Artıran yok mu?

Bunun burasında, Cenevre Konferansına ne kaldı demeyiniz.
Bunun burasında, Cenevre Konferansına ne kaldı demeyiniz.
Bu günden itibaren, daha altı günümüz var.
Birileri çıkıp.
Yahu, günlerden bize ne demesin.
Günlerin konferansla ilgili çok önemli fonksiyonları var.
Son Kıbrıs görüşme sürecinde, karşı tarafın ne mal olduğunu da iyice anladık.
Anlamayanlar var.
Anlamamazlığa, gelenler var.
Güvenlik ve garantiler konusunda oluşacak konferansla ilgili olarak, Anastasiadis’in sergilediği oyun, tam bir komedi.
Komedi değil sadece, trajik bir komedi.
Konferansın sayısı ile ilgili olarak her geçen gün, adam değişik rakamlar telaffuz ediyor.
“Çoklu konferans, beşli konferans, dörtlü konferans, 15 ‘li konferans. “
Son Sn. Akıncı ile yaptığı toplantıda ise, 4 resmi makam, artı bir gayri resmi makamdan bahsetti.
Üç garantör. Kıbrıs Cumhuriyetini ve liderini temsilen zat-ı Alileri, KKTC ‘nin Cumhurbaşkanı olan Sn. Akıncı’yı da, toplum lideri olarak nitelendirdi.
TC Devleti, Güneyi resmen tanımıyor.
Konferansa katılacak iki halkın temsilcisinin, BM ‘ce toplum lideri olarak varılan mutabakata rağmen. Konferansa, Sn. Anastasiadis’in hangi sıfatla çağrılacağı. Bu aşamada önem kazanmıştır.
Çağrı, Kıbrıs Cumhuriyeti adına yapılırsa aynı içerikli yazı ile Sn. Mustafa Akıncı ‘nın, KKTC Cumhurbaşkanı sıfatı ile çağrılması da gerekli olmalıdır.
Çağrının her iki lidere de, toplum lideri olarak yapılması halinde, mesele yok.
Tabii meselenin olmayışı, çağrıda.
Bunun bir de konferans masasındaki durumu, söz konusu.
Masada, tarafların sıfatlarını belirleyecek yazıların içeriği.
Üç garantörün sıfatları, devlet niteliğinde yazılacak.
Türk ve Rum temsilcilerinin, sıfatlarını gösteren yazılarda,
Toplum lideri veya temsilcisi gibi yazılar varsa, yine mesele yok.
Anastasiadis’in iddiasına göre hem Kıbrıs Cumhuriyeti adını, hem de toplum lideri sıfatını taşıyan ibarenin olması halinde. T C ve Türk tarafının bu oldu bitti karşısındaki tavrı,
nasıl olacak.
Sn. Akıncı, bunun bir yorum meselesi olduğunu söylüyor.
Şayet davet ve masadaki sıfat, toplum liderliği ise mesele yok.
Adam konferans masasında sözlü olarak “ Ben Kıbrıs Cumhuriyetini temsil ediyorum “yollu açıklamalar yaparsa. Bu taraflar arasında varılan mutabakata ters olduğu için, Sn. Akıncı’nın da mukabil açıklamayı yaparak “Ben de, KKTC‘ ni temsilen buradayım” açıklamasını yapması gerekmektedir.
Güneyin, Cenevre’deki en büyük hedefi. Sn. Akıncı’yı görüşmelerde pasif hale getirerek, direk olarak Türkiye ile görüşmeleri sürdürmek.
Hedef, Sn. Akıncı değildir.
Hedef KKTC ‘ni, saf dışı etmektedir.
Geçen haftalarda, Sn. Anastasiadis’in bir açıklaması oldu.
Bu açıklamada Cenevre’de bir sonuca ulaşılmazsa, görüşme sürecinin sona ermeyeceğini söylemişti.
Yani Kıbrıs Türk Halkını, görüşme cenderesinde tutmak kararlılığında olduklarını da alenen açıklamış oldu.
Tabi bu, Güneydeki kilisenin de ana politikası.
“Çözümsüzlüğe oynamak. Kuzeyi daha da dar boğaza itmek.”
Tabii günün sonunda, Türk tarafı buna ne diyecektir?
Zamanı gelince, göreceğiz.
Kısaca, toplumu ilgilendiren başka bir konuya da değinmek istiyorum!
Şu sendika meselesi.
Bu köşeden hep yazdım, sendikal haklara ve greve ölçülüp biçilip karar verilsin diye.
Son ajanda olayı, kamuoyunda bardağı taşırdı.
Hükümet, sendikaların profesyonel sendikacılık konumlarına son verme kararı aldı.
Yetkiler, alınıyor.
Sendikalarımız, kamuoyunun nabzını ölçüp biçmeden.
Geçmişte de, birçok eylemler yapmıştı.
“ Dağ yolu olarak” da tarihe geçen trafik kazasında, trafik kurbanları için yapılan eylemlerde, öğrencileri araç olarak kullanmaları ve amaç olarak da, eğitimde kısıtlamaya gitmeleri. Kamuoyunda büyük tepkilerin doğmasına neden olmuştu.
Kamuoyundaki kanı:
Sendikal eylemler, hak arama duvarını aşmıştır.
Halktan kopuk eylemler, karşısında her zaman halkı bulmuştur.
Sendikalarımız, halktan kopuk eylemler yapmakla üyelerine, bazen yarardan çok zarar da getirebilirler.
Sendikalarımıza başlarını iki ellerinin arasına alarak, ciddi bir şekilde düşünmelerini salık veririm.





Bu haber 181 defa okunmuştur

:

:

:

: