Laf kalabalığı arasında süreç yine ötelendi

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide, yaptığı basın toplantısında sürece dair bunun son şans olmadığını, lakin en iyi şans olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide, yaptığı basın toplantısında sürece dair bunun son şans olmadığını, lakin en iyi şans olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ise düzenlediği basın toplantısında 'Eğer bu bir sinema yarışması olsaydı Oscar’ı hak edenler, sağımda ve solumda görmüş olduğunuz (Mustafa Akıncı ve Nikos Anastasiadis) beyefendiler bunu kazanırdı. BM de yardımcı oyuncu ödülünü alırdı' dedi.
Ve tekrar Espen Barth Eıde ile devam edelim..
“Cenevre’den kapsamlı bir anlaşma çıkmaz ama herkes evine döndüğü zaman ne yapacağını bilir durumda olacak.”
Hoş Guterres de benzeri şeyleri tekrarladı, aceleye getirilen bir antlaşma değil, sürdürülebilir bir antlaşma için çalışıyoruz dedi.
Bu doğrultuda bir açıklama da Avrupa Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker’den geldi.
Juncker, Kıbrıs’ta bir anlaşmaya ulaşılması için doğan fırsatın değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye’ye bakıyorum, Türkiye 2000’li yıllardan sonra Kıbrıs sorunu üzerine oluşturduğu çözüm odaklı siyasetini aynen sürdürüyor. Zaten sürecin bu noktaya taşınmasında da Türkiye’nin katkısı çok büyük.
İngiltere’ye bakıyorum, o da garantör ülke olarak bu sorunun çözülmesinden yana olduğunu sürekli belirtiyor olmasına karşın daha çok gelişmelere göre politika belirlediğini görüyoruz.
Yani şu ana kadar İngiltere’nin çözüm için ortaya koyduğu sadece tarafları zaman zaman bu konuda yaptığı açıklamalarla motive etmesidir.
Yunanista’a gelince, Kıbrıs’ta çözüm denilince odaklandığı tek hadise Türk askerinin adadan çekilmesi üzerine kurguladığı bir politika olduğudur. Onun dışında geliştirdiği bir öngörü yok. Dolayısı ile süreci bu şekilde dar bir çerçeveden esinlenerek yürütmeye çalışıyor. Bu nedenledir ki, Yunanistan’ın şu ana kadar sürece pek bir katkı sağladığını söylemek çok zor.
Hatta katkıdan öte süreci yavaşlattığını bile söyleyebiliriz.
Nitekim önce Mont Peleran, şimdi de Cenevre’de sürecin ilerlemesini durduran Yunanistan’ın samimiyetsiz tavrıydı, ve buna uyum sağlayan Rum yönetiminin çaresizliği..
Velhasıl anlaşılan o ki süreç Kıbrıs’a taşınacak.
Cenevre’de taraflara ödevler verilecek.
Ve Cenevre’de varılan uzlaşılar burada olgunlaştırılarak tekrar Cenevre’ye geri dönülecek.
Konu düzeyi teknik bir boyuta taşınmış durumda şu an..
Kısacası yeni bir takvimle yola devam edilecek.
Peki bu takvimleme de sınır olacak mı?
Hani o doğal takvim dediğimiz türden.
Açıkçası olması gerekir diye düşünüyorum.
Zira konferansta üzerinde uzlaşılan tarihler var.
Malum Güney Kıbrıs’ta seçimler geldi kapıya dayandı.
Rum lider Anastasiadis’in seçim hesapları içinde bu süreci sıcak tutup riske girmeden çözüyorum gibi görünüp, çözmemek arasında bir dengede tutacağı sanırım bilinmeyenli bir denklem değil.
Dolayısı ile bu süreci böyle kotarmak isteyecek.
Zaten Rum yönetimi politikaları gereği sürece zaman sınırlandırılması getirilmesine baştan karşı oldukları için, BM’nin de takvim belirlemede ki geniş hoşgörüsü sayesinde müzakerelerin ucu açık şekilde devam etmesi de ihtimal dışı değil.
Tabi ki bir vesile ile yaratılan bu ötelemenin sürece bir katkısının olması da beklenemez.
Evet, yarım asırlık bir sorundur Kıbrıs sorunu.
Evet, zaman bu sorunun daha da karmaşık hale gelmesini sağladı.
Evet, bu sorunu çözmek sadece Kıbrıslıların ortaya koyacağı çabalarla olmaz.
Evet, soruna doğrudan veyahut dolaylı etki eden güçler var.
Evet, bu sorunun artık çözülmesi gerektiğine inanan uluslararası bir toplum var.
Evet, bu sorunu, soruna doğrudan müdahil olan garantörlerin desteği olmadan çözmek mümkün değil.
Evet, her iki tarafın liderleri de büyük bir gayret gösteriyorlar bu sorunu çözmek adına.
Evet, ada halkları da artık bu sorunun çözülmesinden yana tavır koyuyor.
Evet, Kıbrıs sorunu çözüme hiç bu kadar yakın bir konuma gelmemişti.
Evet bu bir film olsaydı Oscar ödülleri liderlerin yardımcı oyuncu ödülü de BM’nin olurdu vs.
Bunların hepsine eyvallah diyorum.
Ve/fakat bizim nerede ise yarım asırdır devam eden Kıbrıs sorununda duymak istediğimiz çözüme dair öngörülen şans oranları değildir.
Bu bir film da değildir.
Burada rol de yapmıyoruz.
Doğrudan bire bir yaşıyoruz her şeyi..
Çözümsüzlüğü yaşıyoruz, insanlık onurumuz hiçe sayılıyor, dünyadan tecrit ediliyoruz.
İşte bundandır ki artık bizler çözümün ta kendisini bekliyoruz.
Yarım asırdır hiçe sayılan haklarımızı istiyoruz.
Evrensel değerlerin içinde olmak istiyoruz.
Kendi pasaportlarımız kendi kimliklerimizle var olmak istiyoruz.
Yoksa şöyle yaklaştık, böyle yakınlaştık, şu kadar şansımız var, bu kadar fırsatımız var değildir duymak istediklerimiz.
Somut göstergelerdir, kesin ifadelerdir.
Belirginliktir.
Noktadır görmek istediğimiz.
Allah aşkına yarım asırdır devam eden bir sorundan bahsediyoruz.
Kaç nesil geldi geçti bu sorunun üzerinden.
Kaç nesil yitip gitti.
Onca yılda konuşulmayan, görüşülmeyen ne kaldı?
Her şey görüldü, konuşuldu.
Kıbrıslı Rumlar Kıbrıslı Türklerin duruşunu biliyor.
Kıbrıslı Türkler de Kıbrıslı Rumların duruşunu biliyor.
Yıllardır pazarlıklar yapılıyor.
Müzakereler devam ediyor.
Sonra ara ara oluyormuş gibi oluyor, sonra tekrar başladığımız yere dönüyoruz.
Hop sil baştan..
Tekrar tekrar başa sararak başlayan süreçler.
Sonuç alınmayan görüşmeler.
farklı farklı liderler, farklı farklı BM bürokratları Genel Sekreterler.
Umutları kırılan insanlar.
Büyüyen bir belirsizlik.
Her gün biraz daha derinleşen bir sorun.
Yerleşen algı, kemikleşen statüko.
Bölünmüş bir ada.
Bir tarafında Rumlar, diğer tarafında Türkler.
Aynı gökyüzünün altında aynı sabaha uyanan, aynı akşama yatan insanlarız nihayetinde.
Bu sorun kaç lideri eskitti, kaç BM Genel Sekreterini emekli etti, kaç bürokratı ülkesine geri gönderdi.
Velhasıl değerli dostlar artık çok yorulduk.
Bünyemiz kaldırmaz oldu verilen umutları da.
Bu haber 519 defa okunmuştur

:

:

:

: