Karşılıklı özür dileyerek başlayabilirdik işe

Yıllardır aynı adada aynı gökyüzünün altında birbirimizi anlamaktan hep kaçındık.
Yıllardır aynı adada aynı gökyüzünün altında birbirimizi anlamaktan hep kaçındık.
Empati kuramadık.
Birbirimizin hassasiyetlerine karşı duyarlı olamadık.
Birbirimizi anlamak için de çaba harcamadık.
İşte şimdi yine o empati yoksunluğu ile karşı karşıya kaldık.
Rumlar 1950’li yılların ENOSİS ( Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı) oylamasına 67 yıl sonra yıl dönümü kutlaması yapmaya karar verdiler.
Bu ENOSİS hayalleri ya da ona beklentileri diyelim adada Türklerin bir çok acı yaşamasına vesile oldu.
Çünkü maksat olarak güdülen adanın Yunanlaştırılmasıydı.
Ve bunun üzerinden Türklerin kabusu olmuştu o yıllar.
Şimdi onca yıldan sonra ve adada devam eden çözüm sürecine rağmen Rumların bunu önümüze koyup yaşanan onca acının üzerine okullarında ayrılıkçılığı körükleyen insanlığı ötekileştiren savaşı çağrıştıran bir amaca hizmet etmiş günleri yıl dönümü kutlaması olarak geri getirmesi tamamen Rum iradesinin çoğunlukla konuya olan bakış açısını yansıtmaktadır ki bu son derece kaygı verici bir durum.
Oysa adada bir çözüm süreci yaşanmaktadır.
İki halkın birlikte yaşayabileceği bir federal çatının tesisi için çaba verilmektedir.
Ama maalesef bu çabalara rağmen de orta da bir samimiyetsizlik olduğunu görüyoruz.
Şu çok açık ki Rumlar çözümü bir tarafa bırakıp seçim telaşına girdiler.
İç siyasette denge kurmaya çalışan bir çözüm perspektifi hakim Güney’de.
Bu da haliyle süreci olumsuz etkiliyor.
Rum lider Nikos Anastasiadis de kendini buna iyice kaptırmış.
Çözüm falan taktığı yok.
Tamamen seçim odaklı bir tavır almış.
Tabi tek taraflı bir boyuttan bakmamak lazım konuya.
İşin bir de Kuzey ayağı var.
Kuzey’de de bu hassas süreçte yıl dönümü olarak kutlanan ve Rumlara bir çok acıları çağrıştıran günlerin de belki artık gözden geçirilmesinde yararlar vardır.
Kısacası Kıbrıs’ta kağıt üzerinde olduğu kadar fiiliyatta iki halk arasında karşılıklı anlayışı besleyecek adımların atılması ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu sanırım bir kez daha gördük yaşadık bu süreçte.
Keşke yıllardır kurulup kurulup sonra bozulan, ya da kızağa alınan müzakere masalarına oturmadan önce birbirimizden karşılıklı özür dileyerek çözüm süreçlerine başlayabilseydik.
Keşke birbirimize yaşattığımız acılar üzerinden özürlerimizi karşılıklı iletebilseydik.
Yüzleşebilseydik bütün bunlarla.
Ama yapamadık.
Adına çözüm süreci dedik demesine ama bir birimizi incitmeden de geri duramadık.
Birleşmeyi değil ayrılıkçılığı çağrıştıran geçmişi koyduk önümüze hep.
Ve bunu bugüne kadar karşılıklı yaptık.
Oysa birbirimizi anlamaya çalışabilirdik.
Birbirimizin hassasiyetlerine daha yapıcı yaklaşabilirdik.
Acıları, gözyaşlarını, savaşları çağrıştıran eylemlerden uzak durabilirdik.
Bunların hiç birisini yapamadık.
Ortak sevinçler yaşamak yerine birbirimizin acısı üzerine sevinçler inşa etmeye kalktık.
Olmadı tabi.
Olmuyor da zaten.
Zira bu sadece karşılıklı güveni yok etmedi, samimiyetsizliği de beraberinde getirdi.
Bu haber 173 defa okunmuştur

:

:

:

: