Müzakere değil, liderlik süreci

Kıbrıs sorununda çok önemli süreçlerden geçiliyor. Bu saatten sonra kim, kimi nasıl kandıracak, nasıl alt edip, ne kazanç sağlayacak noktası olmamalı.

Artık yapılacak olan müzakere etmekten çok liderlik etmektir.
Elbette müzakerelerin, olası bir ortaklığın zemini, temelleri çok önemli ve iyi inşa edilmeli.
Ama bunun için gerekli olan cesaret ve irade, bu temeli sağlam oluşturmak adına bazı çekincelerden kaçınmak gerek.
Çok çok önceleri de yazmıştım.
Kıbrıs konusu iç siyasete, günlük çıkarlara malzeme olursa yazık olur diye.
Aynı noktadayım, süreç olumsuz olarak çökerse bunun sorumlusu Türk tarafı olmayacak.
Bu sürecin sonunda çok farklı noktalara gelme olasılığı yüksek.
Kimse kestiremiyor, ön göremiyor, çözümle beraber yaşanacak değişim konuşulurken, çözümsüzlük durumunda ne yaşanacak kimse bilmiyor.
Liderlerin siyasi kaygılardan arınması gerek, peki öyle mi?
Yapılan hamle ve manevralara bakıldığında, evet, Anastasiadis siyasi kaygılar içinde.
Yeniden “Kıbrıs Cumhuriyeti Devlet Başkanı” olmak istiyor.
Çok iyi bir planlama ile yürütülen süreci manipüle edebiliyor.
Anastasiadis’in, çözümle beraber AB mevzuatının aynen uygulanacağı ve dört özgürlüğün adanın tümünde geçerli olacağı açıklamaları, bizde ciddi bir karşıt duruş buldu.
Güneyde murat edilen ilk başta başarıldı.
O çok tartıştığımız, güvendiğimiz, inandığımız güney basını, birkaç gün önce konuyu daha farklı şekilde gündeme getirdi;
“Fileleftheros Gazetesi, yerleşme ve mülk edinme haklarının, Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nin egemenlik alanına gireceğinden, olası bir çözüm çerçevesinde kısıtlanabileceği konusunda, Türk tarafının AB çevrelerinden güvenceler aldığını” ve bu kısıtlamaların AB mevzuatına uyumlu olacağını” yazdı.
Türk tarafı bunu açıklamış fakat yerine ulaşmamıştı.
Bugün, Güney bunu tartışıyor.
Yine Türk tarafından açıklanan toprak konusu yurt dışında görüşülsün düşüncesi, hatta ““Camp David Tipi” bir senaryo gündeme getirilmesi, bugünlerde güneyin konusu.
Yani esasında gecikmeli ve dolaylı olarak, Türk tarafının seslendirdiği bir kurgu tartışılıyor.
İşte bu noktada en başta söylediğim, gerçek niyetle, samimi ve irade ile topluma, halka liderlik etme zamanı.
Cumhurbaşkanı veya Başkan olmak ve anılmak yerine, tarihi değiştiren lider olarak anılmak mutlaka daha farklıdır.
Bunun için bir fırsat vardır.
Bu fırsat kullanmak içinse oldukça kısıtlı bir zaman dilimi söz konusu.
New York üzerinden çok bir zaman geçmedi.
New York’ta yaşanan olumsuz ve karamsar tablo, içinde bulunduğumuz günlerde dağılmış gibi.
Bir hafta içinde değişen nedir?
İzlediğimiz bir şov muydu?
Türk tarafı mı, Rum tarafı mı esnedi?
Süreç bitti derken, referandum tarihini konuşur olduk.
Bizim için önemli olan zaman konusu, Papadopulos’un bile kabul ettiği dönüşümlü Başkanlık meselesi, garantiler ve toprak başlığı, bu olumlu gidişatı nerede etkileyecek?
Müzakere etmek, siyaset yapmak başka, liderler olmak başka.
Bu süreçte, bunu net bir şekilde göreceğiz.
Bu haber 631 defa okunmuştur

:

:

:

: