Türkiye hafızasını mı yitirdi?

Referandum sürecinde yapılan tartışmalara baktığımızda bu soruya “Hayır, yitirmedi” cevabını vermek neredeyse imkansız hale geldi.

Referandum sürecinde yapılan tartışmalara baktığımızda bu soruya “Hayır, yitirmedi” cevabını vermek neredeyse imkansız hale geldi.
Gerçekten 16 Nisan referandumunda “Hayır”ı savunanların ortaya koyduğu argümanlar toplum olarak hafızamızı tamamen yitirdiğimizi gösteriyor.
Ne diyor “Hayır” diyenler…
“Zaten ülke yönetiminde şu an AK Parti yok mu, Erdoğan zaten çok güçlü değil mi, ona rağmen karar almak mümkün mü? Bu sistem değişikliği ne için yapılıyor?”
Sorunun hemen ardından da cevabı yapıştırıyorlar… “Bu sistem değişikliği Recep Tayyip Erdoğan için yapılıyor…”
Bunu söylerken herhalde Recep Tayyip Erdoğan’ın sonsuza kadar iktidarda kalacağını, ya da AK Parti’nin ilelebet iktidar olacağını varsayıyorlar.
Daha da önemlisi Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında aynı partiden bile olsalar, hatta çok yakın bile olsalar, tarihte yaşanan anlaşmazlıkları görmezden geliyorlar. Sistemin nasıl kilitlendiğini unutmamızı istiyorlar.
Ya da bütün hesaplarını “Tayyip Erdoğan düşmanlığı” üzerinden yapmış olduklarından olsa gerek, tüm bunları görmezden geliyorlar.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen hafta yaptığı konuşmada tarihsel hafızamızı yokladı bu konuyla ilgili...
“Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, Başbakan İsmet İnönü ile anlaşabildi mi? Anlaşamadı, istifasını istedi. Arkasından İnönü geldi, o da anlaşamadı. Merhum Demirel, Özal hepsi başbakanlarla rahatsızlıklar yaşadı” diye hatırlattı hepimize…
Türkiye tarihine damga vuran bu liderler hatalı mıydı? Yoksa sistem Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında böyle bir çatışmayı özellikle mi yaratıyordu?
Gelin bu sorunun cevabını ararken Atatürk dönemine kadar gidelim.
İnönü Cumhuriyet’in ilanından itibaren, arada bir yıllık Fethi Okyar dönemini saymazsak, 1937 yılına kadar kesintisiz Başvekillik yapmıştı.
Atatürk ile İsmet İnönü, sanılanın aksine tam bir uyum içinde değildi. Tarihçi Cemil Koçak’a göre, Atatürk ile İnönü arasındaki anlaşmazlıkları 3 ana başlıkta toplamak mümkündü.

Birincisi, Atatürk, İnönü başkanlığında kurulmuş olan hükümetin icraatlarına sürekli müdahale ediyordu... Ki bu müdahaleler bazı bakanları görevden almalara kadar uzuyordu.

İkincisi, dış politika konusundaki anlaşmazlıktı. Özellikle Hatay konusunda. Atatürk Hatay’ı, kendi sezgisiyle anavatana katmanın mümkün olduğunu düşünürken, İnönü bu konuda aynı fikirde değildi.

Üçüncüsü, uygulanan ekonomik politika konusunda kendini gösteriyordu. Atatürk baştan beri devletçi bir politikanın başarısına inanmıyordu ve liberal bir ekonomik politikadan yanaydı. İnönü ise Atatürk’ün aksine sanayileşmenin devlet eliyle başarılacağına inanıyordu.
Peki Atatürk’ten sonra durum değişti mi? Hayır, Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki tartışma yine devam etti.
Cumhurbaşkanı İnönü’nün not defterinde, başbakanı olan Celal Bayar hakkında şunların yazılı olduğunu görüyoruz:
“Asıl mesele Celâl Bayar’ın malî ve iktisadî politikasıydı. Demagojiye fazla yer vererek başlamış olan bu iktisadî politika hiçbir temele istinat etmiyor. Devletin malî vaziyeti esasından harap oluyordu. Ticaret, millî para alt üst olmuştu. Bütün bu ahvalin, hattâ hükûmet azasından gizli kalması bir seneden beri takip ediliyordu. Atatürk zamanında geçen bu usûlün artık düzelmesi lâzımdı. Zaman geçtikçe hiç düzelmeyecek bir hâle gelebilirdi… Sabahleyin erkenden Celâl Bayar’ı çağırdım. Seçime yeni hükûmetle gitmek lüzumunu söyledim; kabul etti. İstifasını getirdi.”
İşte Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihine damga vurmuş Atatürk ve İnönü’nün cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık koltuğunda yaşadığı anlaşmazlıklar.
Peki bitti mi?
Turgut Özal, Cumhurbaşkanlığı döneminde kendi partisinden olan Başbakan Mesut Yılmaz ile anlaşabildi mi?
Peki ya Demirel… O Köşk’e çıktığında “Kızım” diye geride bıraktığı Tansu Çiller’le başbakanlığı döneminde anlaşabildi mi?
Merhum Başbakan Bülent Ecevit’in neredeyse kafasına anayasa kitapçığı fırlatan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i hiç saymıyorum bile.
Yaşanan devlet krizinin ekonomiyi nasıl alt üst ettiğine, bir gecede nasıl hükümet krizi çıktığına bizzat şahit olduk.
Tüm bunları hatırlayan birinin bu sistemin Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında her an yönetim krizi çıkardığını inkar etmesi en hafif tabiriyle hafıza kaybıdır, erken bunamadır.
Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün kişisel gayretleriyle yaşanan uyumun sonsuza kadar süreceğini kimse garanti edemez.
Devletler kişiler üzerine değil, sistemler üzerine yükselir.
Türkiye Cumhuriyeti de bu yeni sistem üzerinde 2073’e yürüyecektir.
Bu yürüyüşü durdurmak isteyen “Hayır” cephesinin nefesi ise ancak 16 Nisan’a kadar yeter.
Sandıktan çıkan “Evet”, Türkiye düşmanlarına da en büyük cevap olacaktır…

Bu haber 239 defa okunmuştur

:

:

:

: