Kirleterek, kirlenme

“1913 yılında faaliyete başlayan, 1974 yılında faaliyetleri durdurulan CMC Maden alanı, dünyanın en büyük çevre felaketleri arasında.”
Bu çevre felaketi Kıbrıs’ta, Lefke’de, yıllardır kanayan bir yara.
CMC’yi aratmayan felaketler de yaşanıyor bu memlekette.
Gözümüzün önünde, kendi ellerimizle, kendi irademizle yarattığımız bir çevre ve onun felaketi.
“Boğaz Piknik Alanı'nda Turizm ve Çevre Bakanlığı, Girne Belediyesi ile Orman Dairesi işbirliğinde düzenlenen temizlik çalışmasında 18 ton çöp toplandı.”
Bu konu çok eski değil.
İlk duyduğumda inanmadım, o kadar da değildir dedim.
Ama bitti, aynen de devam ediliyor, 'kirletilmeye'.
Bu kadar normalleştirdik, bu kadar sıradan.
Temel nokta bilinçsizlik, bilinçsizce kullanılan ve etrafa bırakılan her şeyi, doğa kendi içinde hazmetmeye çalışıyor.
Sorun sadece çevreyle sınırlı da değil.
Hava kirliliği, toprak kirliliği, gürültü kirliliği, su kirliliği, avantajımız dönülmez sınıra henüz gelmemiş olmamız.
Fakat farkındalık hala yok.
Bilinç esas mesele demiştim ya;
Çevre kirliliği nedir?
Bu soruyla başlamak, daha geniş, daha genel bir tanımlamayla etrafa çöp atmakla başlayan, fakat daha büyük olumsuzluklarla artan bir felaket olduğunu öğretmek, öğrenmek şart.
Teknoloji, hızlı ve dengesiz nüfus artışı, bunların getirdiği araç kullanımı, tüketim artışı hepsi bu yarım yamalak memleketi adeta çöplüğe çevirdi.
Artık evimizi temizlemek tek başına yeterli değil veya illaki birilerinin çöpleri temizlemesini beklemek sorunu çözmüyor.
“Çevre kirliliğinin en önemli nedenleri;
Hızlı nüfus artışı.
Plansız kentleşme.
Plansız endüstrileşme.
Doğal kaynakların ölçüsüz kullanılması.”
Genel olarak böyle bir sıralama yapılıyor, özellikle çarpık ve plansız yapılanma.
Bu ülkenin istismarla büyüyen en önemli sorunu.
Hepsinin üstüne, önlem almama ve tehlikeyi farkında olmama durumumuzu da ekleyince, ortaya çıkan tablo tabi ki şaşırtıcı olmuyor.
Çevreyi kirletmek kolaydır, fakat temizlemek ve korumak oldukça zordur.
Zorluklar yanında, çevreyi temizlemek önlemler almak maliyetli bir iştir.
Büyük şirketler, hatta devletler bu maliyetlerden kaçıyor.
Bu bizim ülkemizde de böyledir.
En basit örnek elektrik santralleridir, AKSA ve Teknecik çok uzun yıllar konuşuldu, yazık ki hala konuşuluyor.
Kamusal kaynaklar her türlü lükse harcanırken, santral bacalarına filtre takmak maliyetli diye yapılmıyor.
Peki, bizler gerekeni yapıyor muyuz?
Gerekli baskıyı oluşturuyor muyuz?
Alışkanlıklarımızdan vazgeçmeyi çevre için sahipleniyor muyuz?
Bu haber 543 defa okunmuştur

:

:

:

: