, evimiz, gailemiz, beklentimiz, geleceğimiz, umudumuz.
Bu hedeflere ulaşmak, daha iyiyi, daha güzeli bulmak için gerekli olan ilk şart, birliktelik ve ortak hedefi belirlemektir.
Kıbrıslı Rum ve Türkler ortak hedefi belirlemedi.
Hatta Kıbrıslı Türkler olarak, kendi içimizde bile ortak hedefimiz yok.
Toplum olarak çok bölündük.
Bundan da hep kaybettik, memur, işçi, kamu, özel, Kıbrıslı, Türkiyeli, çözüm isteyen, çözüm istemeyen, Rumcu, Türkiyeci, UBP’li, CTP’li her dönem, her anlamda böldüler toplumu.
Barışı, çözümü bulmayan çalışan toplum, kendi içinde çözüldü, barışı bulamadı.
Önce kendi içindeki barışla sınanmalı, özeleştiri yapılmalı, yüzleşmeli, hatalarla, yanlışlarla doğruyu bulmalı.
Toplumsal iletişim, tahammül, sevgi ve tabi ki saygı, toplumu, toplum yapan temellerdir.
Bir eksik, bir fazla olmaz, hepsinden olmalı.
En başta bu topraklarda huzuru bulmak için, ne istediğimizi bilmek, yol belirlemek, hedef koymak ve ulaşmak.
Sağlık mı, eğitim mi, işsizlik mi, nüfus artışı mı, sorunun adı her neyse bir gerçeği değiştirmiyor.
O gerçek de sorunların bizim olduğudur.
Temelsiz karşıtlık, üretmeden, önermeden, tartışmadan ayrışma sorunları çözmüyor.
Son dönemlerde, Kıbrıs sorunu müzakere süreci bölünmüşlüğü yaşanıyor.
Çözümsüzlüğün veya herhangi bir çözümün alternatifi var mı?
Yok, yaşanmışlar ve hala yaşananlar bunu kanıtlıyor.
En başta çözüm, en başta barış, bunun sağcısı, solcusu olmaz, iyi barışı ne sağcı, ne de solcular yapabilir.
Her şeyin en iyisini, ne istediğini bilen, ortak fikri ve özgür iradesi olan toplumlar yapabilir.
Gerekliliği belli, ihtiyaç belli, belirsizlik, yıllardır aynı sorunla ve sıkıntısıyla yaşamanın ağırlığı ortada.
Ne çözümü sorgusuz savunmak, ne de en başta kestirip atmak sorunu bitirmiyor.
Kıbrıs sorunu siyasilere ve dış güçlere bırakıldığı için yıllardır çözülmüyor.
Çünkü onların farklı öncelikleri var.
Güneyden veya kuzeyden, herhangi bir isim farketmez.
İsimler değişiyor ve sorun değişmeden daha da kökleşiyorsa, iradesizlik ve korku da kökleşiyor demektir.
Bu haber 450 defa okunmuştur

:

:

:

: