Sıra yargıya mı geldi?

Cumhuriyet Meclisi’nin sekizinci dönem beşinci yasama yılı, bugün başlıyor. Oldukça uzun bir tatil dönemi oldu.
Üstelik Kıbrıs için önemli süreçler yaşanırken.
Türkiye’de, bölgemiz de beklenmedik olaylar meydana gelmişken ve hala yaşanıyorken.
Elbette burası farklı dinamikleri ve dengeleri olan bir yer, ama normal şartlar için de değiliz.
Sorumluluk alan, yönlendiren bir siyasi erk bu süreçte oldukça ihtiyaçtı.
Daha üretken, daha ilgili, daha öngörülü, sadece iç siyasetle şekillenen değil, bölgesel tüm gelişmeleri takip eden, ülke için ortak kaygı ve yol haritası belirleyen bir siyaset ve yönetim şekli oluşturmak gerek.
Artık, sen yaptın, ben yaptım kavgasını bırakarak, sadece belli zümrelere çıkarlar sağlayarak, partililere çalışarak bir yere varılmaz.
Bunun hayat bulacağı yer hükümet kanadı ve Meclis çatısıdır.
Meclis kimsenin değil, kimseye kalacak ayrıcalık değil, Meclis temsiliyeti, toplumun, bu ülkede yaşayan, vergisini veren, sandığa giderek iradesini yansıtan her bireyindir.
“Güçler ayrılığı ilkesine bağlı olarak Anayasa'da yasama, yürütme ve yargı organları ile kimi kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve yetkileri düzenlenmiştir.
Devlet, yönetme görevini; YASAMA, YÜRÜTME ve YARGI ORGANLARI ile gerçekleştirir.”
Kanunları, Yasama, yani Meclis yapacak, bu Anayasal bir yetkidir.
Meclis tarafından çıkarılan, hazırlanan kanunların uygulayıcı mekanizması hükümetler ve Bakanlar Kuruludur.
Yargı, bağımsız mahkemeler tarafından yürütülen bir görevdir.
Yasalar önünde herkes eşittir, ne yargı, ne yürütme vatandaşlar arasında ayırımcılık yapamaz, bu Anayasal bir suçtur.
Bu durum bizde iç-içe girdi.
Yasama ve yürütme ayrılığı, kuvvetler dengesi yok.
Birçok konuda yasama organı pas geçiliyor, yürütme yani hükümet, yasama, yani Meclis yerine geçiyor.
“KKTC Anayasası’nda düzenlemesi bulunan Yasa Gücünde Kararnameye ilişkin tanım, Anayasada yer alan düzenlemeler çerçevesinde şu şekilde yapılabilir;
Yasa Gücünde Kararnameler; olağan dönemlerde, ekonomik bir konuda ivedilik bulunması halinde, yeni mali yükümlülük getirmemek ve kişisel ve siyasal hak ve özgürlüklerde kısıtlama yapmamak şartıyla, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan ve yasayla eşit hukuki güce sahip olan kararnamelerdir.”
Yasa gücünde kararnamelerle ilgili hükümetlerin yetkisi var.
Bu yetki her hükümet döneminde, her zaman kullanıldı, kullanılmaya da devam ediyor.
Fakat bunun yapılabileceği zamanlar ve şartlar bellidir.
Olağan dönemlerde, ivedilik gereken zamanlarda, yani keyfi değil, canınız istediği vakit değil.
Anayasa varsa, hukuk, demokrasi, kuvvetler ayrılığı varsa, hareket tarzı yasalar çerçevesinde olur.
Veya kanunlara, hukuka, yasalara göre hazırlık yapar, sonra da uygulamaya geçersiniz.
UBP-DP hükümeti bazı konularda yasa gücünde veya kanun hükmünde kararnamelerle bazı icraatlar yaptı.
Hükümet kendini Meclis yerine koydu.
“Seyrüsefer affı” ve ”muhaceret affına” yönelik yasa gücündeki kararnameler, Anayasa Mahkemesi’nde görüşüldü.
Anayasa Mahkemesi, yasa gücündeki kararnamelerin Anayasa’nın 112. maddesine aykırı olduğuna karar verdi.
İvedi ve ekonomi konularla alakalı olmadığı sonucuna vardı.”
Makam araçlarının alımı konusunda ise mahkeme bugün.
Daha önce de bu gibi icraatlar gündeme geldi, fakat yargıya taşınmadığı için uygulandı.
Bazı yorumlara çok şaşırıyorum.
Mesela;
“Yargı, hükümete bilinçli olarak zorluk çıkarıyor.”
Şaşırmamak elde değil, hep bitti şimdi sıra yargıya mı geldi?
Yasa dışılık varsa görmezden mi gelinsin?
Yargı, bağımsız değil mi, siyasi kararlar alınırken, duygusal mı davranacak?
“Hukuk devleti” hoş bir söylemdir, fakat önemli olan bu hukuka saygınlıktır.
Olayı aşmış durumdayız, bunun düşüncesi, telaffuzu bile skandaldır.
Bu haber 473 defa okunmuştur

:

:

:

: