Mücahitler

1950’li yıllarda, Kıbrıs halkı, İngiliz idaresine karşı bağımsızlık, kendi hakkını tayin etme isteğini seslendirmeye başladı.


Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumlara karşı, daha geri plandaydı.
ENOSİS düşüncesi yayıldıkça, olaylar arttıkça, Kıbrıslılar kendilerini karşı karşıya buldu.
Daha önce bir yazımda şunları yazmıştım;
“Türkler rahatsızdı, fakat yol haritası yoktu, başkaları bir şeyler yapıyor, Türkler bunların içinde savruluyordu.
Rum toplumu, genel olarak Türkleri söz hakkından mahrum ve korkak sayıyordu.
Polis karakollarına saldırılar arttı, her yere yunan bayrakları dikilmeye başlandı.
Çatışmalar yaşanıyor, gerginlik artıyor, Rum halkı özgür olmak için “ENOSİS” ülküsüne günden güne daha çok sahip çıkıyordu.
Bu bir kahramanlıktı, bu işin dışında olanlar, ya da başka düşünce sahipleri dışlanıyor, itibarsızlaştırılıyor, korkak damgası yiyordu.
Arkası geldi, bu beklentiler kolay kolay gerilemedi.”
Bunlar, Kıbrıs adasını farklı yerlere götüren başlangıçlar oldu.
Yine bunlar üzerine farklı şeyler söylenebilir, yazılabilir.
Kıbrıs’ta Türk varlığının devam etmesi, bugünlere gelmesi, Kıbrıslı Türklerin her türlü baskıya direnmesi ile gerçekleşti.
Kıbrıslı Türklerin, direnci, birliği, her anlamda üretmesi, çalışması bugünlerin temelidir.
Bu ada için çok acılar çekildi, göçler yaşandı, ölümler, katliamlar, işkenceler, kayıplar oldu.
20 Temmuz 1974 bir milat, bu tarihe gelmek, bu anlattıklarımla yoğruldu, olgunlaştı.
1974 sonrası için yapılan tüm eleştiriler, tüm sitemler, bu direnişin, çalışmanın, acıların, “çok daha güzel günler” beklentisini bir yerde karşılayamaması içindir.
Adaletsizlik kavramının, ilgisizliğin, duyarsızlığın, kendi insanına sahip çıkmamanın, yağmalamanın getirisi, her türlü değerin linç edilmesidir.
Kıbrıslı Mücahitler;
Solinalardan silah yapan, öğrenciyken nöbet tutan, evine giderken vurulan, silah taşımak için fırtınalı denizlerde sandallarla kaybolan, hala daha haber alınamayan, çocuk yaşlarda, vatanını korumak için canını siper edenler.
Bunlar yanında, bu mücadelede katkısı sınırlı olan, fakat bu ülkenin tüm nimetlerini sadece kendine ve yakınlarına hak olarak görenler.
Maddi manevi her türlü değeri kendine ve ailesine aktaranlar.
Adaletsizlik, bizim mücadelemizin en kötü finali oldu.
20 Temmuz ve bu tarihe gelinmesinde gerçek mücahitlerin de katkısı emeği, yüreği, cesareti, kanı var.
Bu ülke ve bugün paylaşılan her şey için, bu insanlar, gerçek mücahitler, bu kavgayı neden verdi?
Tabi ki, onur, itibar, hayatta kalma, ilelebet yaşama ve var olma için.
Halil Anıldı, eski bir mücahit, Doğanköy’lü, bir dönem muhtarlık yapmış, buluştuk, konuştuk;
“1954 doğumluyum. Çocuk yaşta bu ülke için mücahit oldum. Nöbet tuttum, sınır bekledim, savaştım. 20 Temmuz harekâtı için Anadolu’dan gelen, Mehmetçik’le omuz omuza çarpıştık. Onlara bilmedikleri bu topraklarda savaşırken, rehber olduk, yol gösterdik.
Şehitler, gaziler, bu ülkede kalanlar, yerleşenler oldu. Bizim yanı başımızda kaybettiğimiz arkadaşlarımız vardı. Yıllar geçti, bugünlere geldik ne arayan var, ne de soran?
Vefa bu mu? Hiçbir şeye ihtiyacım yok. Sadece küçük bir kâğıda, iki satır yazı “Bu ülkeye katkılarınızdan dolayı teşekkür ediyoruz” diyen bir cümle. Aynı durum ve düşünce de olan başka arkadaşlarım da var. Devlet bizi onure etsin.
Nerde Şehit Aileleri Derneği, Mücahitler Derneği, neden yıllardır, ilgilenmiyorlar?”
Haksız mı, bu insan? Elbette değil.
Bununla bitmiyor yazı, devamı daha ilginç, altını çizmeden geçemem, Halil Anıldı bunları anlatırken, gözleri doldu, bizzat şahidim.
“Ben ameliyathanede hasta bakıcıydım. Bir gece çalışırken, önüme oğlumu getirdiler. Askerdi, vatani görevini yapıyordu. Ve terhisine az bir zaman kalmıştı. Görevden çıkmış, üzerinde üniforması, trafik kazası geçirdi, kaybettik. Bu çocuk askerken hayatını kaybetti, bu ülke için. Şehitlik onuru verilmedi, itibarının iade edilmesini istiyorum.”
Millet, halk, toplum adına ne derseniz, deyin.
Ortak nokta değerlerdir, sahip çıkmadır.
Bugün bazı zümrelerin “sırça köşk” hayatı, Halil Anıldı gibilerinin ödediği bedellerle kuruldu.
Asla unutulmasın, sırça köşkler temelsizdir ve günü gelince yıkılmaya mahkûmdur.

Bu haber 562 defa okunmuştur

:

:

:

: