Her sabah bir umuttur

Rabbimiz, yeni bir gün nasip etti, sağ ve selametle sabaha kavuştuk.
Rabbimiz, yeni bir gün nasip etti, sağ ve selametle sabaha kavuştuk. Yepyeni bir güne başlamanın heyecanıyla merhaba dedik doğan güneşe ötüşen kuşlara esen rüzgara, eşimize dostlarımıza çocuklarımıza arkadaşlarımıza herkese merhaba. Dünü geride bıraktık. Hatasıyla sevabıyla yaşandı geçti. Şimdi yeni bir sayfa açıldı. İyi kötü hayır şer sevap günah her ne yaparsak yazılacak olan bir sayfa. Günün sonunda bu sayfaya ne yazılmışsa yarın ahirette karşımıza çıkacak. ”Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür” buyuruyor Rabbimiz. Sağımızda solumuzda bulunan melekler yaptığımız her şeyi kaydediyor. Yapılan bu kayıt ahirette açılacak ve burada yaptığımız her şeyi orada göreceğiz. Televizyon programında şöyle bir diyalog izlemiştim: Seyirci, hocaya soruyor. -hocam bu yazıcı melekler ne ile yazıyorlar?-Hocanın cevabı manidar diyor ki –kardeşim sen meleklerin ne ile yazdıklarını değil de ne yazdıklarını merak etsen daha iyi olmaz mı.-…Gerçek ten de öyle nasıl olsa her şey kayıt altına alınıyor o zaman hep güzel görüntü vermek lazım değil mi.

Uyandığımız her sabah, yarından önceki son sabahtır. An itibariyle kim bilir kaç kişi için bu son sabahtır. Ne mutlu bize ki Rabbimiz, hatalarımızı telafi etmemiz için bir gün daha verdi. Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz “Kişi gündüz günah işlediğinde Allah O’na tövbe etmesi için geceyi, gece günah işlediğinde gündüzü verir” buyuruyor. Hayatımızda güzellikleri artırmamız ve eksikleri gidermemiz için bulunmaz bir fırsat olarak bu günü değerlendirebilirsek ne mutlu bize…

Dünyada her sabah uyanışımız aslında mahşerde uyanışımızın delili sayılır bir bakıma. Mahşerde dirilişimizi anlatan bir ayet-i kerimede şu ifadeleri görüyoruz. “Sur'a (ikinci defa) üfürülür. Bir de bakarsın ki kabirlerinden kalkmışlar. Rablerine akın ediyorlar. Eyvah başımıza gelenlere! Kim kaldırdı bizi kabirlerimizden? İşte Allah'ın va'd buyurduğu buymuş. O Peygamberler doğru söylemiş derler.” Bu ayetler mahşerde dirileceğimizi bildiren ayetlerden sadece iki tanesi bunlara benzer birçok ayet-i kerime mevcuttur.

Yeniden dirilmeyle ilgili olarak Yasin suresi yetmiş sekiz ve yetmiş dokuzuncu ayetlerde şunu görüyoruz: “Kendi yaratılışını unutarak bize misal getirdi ve dedi ki çürümüş kemikleri kim diriltecek? De ki onları ilk defa yaratan diriltecek O, her türlü yaratmayı hakkıyla bilendir. ”Demek ki ölüm denen o uzun uykudan sonra, diğer anlamda da kıyametten sonra yeniden dirilerek mahşer meydanında toplanacağız. Sonra ne olacak? Bu dünyada yaptıklarımızın karşılığını görmek üzere hesaba çekileceğiz. Tıpkı eğitim öğretim yılının sonunda öğrencilerin karne almaları gibi biz de amel defterlerimizi alacağız. Amel defterlerinin verilmesi, amellerin tartılması ve sırat köprüsü, bunlar bizim mahiyetini tam bilemediğimiz ama mutlaka karşımıza çıkacak olan şeylerdir. Bu üç yerde kişi kimseyi hatırlayamaz bununla ilgili olarak rivayet edilen şu hadis bizi aydınlatmaktadır: Hz. Aişe validemiz -Allah ondan razı olsun- şöyle anlatmıştır: Bir gün cehennemi düşünerek ağladım. Benim ağlıyor olduğumu gören Hz. Peygamber: 'Ey Aişe! Niçin ağlıyorsun?' diye sordu. 'Ey Allah'ın Resulü! Cehennemi düşündüm de onun için ağlıyorum. Acaba siz kıyamet gününde aile efradınızı hatırlayacak mısınız?' dedim.
Bu sorum üzerine Allah Resulü şöyle söyledi: 'Kıyamet gününde insan şu üç yerde hiç kimseyi hatırlayamaz:
Birincisi; kişi, mizanın (terazinin) başında tartısının hafif ya da ağır oluşunu öğreninceye kadar hiç kimseyi hatırlamaz.
İkincisi kitaplar verilirken 'Geliniz, kitabınızı okuyunuz!' denildiğinde sağından veya solundan ya da arkasından mı verileceğini öğrenmedikçe hiç kimseyi hatırlayamaz.
Üçüncüsü ise cehennemin iki yakası arasında birçok çengelleri ve dikenleri bulunan köprü kurulduğunda ve Allah kullarından dilediğini burada alıkoyduğunda kişi kurtulup kurtulamadığını öğrenemedikçe ne aile efradından ve ne de başkalarından hiç kimseyi hatırlayamaz.” O gün pişmanlıklar bize bir fayda vermeyecek. Dünyaya dönüp de hatamızı telafi imkanımız olmayacak. Ama henüz bu dünyada olduğumuza göre halen yeniden başlamak mümkün. Öyle ise Kalan ömrümüzün ilk sabahı, geçen ömrümüzün de son sabahı olan bu sabahı en güzel bir şekilde değerlendirmeye ne dersiniz.
Bir savaş esnasında Peygamber efendimizin huzuruna gelen bir kişi diyor ki ben Müslüman olmak istiyorum ancak şu an savaş halindeyiz şimdi mi Müslüman olayım sonra mı? Peygamber efendimiz cevap olarak diyor ki Hemen Müslüman ol. O da şahadet kelimesini söyleyip Müslüman olduğunu ikrar ederek Müslüman saflarında savaşmaya devam ediyor. Savışın sonucunda onun da şehitler arasında olduğunu öğrenen Efendimiz diyor ki az çalıştı ama çok kazandı. Biz de geçen ömrümüzde ne olmuşsa olmuş. Eğer iyi bir yaşayışsa iyiliği artırarak devam etmeliyiz. Şayet Rabbimizin razı olmayacağı bir durum varsa bir an önce Onun rızasına uygun bir yaşayışa yönelmeliyiz. Geriye ne kadar ömrümüz kaldığını bilmediğimize göre bu gün tövbe etmiş olsak bizim için bundan sonrası varırdır. Rabbim her birimizi rızasına kavuşanlardan eylesin.


Bu haber 161 defa okunmuştur

:

:

:

: