Rejim içinde mücadele, rejim dışında mücadele

Bu günkü yazım, her hangi bir ülkede veya ülkelerdeki rejimleri belirterek, başlıktaki cümleleri irdelemek.


Yalçın CEMAL
yalcincemal@hodmail.com



Efendim; Dünyamızda, bir çok siyasal rejim var.
Ülkeler veya Devletler, kabul ettikleri bu rejimleri, bir siyasi yaşam biçimi olarak, kabul etmiş ve bu kurallar çerçevesinde, ülkelerini idare
eder duruma, gelmişlerdir.
Örneğin, dünyamızda, genellikle kabul edilen siyasi rejim, çağdaş Demokrasilerin, kabul etmiş olduğu, Temsili Demokratik sistem.
Buna, tek dereceli veya birden çok seçimin belirleyeceği, siyasal sistem.
Bunun dışında, Demokrasilerin ağır basmadığı rejimler de, vardır.
Bunlara, halk dilinde “aşırı sağ.”
“Aşırı sol” diyenler vardır.
Aşırı sol: Sosyalist rejimler.
Aşırı sağ da, Faşist rejimler olarak gösterilebilir.
Her rejim, kendi içinde belirlediği kurallara göre, idare edilir ve o rejimin kurallarına göre, ülkeyi yönetecek olan siyasi erk belirlenir.
Belirlenen siyasi erk, Demokratik rejimlerde, seçimle, seçimsiz gelen siyasi erk de, atama ile gelir.
Nasıl, gelirse gelsin.
Gelen, siyasi erk.
Mevcut siyasi rejimin kuralları içinde, ülkeyi yönetmekle görevli.
Bunun için de, rejimin kuralları dışına çıkmama, mükellefiyeti içerisindedirler.
Bu mükellefiyetin içerisinde, yönetmekte olduğu ülkenin coğrafyasını da, bütünlüklü olarak korumak ve kollamaktır.
Bunun için de, herkesin, uymakla zorunlu olduğu, bir anayasa yapılır.
Anayasada, ülkenin rejimi ve ülkenin coğrafyasını, güvence altına alan kurallar ve müeyyideler de, oluşturulur.
Türkiye’de, uygulanan rejim, Temsili Demokrasiye dayan bir rejim.
Bu rejimin, kurallarına göre seçilen milletvekillerinin, başta bu rejime uyarak, politika yapmaları gerekir.
Oluşturacakları, politik eleştiri ve muhalefet, bu rejimin çizdiği kurallar çerçevesinde, olmalıdır.
Türkiye’de, buna uymayan HDP ve onun uzantısı olan, PKK’nın rejim içi muhalefet değil de, rejim üzerinde, rejim dışı muhalefet yaptığı iddiaları ve bazı veriler karşısında, bazı milletvekillerinin takibata uğramaları ve tutuklanmalarında, AB‘den gelen tepkilere bakıldığında, insanın şaşmaması mümkün değil.
O ülkenin, rejiminin sağladığı olanaklardan, seçilip gelen milletvekillerinin, terörist bir örgüt olan PKK ile, içli dışlı olarak, yapılan eylemlerin, bir parçası oldukları iddiaları karşısında, bağımsız mahkemeler tarafından tutuklanmalarını, Hitler Almanya’sına benzeterek, Türkiye’ye ekonomik ambargo uygulanacağı tehditleri
İle, sünnetçi korkusu hareketi içerisine, girmesi, bu terör örgütünün, Türkiye’de yapmış olduğu ve insanların öldürüldüğü, terör faaliyetlerine de, ortak olmuyor mu ?
15 Temmuz, darbe girişiminden sonra, aylar günler geçmesine rağmen, ses çıkarmayan AB, Türkiye’yi kana bulayan, bu terör örgütü ve destekçilerine yapılan ve hukuk kuralları çerçevesinde kalan, muamelelere, değil gün, saniyeler içerisinde, sahip çıkıyor.
AB, Türkiye’ye, ekonomik yaptırım yapacakmış !
Bunu 1974‘te, Afyon ekimi ile, Türkiye yaşadı.
Yaşadı da, Batının ne melem bir Batı olduğunu anlayarak, rotasını, ona göre çizdi.
Son olaylar da, göstermiştir ki, PKK’ya, Batıdan, büyük destekler var.
AKP iktidarı da, bunun farkında.
AB, Sevr’i , canlandırmak istiyor.
Çünkü, hala daha, Lozan’ı hazmetmiş değil.
Bu haber 123 defa okunmuştur

:

:

:

: