Üniversite sayısı ve öğrenci miktarı artışı bir başarı mıdır?

Bugün Kıbrıs’ın yarım asırdır devam eden siyasi sorununu bir tarafa bırakıp, elimizdeki somut realitelere dönelim.
Derviş DOĞAN

Malum 1970’li yılların sonu itibarı ile adanın Kuzey’inde yeni bir sektörle tanıştık.
Ne idi bu?
Üniversite sektörü.
İlk üniversite 1979 yılında Mağusa’da Doğu Akdeniz Üniversitesi olarak kurulmuştu.
Öğrenci sayısı 2 bin civarındaydı.
Aradan 37 yıl geçti.
Ve bugün yüksek öğretimde 93 binlere varan öğrenci sayısı ile faaliyette olan üniversite sayımız 15 oldu.
Belli ki bu rakam önümüzdeki yıllarda daha da artacak.
Peki bu bir başarı mıdır?
Doğrusunu isterseniz hem evet, hem de hayır.
Peki o nasıl oluyor?
Şöyle ki; hiç yoktan çok önemli bir sektör yaratıldı ülkede.
Bu bir başarıdır.
Lakin denetlenemiyor..
Hal böyle olunca da bugün üniversitelerimizin kalitesi istenilen düzeyde değil.
Bu da bir başarısızlıktır.
Yüksek öğretimde ki başarı oranını sadece açılan üniversite sayısı ve artan öğrenci miktarına göre değerlendirmek elbette doğru olmaz.
Aynı zaman da açılan üniversitelerin denetlenmesi ve belli bir kaliteye taşınması da gerekir.
Ki sanırım şu sıralar en büyük sorunlardan birisi de budur yüksek öğretim sektöründe.
Lakin üzülerek görüyorum ki başta Eğitim Bakanı olmak üzere bir çok insan açılan üniversite sayısının çokluğu ve artan öğrenci miktarını başarı olarak addediyor.
Bu yaklaşım tabi ki yanlış.
Oysa yüksek öğretimde her şeyden önce eğitimde sağlanacak kalitedir üniversiteleri değerli kılan.
Fakat maalesef 37 yılda yüksek öğretim sektörünün ülkenin en önemli kültürel ve ekonomik lokomotifi olduğunu idrak edemedik.
Bunu LAÜ’de Prof.Dr. Okan Veli Şafaklı ve asistanı Engin Karabaş’ın 2015 yılında yapmış oldukları bir araştırmadan kısa bir kesit alarak izah etmeye çalışayım.
Bu araştırmaya göre yüksek öğretimdeki öğrenci sayısı ülke nüfusunun % 25’ine denk geliyor ki bu dünyada örneğine az rastlanır bir durum olduğuna dikkat çekiliyor.
Bu öğrencilerin ekonomiye dolaylı katkısının ise % 32 civarında olduğu belirtiliyor.
Şimdi buradan ne anlıyoruz?
Yüksek öğretim sektörünün ülke için çok önemli bir sektör olduğunu ve bu sektörün idame ettirilebilmesi için devlet politikasının şart olduğunu anlıyoruz.
Peki yüksek öğretim sektöründe 37 yılda oluşturulan bir devlet politikası var mı?
Üzülerek belirtiyorum maalesef yok.
Onun yerine günü kurtarma telaşı var.
İşte YÖDAK.
Durumu ortada.
Eğitim Bakanlığı himayesinde tutuluyor hala.
Oysa özerk bir yapıya kavuşturulmalıydı bunca yılda.
YÖDAK’ın açılımı nedir?
(Yüksek Öğretim Planlama Denetleme Akreditasyon ve Koordinasyon Kurulu)
Bu kurul kimlerden oluşur?
Akademik ünvan taşıyan insanlardan.
Yani işinin ehli olan insanlardan.
En azından biz böyle algılıyoruz.
Peki bu kurul nasıl belirlenir?
Siyasi irade ile.
İşlevi nedir?
Üniversiteleri evrensel kriterler üzerinden planlayacak, denetleme görevini yerine getirecek, akredite edecek ve koordinasyonu sağlayacak.
Peki YÖDAK bu işlevini yerine getirebiliyor mu?
Hayır.
Çünkü bağımsız bir yapıya sahip değil.
Özet olarak bugün ülkemizdeki üniversite sayısının artışı ve öğrenci miktarının çokluğu üzerinden siyaset yapılırken ve bunu başarı diye birileri bizlere sunarken aslında yüksek öğretime dair bir politikayı 37 yılda oluşturamadığımız gerçeğini gözardı ediyorlar
Bu haber 225 defa okunmuştur

:

:

:

: