Kıbrıslı Türkler en büyük kötülüğü kendine yaptı

Bu kadar da olmaz diye adlandıracağımız yaşanmışlıklarımız var. Sıradan olmuş, normalleşmiş.
Şaşırmıyoruz artık, alışmışız, olağan kabul ediyoruz.
Bu ülke de yaşananlar, bir başka ülke de yaşansa, yer yerinden oynardı.
Eksiklik olarak;
Uluslar arası hukuk mu dersiniz, kültür mü, alışkanlık mı , fark etmiyor, sonucu değiştirmiyor.
O kadar umursuz, o kadar sessiz, o kadar çaresiz.
En hassas olunan tabi ki kamusal alanda yaşananlar, iyi örnek olması gerekenlerin kötüyle anılması.
Bizim temel sorunumuz, sorumlu olanların, sorunlu olması.
Bu ülkede kurumlar battı, kapandı, kötü yönetim hemen her tarafta sistem oldu.
Ne ilginçtir ki bunlar yaşanırken, bir tek sorumlu bulunmadı.
Kurumlar geceden, sabaha, durup, dururken sıfır oldu.
Hala daha neler yaşandı, kimler sebep oldu bilinmiyor, ya da biliniyor ama bilinmezlikten geliniyor.
Ülkeyi yönetenler, ülkeyi, devleti sadece kendinin zannediyor.
Vatandaşlık verildi, kimlik kartı verildi, adamın elinde kimlik belgesi, iptal ettik dediler.
Böyle bir ciddiyetsizlik olur mu, vatandaşlık vermek çocuk oyuncağı mı?
Bu kimlik kartını rezil eden, itibarsızlaştıran sizlersiniz.
Onu bile mahkemelere düşürdünüz, hukuku, yasları hiçe saydınız.
İstediğimiz kadar vereceğiz diyor, Maliye Bakanı.
Sanki bu hak sadece kendine ait, bunun bir prosedürü yok.
Dedim ya bu ülkede yaşananlar, başka bir ülkede yaşansa yer yerinden oynardı.
Doktor, öğretmen, polis, vardı-yoktu, açılışlar, süsler, kurdeleler, süpür halının altına yaşananları, göz boyadık mı yeter, peki, içimiz rahat mı?
İnsanlar, makamlar önemli değil, önemli olan sağlıklı çalışan bir sistem, kimsenin, kimseye muhtaç olmadığı, düzen içinde tüm yaşamını sürdürdüğü mekanizmanın kurulması.
Kıbrıslı Türkler, kuzey Kıbrıs, KKTC en büyük kötülüğü kendine yaptı.
Kendine kötülük yapmaya da devam ediyor.
Kendi kendini, ülkeyi, toprağı, dağları, denizleri, doktorları, öğretmenleri, polisleri, kurumları, hukuku, tükettikçe, tüketiyor.
Demokrasiyi, demokratik değerleri, saygıyı, insanlığı, devlet anlayışını, liyakatı, basını, gazetecileri, kuvvetler ayrılığını, sosyal devlet anlayışını, adaleti, fırsat eşitliğini bitirdikçe-bitiriyor.
Tarihi, tarihi değerleri, doğayı, çevreyi, gelişmeyi, büyümeyi, çağdaşlaşmayı, modern hayatı, sanatı, müziği, tiyatroyu, unuttukça-unutuyor.
Geri kalmışlığa, üretimsizliğe, pratiksizliğe, bürokrasiye, hantallığa, sistemsizliğe bağlandıkça-bağlanıyor.
Değişimden korkmak, kapanmak, tüm bunların besleyicisidir.
Korku karanlıktır, korkunun üzerine gitmek, güven kazanmak, kararlılık ise aydınlıktır.
Bu aydınlığa ihtiyacımız var, inanmaya, güvenmeye, sahiplenilmeye, sahiplenmeye ve en sonunda beraber yürümeye.
Toplumsal konularda önyargı, uzlaşmadan, hoşgörüden uzak, ayrılıkçı, bölücü, ayrılıkçı bir tahammülsüzlük.
Sorgulamama, hakkını aramama, siyasi partilere bağlayıcı biat etme, bunu tüm değerlerin önüne koyma.
Gözle görülmeyen geri kalmışlığın resmi ve sebepleridir bunlar.
Ve hepimiz bu resmin içindeyiz.



Bu haber 596 defa okunmuştur

:

:

:

: